NEDEN ?

https://plagiarism-turkish.blogspot.com


Yükseköğretimde Gözetim ve Denetim - Yasal Çerçeve ve Uygulamalar -
Devlet Denetleme Kurulu Raporu (2009) lütfen tıklayın

2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporu (2016) lütfen tıklayın

Bilim Akademisinin Sahte Belge ve İmza Üretimi Hakkındaki Açıklaması (2025) lütfen tıklayın

“Sahte Diploma Soruşturması” Hakkında Kamuoyu Bilgilendirmesi - Türkiye Barolar Birliği (2025) lütfen tıklayın

YÖK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YÖK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2024

İsmail ARI - Herkes işin içinde (BirGün)

TRT Temsilcisi Karahasan’ın da tutuklandığı Kıbrıs’taki sahte diploma ve yolsuzluk skandalı tartışılmaya devam ediyor. Kıbrıs Milletvekili Talat, “Tutuklananların bazıları adadaki iktidar çevrelerine çok yakın isimler” dedi.

Kuzey Kıbrıs Milletvekili Ongun Talat, “Son yılların en büyük skandalı” olarak nitelendirilen Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi’ndeki (KTSÜ) yolsuzluk ve sahte diploma soruşturmasını BirGün’e değerlendirdi.

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Milletvekili Talat, TRT Kuzey Kıbrıs Temsilcisi Sefa Karahasan’ın tutuklanmasına dikkat çekerek, “Bu soruşturma Şubat ayından beri gündemde. Rüşvet ve usulsüz harcama iddiaları da var. YÖK’ün Kuzey Kıbrıs muadili Yükseköğretim Planlama, Denetleme ve Akreditasyon Kurumu (YÖDAK) Başkanı ve bir üyesinin de bir bölümün açılmasına izin vermeleri karşılığında rüşvet aldıkları iddia ediliyor. Dolayısıyla bu soruşturmanın birçok boyutu var. Yıllardır da Kuzey Kıbrıs, Türkiye’nin arka bahçesidir ve bu skandalı da bundan bağımsız değerlendirmemek gerekir” dedi.

Kıbrıs için oldukça önemli isimlerin soruşturmada yer aldığını vurgulayan Talat şunları anlattı:

Geçmişte bakanlık yapan Kemal Dürüst veya Mağusa Polis Müdürü sahte diploma soruşturmasında tutuklanmıştı. Bunlar gündeme bomba gibi düşmüştü. Mesele bizim açımızdan üniversitelerin geldiği noktayı da gösteriyor. KKTC’yi yönetenlerin iddiası ‘üniversiteler bizim lokomotif sektörümüzdür’ şeklindeydi. Meclis’te komite oluşturuldu. Komitede veri toplama sıkıntısıyla karşı karşıya kaldık. Kurumların birbirinden haberi yok. Soruşturmanın üniversitenin sahibi Ece Uysal’ın şikâyetiyle başlatıldığı iddia edilse de bu bilgi hiç doğrulanmadı. Bazı tutuklamalar Kuzey Kıbrıs’taki iktidar çevrelerine çok yakın. Sefa Karahan TRT Temsilcisi olsa buradaki faaliyetleri bu TRT kimliğiyle tanınmıyor. Kendisine göre, Türkiye iktidarının çeşitli konularda bağlantı olarak kullandığı bir isim Sefa Bey. KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın da koruması tutuklandı bu süreçte. Ucu kime dokunursa dokunsun soruşturma genişletilmeli.

600’DEN FAZLA SAHTE DİPLOMA

Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi, MHP Mersin Milletvekili Levent Uysal’ın eşi Ece Uysal’a ait. Kıbrıs basınında yer alan bilgilere göre, üniversitenin küçük ortağı ve Genel Sekreteri olan, tutuklanarak olarak cezaevine gönderilen Serdal Gündüz’ün, sahte not girişleri yapılarak 600’ü aşkın kişiye sahte diploma verdiğini itiraf etti.

Gazimağusa Polis Müdürü Mahmut Barış Sel, başkent Lefkoşa’da çıkarıldığı mahkemece tutuklanmıştı. Sel’in 18 Ocak 2023 tarihinde KSTÜ’nün öğrenci kayıt sistemine girişi olmasına rağmen 11 Eylül 2021’de kaydolmuş gibi gösterildiği, 1 Şubat 2023 tarihinde 9 ders notunun gelişigüzel sisteme girildiği, tez sunmadığı halde sunmuş gibi gösterilip, 19 Haziran 2023’de işletme yüksek lisanstan mezun edildiği belirtildi. Skandal dair Kuzey Kıbrıs Meclisi’nde araştırma komitesi de kuruldu.

Ayrıca soruşturmaya ismi karışanlar şöyle:

• Milletvekili Emrah Yeşilırmak

• Cumhurbaşkanlığı Koruma Birimi’nde görevli polis mensubu

• Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bakanlık Müdürü Meray Dürüst

• Eski Milli Eğitim Bakanı Kemal Dürüst

• Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) mensubu Yarbay Özgür Alp,

•YÖK’ün Kuzey Kıbrıs muadili Yükseköğretim Planlama, Denetleme ve Akreditasyon Kurumu (YÖDAK) Başkanı Prof. Dr. Turgay Avcı ve eski yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Hasgüler

• YÖDAK Genel Sekreteri Derviş Refiker

VERİLEN DİPLOMA TÜRKİYE’DE DE GEÇERLİ

Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi 2016 yılında kuruldu. Diş Hekimliği, Tıp, Sosyal ve Beşeri Bilimler, Sağlık Bilimleri, Eczacılık ve Veteriner Fakültesi’yle eğitim veren üniversite bünyesinde iki ayrı yüksekokul bulunuyor. 2017 yılında da üniversite Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından akredite edilerek denklik aldı. Yani bu üniversitede mezun olanların diplomaları Türkiye’de de kabul görüyor, hekimlik yapabiliyorlar.

6 Mayıs 2024

Hüseyin EKMEKÇİ - Skandal tüm bir sistemi tehdit ediyor (HaberKIBRIS)

GÜZELYURT SAĞLIK VE TOPLUM BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ’NDEKİ SKANDAL TÜM BİR SİSTEMİ TEHDİT EDİYOR. SAHTE DİPLOMA İLE BÜROKRASİ VE SİYASETİ YÖNETMEK İSTEDİLER. VEKİL VAR, GAZETECİ VAR, BÜROKRAT VAR, AMİR VAR, MEMUR VAR, POLİS VAR, ASKER VAR... BU NE CÜRET?

EĞİTİM BAKANLIĞI DA… YÖDAK DA BÜTÜNÜ DÜŞÜNMEK ZORUNDADIR. OKUL YÖNETİMİ SAHTE DİPLOMA VE SONSUZ BİR PARAYLA SİYASETE YÖN VERMEYE ÇALIŞTI. YETER… KAPATIN GİTSİN…

Gerçekten bıktık. Güzelyurt Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi içerisinde kurulan çarpık düzenek artık ülke üniversite sektörünü tehdit eder bir noktaya geldi. Buna kimsenin hakkı yok. Gelinen aşamada YÖDAK radikal bir adım atmak zorundadır

Bu adım bellidir. Yargı süreci bitene kadar ilgili üniversitenin tüm faaliyetleri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde askıya alınmak mecburiyetindedir. Aksi taktirde sadece bu üniversite değil ülke yüksek öğrenim sektörü ciddi bir tehdit altındadır

Üniversite sahiplerinin Türkiye iktidarına yakın Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili olması bizim sorunumuz değildir. Bu ülke 100 bin öğrenci, onlarca yurt, taşımacılık sektörü ve üniversite etrafında oluşturulan her türlü hizmet sektörüne kolayca ulaşmadı

Kimse kusura bakmasın. Siz Güzelyurt’ta, üniversite sahibi olacaksınız, her türlü fakülte iznini çok rahat alacaksınız. Kötü bir yönetim oluşturacaksınız, üniversite mali olarak soyulacak, sahte diplomalar havada uçuşacak ama hayat hiçbir şey olmamış gibi devam edecek

Oldu canım. Başka ne istersiniz? İlgili üniversite sahipleri gelinen aşamada bir bedel ödemek zorundadır. Kimse kusura bakmasın. Hiç kimse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ekonomik ve siyasi otoritesinin üzerinde değildir. İster MHP milletvekili olsun, ister AK Parti, ister CHP

Bu ülkenin 100 bin öğrenci hedefi tarihsel bir misyonun devamıdır. KKTC’de üniversite izni alacaksınız ama hiçbir sorumluluğununuz olmayacak. Bunun bir bedeli vardır. Üniversite izni almak kadar buna layık faaliyetler göstermekte son derece önemlidir

Güzelyurt Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi bu maçı kaybetti. Üniversite yönetimi, sahipleri tarafından yanlış seçildi. Yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Başlarına giydiler. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti daha fazla zarar görmeden bu saçmalığa bir son verilmesi gerekir

100 bin öğrenci hedefi, AK Parti Hükümeti’nin değil çok daha öncesinde Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hükumetlerinin hayal ettiği bir pozisyondu. İş bu noktaya varmışken, hiç kimsenin bu büyük hedefi tarumar etmesine izin veremeyiz

İlgili üniversitenin isim değiştirerek yoluna devam etmesi de bu noktadan itibaren mümkün değildir. Bu ülke yasalarla ve tüzüklerle yönetilir. Nişantaşı Üniversitesi ismi ortalıkta dolaşıp duruyor. Ülke yasalarını dolaşarak, yeni bir isimle yola devam edilmesi mümkün değildir

Bu ülke bizim. Yasalar ve tüzüklerle belli bir kural içerisinde ülke yönetmek hükümetin boynunun borcudur. YÖDAK devletten büyük değildir. Siyasi baskılara boyun eğmez. Gereğini yapar. Bu saçma oyuna bir son vermek gerekmektedir. Bu ülkeyi seven bir gazeteci olarak talebim nettir

Üniversite vakit kaybetmeden kapatılmalıdır. Öğrencileri ülkemizde faaliyet gösteren diğer üniversitelere kayıt yapabilecek şekilde güvence altına alınmalıdır. Artık yeter. Bu kadar saçmalığı kaldıracak ne ekonomik ne de siyasi gücümüz vardır. YÖDAK derhal gereğini yapmalıdır

Son tutuklanan şahıs siyasetin yıllardır koruduğu ve kolladığı, semirttiği gazetecidir. Milletvekili var, bürokrat var, memur var, asker var, polis var, bakan sekreteri var, gazeteci var. KKTC vatandaşı var, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı var… Bu utanç yeterlidir

Hiç vakit kaybetmeden, KKTC devleti gereğini yapmak zorundadır. Kötü bir yönetime emanet edilen, kaynakları sömürülen, sahte diploma üzerinden siyaset ve bürokrasiye yön vermeyi murad eden bu yapı bedel ödemek zorundadır. Güzelyurt Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi derhal kapatılmalıdır

YÖDAK güç göstererek gereğini yapmak zorundadır. Bu irade geriye kalan tüm üniversitelerimizi kurtaracak, bu ülkede işini tam yapmayan herkese gözdağı verecektir. Sadece Güzelyurt’taki üniversite değil, diğer üniversiteler de gerekli dersi çıkaracaktır


Cenk MUTLUYAKALI - TRT temsilcisi Sefa Karahasan tutuklandı: Kuzey Kıbrıs ‘sahte diploma’ batağında (DİKEN)

‘Üniversiteler ülkesi‘ olarak tanıtılan Kuzey Kıbrıs ‘sahte diploma’ batağında. Şu ana dek tek bir üniversitede sürdürülen ve üst düzey isimlerin de tutuklandığı soruşturma başka üniversitelere de yayılabilir.

İstese tek günde alırmış!

Güzelyurt’ta bulunan Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi’nde (KSTÜ) ortaya çıkan sahte diploma skandalında mahkemeye çıkarılan son isim TRT Kıbrıs Temsilcisi Sefa Karahasan. Dün gözaltına alınan Karahasan bu sabah tutuklandı.

Mali polis, ‘sahte belge düzenlenme‘ suçlamasıyla tutuklanan Karahasan’ın, “İstesem tek günde de diploma alırdım” yönünde gönüllü ifade verdiğini belirtti.

Mali polisin Güzelyurt Kaza Mahkemesi’ndeki ifadesine göre Karahasan, diplomasına yönelik düzenlemeleri, hükümsüz tutuklu olarak cezaevinde bulunan KSTÜ’nün küçük ortağı ve genel sekreteri Serdal Gündüz’le birlikte yaptığını söyledi. Mahkeme, zanlı aleyhindeki soruşturmanın sürdürülmesi için üç gün tutukluluk emri verdi.

Karahasan, eski cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay’a yakınlığıyla biliniyor.

Üst düzey tutuklamalar

Soruşturmanın merkezindeki KTSÜ, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Mersin Milletvekili Levent Uysal’a ait. Uysal, soruşturmanın kurumun başvurusu üzerine başladığını öne sürmüştü.

Para karşılığı lisans, yüksek lisans ve doktora alınması’ şüphesiyle başlatılan soruşturma, ‘insan kaçakçılığı‘ şüphesiyle genişletildi.

Bugüne kadar eski eğitim bakanından cumhurbaşkanı koruma polisine, Yükseköğretim Planlama, Denetleme ve Akreditasyon Kurumu (YÖDAK) başkanı ve üyelerinden bir yarbay ve polis müdürüne, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müdüründen Kooperatif Şirketler mukayyidine kadar onlarca isim tutuklandı.

14 günde dört yıllık diploma!

Birçok kişinin derse dahi girmeden lisans ya da yüksek lisans diplomaası, hatta doktora aldığı ortaya çıktı. Bir hostesin 14 günde, dört yıl eğitim almış gibi üniversite diploması aldığı, özel kalem müdürü bir başka şüphelinin ise kayıt yaptırdığı gün okuldan mezun olduğu, dört yılda alınması gereken 61 dersi de birkaç dakikada tamamladığı bugüne kadar ortaya saçılan bilgiler arasında.

Halen cezaevinde bulunan KSTÜ’nün küçük ortağı ve genel sekreteri Serdal Gündüz’ün 600’ü aşkın kişiye sahte diploma verdiğiniitiraf ettiği de Kıbrıs Türk medyasına yansıdı.

KIBRIS gazetesine göre 600’ü aşkın diploma polis ve askeri personelin yanısıra birçok devlet memuru ve çeşitli meslek gruplarından kişilere usulsüzce dağıtıldı.

23 aktif, 12 ön izinli üniversite

Kıbrıs’ın kuzeyinde bugüne kadar 36 üniversiteye izin verildi, 23 üniversite aktif olarak eğitim verirken, 12 ön izinli yükseköğrenim kurumu da sırasını bekliyor.

Son dönemde üniversite enflasyonu kadar ‘öğrenci izni’yle adaya gelen kontrolsüz nüfus ve yabancılar da gündemden düşmüyor.

Üniversiteleri denetleyen başkan da tutuklandı!

Tutuklular arasındaki Prof. Dr. Turgay Avcı Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) Kuzey Kıbrıs muadili YÖDAK’ın başkanlığını yürütüyordu. Eski yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Hasgüler de tutuklu. Avcı’nın üniversitenin tıp fakültesi açma sürecinde 10 bin dolar, Hasgüler’in ise 4 bin dolar rüşvet aldığı öne sürülmüştü. Her iki isim de söz konusu suçlamayı reddetti.

Avcı soruşturma üzerine istifasını verdi.

Kimler tutuklandı?

Bugüne kadar tutuklanan isimler şöyle:

  • Serdal Gündüz, KSTÜ’nun küçük ortağı ve genel sekreteri
  • Kemal Dürüst, eski bakan, üniversitenin mütevelli heyeti başkan vekili
  • Çelebi Ilık, Kooperatif Şirketler mukayyidi
  • Mahmut Barış Sel, Mağusa polis müdürü
  • Meray Dürüst, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müdürü 
  • Doç. Dr. Serdal Işıktaş, rektör yardımcısı
  • Amir Shakerifard, Uluslararası Ofis direktörü
  • Şerif Avcil, polis müfettiş muavini
  • Özgür Alp, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nda yarbay
  • Prof. Dr. Turgay Avcı, YÖDAK başkanı
  • Prof. Dr. Mehmet Hasgüler, YÖDAK başkan yardımcısı
  • Derviş Refiker, YÖDAK genel sekreteri
  • Bengü Gazitepe, eski Türk Hava Yolları (THY) çalışanı
  • Muhittin Özsağlam, Çalışma ve Güvenlik Bakanlığı’nın eski özel kalem müdürü
  • Remziye Seven, içişleri bakanı sekreteri
  • Sefa Karahasan, TRT Lefkoşa temsilcisi, KSTÜ’nün mütevelli heyeti üyesi

Örtbas çabası mı?

Soruşturmalar sürerken KKTC Başbakanı Ünal Üstel’in başsavcıyla özel bir görüşme yapması da ülkede gündem olmuştu.

Tepkiler üzerine başbakanlık, ‘rutin bir görüşme yapıldığını, Üstel’in üst düzey devlet yetkilileriyle bu tür görüşmeleri düzenli olarak yürüttüğünü’ açıklamıştı.

Üstel’e yakınlığıyla bilinen bazı kişilerin sahte diploma sürecinde etkin rolü olduğu Kıbrıs Türk medyasında çok konuşuldu, ancak bu yönde herhangi bir resmi açıklama ya da tutuklama yapılmadı.

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, sahte diploma alan ancak kullanmayan kişilerin affedilmesini sağlayacak bir ‘pişmanlık düzenlemesi‘ önerdi. Tatar’ın önerisi, suça karışmış kişileri aklama formülü olarak değerlendiren hukuk çevrelerince tepki ve eleştiriyle karşılandı.

2011’den sonra ‘patlama’

Kıbrıs’ın kuzeyinde ilk üniversite 1979’da ‘Yüksek Teknoloji Enstitüsü‘ adıyla kuruldu. Şimdiki adı Doğu Akdeniz Üniversitesi.

Resmi rakamlara göre 1979’dan 2011’e kadar Kıbrıs’ın kuzeyindeki toplam üniversite sayısı altıydı.

1997’ye kadar Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ), Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ), Lefke Avrupa Üniversitesi (LAÜ) ve Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi (UKÜ) olmak üzere sadece dört üniversiteye izin verildi.

2003’te Türkiye ile KKTC arasında imzalanan anlaşma kapsamında ODTÜ Kalkanlı’da kampüs açtı.

2011’e kadar başka üniversite açılmasına izin verilmedi, ancak bu yıldan sonra tam bir patlama yaşandı ve sekiz yılda 28 üniversiteye ön izin verildi.

Üniversitelerden üçü Türkiye ile imzalanan protokoller sonrasında, 10’u Türkiye’den girişimcilerce kuruldu.

199 ülkeden 79 bin 801 öğrenci

YÖDAK verilerine göre Kuzey Kıbrıs’ta 199 farklı ülkeden 79 bin 801 öğrenci eğitim görüyor.

Bu öğrencilerden 7 bin 887’si KKTC, 39 bin 916’sı Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı, 31 bin 998 öğrenci ise diğer ülkelerden.

6 bin 733 öğrenci kayıtlarda ‘pasif öğrenci’ olarak geçiyor.

25 Nisan 2024

Dr. Tansu KÜÇÜKÖNCÜ(*) - Bilimci ve Üniversite Sıralamaları Kandırmacası

İnsafsız uçan Türk akademisyenler ve insafsız uçan Türk üniversiteleri

Yıllardır yılda bir kaç kez bilimci ve üniversite ve bunlara paralel ülke sıralamaları ortaya seriliyor: düpedüz kandırmaca! 

Bir listeye giremeyen öbür listeye giriyor. Yeni kurulmuş apartman üniversitesi, dünyada ilk 500'de... süper! Sanırsın ki biz Batı’dan değil, Batı bizden 350 yıl geride..! Sanırsın ki bilimi ve teknolojiyi Batı değil, biz keşfettik ve icat ettik. 

Müşterisi bol olmalı ki listeler giderek kalabalıklaşıyor, “Dünyada ilk bir kaç yüzbin bilimci listesi”: bunlar en çok makalesi olan ve en çok atıf alanlarmış. 

Listeler haftada 2 makale yayınlayan Speedy Gonzales uçan Türk bilimcilerle dolu: matematikçi, fizikçi, tıpçı, ne ararsan var, 2.000 makaleyi geçenler var, 10.000 atıfı geçenler var. Bunlara oluk oluk paralar, ödüller, teşvikler de akıtılıyor; her yerde (üniversite, bürokrasi, özel sektör) çok hızlı yükseliyorlar. 

Bunların bazılarını ne gören var ne bilen, kimsenin “gel seni bir görelim, tanışalım, çalışmalarını dinleyelim, ufkumuzu aç” dememesini de fırsat bilerek kimseyi uyandırmadan karanlık sularda avlanıyorlar. Aşağıdakiler haricindeki özellikle matematikçi ve fizikçi örnek isimlerden başka bir yazıda bahsedelim. Haftada 2 aşk mektubu yazmaya kalksan yazamazsın. 

Kim bunlar, nasıl beceriyorlar? 

Profesyonel yerli ve yabancı makale ve atıf şebekeleri ve parayla makale ve tez yazanlar ve yazdıranlar ve parayla her makaleyi basan “yağmacı dergiler” ve “yağmacı konferanslar”... ve yetmedi: “sahte dergiler” ve “sahte konferanslar”.

Meydan sahipsiz. Bilimcilerimiz ve üniversitelerimiz bu alanlarda dünyada ilk 3'te (Nijerya ve Hindistan ile), o kadar iddialılar yani. Yılda “çoğu işe yaramaz” 60.000 makale ile Türkiye, ülkeler arasında 20.lik civarında. 

Yabancı üniversite öğrencisi pazarında ülke sıralamasına bakarlarmış, Nijerya'nın pastadaki payından kapmaya çalışırmışız. O sayede 350.000 yabancı öğrenci bizi seçmiş ve bizi onurlandırmış, biz de onlar burada okusunlar diye neredeyse üstüne para verirmişiz.

Her Türk üniversite mezunu doğar

200.000 civarında akademisyenimiz var. Değil fazladan 350.000 yabancı öğrenciyi, 350.000 Türk öğrenciyi okutmaya yetmez. 8 milyondan fazla üniversite öğrencisini okutmaya yetmediği kesin! 

Ülkede her 10 kişiden 1'i üniversite öğrencisi. Milyonlarca üniversite mezununun 10'da 1'i için iş var mı? Yok! 

Bunlar acayip anormal. Çok tuhaf şeyler oluyor, ama ne? Bunlardan organize birileri haksız çok kazanıyor, kesin! Ülke çok kaybediyor, kesin! 

Bizle aynı nüfusa sahip bilim öncüsü ve bizden çok zengin Almanya'da 2 milyon üniversite öğrencisi var, o kadarıyla zor başa çıkıyorlar. 

Türk tipi makale rekortmeni araştırma tipi üniversiteler intihal doktora tezlerinde de rekortmenler

Ülkede yıllardır en çok matematik fışkıran 2 bölüm Ege Üniversitesi Matematik, Çankaya Üniversitesi Matematik ve en çok kuantum fiziği fışkıran 2 bölüm Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fizik ve Bilgisayar Mühendisliği için ilgili ve yetkili ve doğrudan muhatap herkese buradan bir çağrı yapalım:

Türk Matematik Derneği (TMD), Türk Fizik Derneği, Bilim Akademisi Derneği, Elektrik Mühendisleri Odası ve Bilgisayar Mühendisleri Odası da aracı olsun.

Şimdiye dek diğer Türk matematikçilerin ve fizikçilerin karşılaşmadığı, ya kendi sularında ya da bilmediğimiz uluslararası sularda yüzen, bu bölümlerdeki hocalar, dünyaya fışkırttıkları matematik ve fiziği, bizden esirgemesinler, bize de anlatsınlar. Bizi bölümlerine davet etsinler ya da Şirince'de Matematik Köyü'nde toplanalım, artık kendileriyle tanışalım, basını da davet edelim, anlattıklarını kayda alalım ve internete de koyalım, herkes faydalansın.DEVAMI>>

29 Mart 2024

Gözde BEDELOĞLU - Kıbrıs'taki sahte diploma soruşturması durduruldu mu? (BirGün)

Yaklaşık iki aydır Kıbrıs'ın kuzeyi 'sahte diploma ve yolsuzluk' skandalıyla çalkalanıyor. 
MHP Mersin Milletvekili Levent Uysal'ın eşi Ece Uysal'ın kurduğu Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi'nde (KSTBÜ) yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanıp serbest bırakılan üniversitenin Genel Sekreteri Serdal Gündüz'ün ifadesine göre, sahte not girişleri yapılarak 600'ü aşkın kişiye sahte diploma verilmiş. 
Kademe ve maaş artışı için yüksek lisans diploması alanların arasında polis, asker ve devlet memurlarının adı geçiyor. Ayrıca KKTC Meclisi'ndeki bazı milletvekillerinin diplomalarının da şaibeli olduğu söyleniyor. Soruşturmaya ismi karışanlar arasında Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'ın yakın koruması polis Şerif Avcil, okulun mütevelli heyeti başkan yardımcısı ve eski bakan Kemal Dürüst, eski bakanlık müdürü Meray Dürüst, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı mensubu Yarbay Özgür Alp, Ulusal Birlik Partisi (UBP) vekili Emrah Yeşilırmak, TRT Kuzey Kıbrıs temsilcisi Sefa Karahasan, Polis Müdürü Barış Sel, Yükseköğretim Planlama, Denetleme ve Akreditasyon Kurumu (YÖDAK) Başkanı Prof. Dr.Turgay Avcı, YÖDAK Genel Sekreteri Derviş Refiker ve YÖDAK eski üyesi Prof. Dr. Mehmet Hasgüler var. Polisin elinde yüzlerce kişilik bir liste olduğu konuşuluyor. 

∗∗∗

Sahte diploma, Kıbrıs ve Türkiye'de ilk kez gündeme gelen bir konu değil. Birgün'ün Serhat Boztaş imzalı 24 Eylül 2010 tarihli haberinde, TMMOB Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhcu'nun sözleriyle “sahte diploma ve denklik belgeleriyle mimarlık yetkisi kullanan organize bir sahtekarlıkla karşı karşıya olunduğu” aktarılmıştı. Muhcu, sahte diplomalar ile odaya kayıt yaptıran şahısların ortak özelliğinin ellerindeki diplomaların KKTC'deki üniversitelere ait olduğunu söylemiş ve durum ortaya çıkana kadar mimarlık hizmeti sunup mimari projelerin altına imza attıklarına dikkat çekmişti. 

Türkiye, bu ciddi soruna rağmen Kıbrıs'ın kuzeyinde ard arda üniversite açılmasını teşvik etmiş ve KKTC hükümetlerinden yatırımcılara arazi tahsisi ve vergi indirimleri gibi imtiyazlar sağlanması istenmişti. 2016 yılında MHP'li Levent Uysal'ın eşi Ece Uysal tarafından kurulan KSTBÜ'ye 2017'de YÖK tarafından denklik verildi. KTSBÜ mezunlarının diplomaları Türkiye'de kabul görüyor ve tıp fakültesi mezunları hekimlik yapabiliyor.

∗∗∗

T.C hükümeti olayın aciliyetini tesbit etmiş ve KKTC hükümeti de sahte diploma skandalıyla ilgili çözümü 'ana vatanın' desteğinde görmüş olacak ki YÖK heyeti YÖDAK ile birlikte teknik çalışmalar yapmak üzere Kıbrıs'a gitti. Küçücük adaya neden bu kadar çok üniversite açıldığı ya da yıllardır süren sahte diploma sorununa neden ilgi gösterilmediği tartışmalarına hiç girmeye gerek duymadan, eski Başbakan ve UBP milletvekili Faiz Sucuoğlu, adada çok fazla denetimsiz üniversite izni verildiğini, bazılarının tabela üniversitesi şeklinde kaldığını, bir nevi olaya ticari açıdan bakıldığını söyledi ve ekledi “bu diplomaları terfi için kullanalar ayrı ama bir de hiç bir yerde kullanılmamış diplomalar için ayrı bir şey yapmak lazım, çünkü iş farklı boyutlara gidecek gibi görünüyor ve bu büyük bir zarar verecektir.” 

Haliyle insan merak ediyor; okullar neden denetimsiz bırakıldı, YÖDAK yetkisiz bir kurum mu yoksa yetkisizleştirilmiş bir kurum mu, sahte diploma alıp kullanmayanlar da suç işlemiş olmuyor mu, işin gideceği farklı boyut ve zarardan kasıt nedir ve bu sadece ticari açıdan bakılan olayda kara paranın izi var mı?

Kıbrıs'taki Avrupa Gazetesi'nin 25 Mart Pazartesi günü yayınladığı haberin başlığında söylendiği gibi yoksa “tutuklamalar buraya kadar mı”? Polisin elinde yüzlerce kişinin adının geçtiği uzun bir liste olduğu söylenirken YÖK'ün devreye girmesiyle konu kapandı mı? KKTC hükümeti operasyonların daha ileriye götürülmemesi için Ankara'yla mı anlaştı?

∗∗∗

Gelin filmi biraz başa saralım. 2022'de, YÖDAK üyesi Prof. Dr. Hasret Balcıoğlu'nun diplomasının sahte olduğu ortaya çıktı. YÖDAK, başkan Turgay Avcı dahil tüm üyelerden ve üniversite rektörlerinden diploma ve transkript belgelerini istedi. Ancak Avcı, Prof. Dr. Mehmet Hasgüler başkanlığında görevlendirilen araştırma heyetine, not dökümünü içeren transkriptini sunmadı. Konu, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'ın “ben gördüm, diploma gerçek” deyip onaylamasıyla kapandı. Turgay Avcı'nın mühendis olarak çalışabilmesi için meslek odasına kayıt yaptırması zorunluyken herhangi bir kayda rastlanmaması da şüpheleri artırdı. 

Yine Avrupa Gazetesi'nde dün yer alan diğer bir habere göre KKTC üniversitelerinden Türkiye'deki bazı üst düzey yetkililere de hakkı olmayan ünvanlar verildi. Bunlardan biri, Mehmet Hasgüler'in ortaya çıkardığı, Türkiye'nin eski Tokyo büyükelçisi Umut Arık'a ait. Arık, Japonya'da kendisine verilen 'onursal doktora' ile Kıbrıs'taki Lefke Avrupa Üniversitesi'nden önce yardımcı doçentlik ardından doçentlik aldı. Üniversite, YÖDAK'ın doçentliğin iptal edilmesi yönündeki talebini reddetti. Bunun üzerine polise giderek şikayetçi olan ve Arık tarafından tehdit edildiğini iddia eden Hasgüler'in çabası sonuç verdi, Arık'ın doçentliği iptal edildi.

∗∗∗

O halde akla takılan bir diğer soru şu; bu iki örnek ile sahte diploma konusuna ciddiyetle yaklaştığı anlaşılan Prof. Dr. Mehmet Hasgüler nasıl oldu da KSTBÜ'de başlayan soruşturmaya dahil edildi? 

Hasgüler, üniversite bünyesinde açılan tıp fakültesine verilen 'hızlandırılmış' izin için rüşvet almakla suçlanıyor. Suçlamayı reddeden Hasgüler, iznin YÖDAK'tan önce hükümet tarafından verildiğini ve bunun kanıtının da KSTBÜ'de çalışan iki akademisyenin Bakanlar Kurulu tarafından tıp ve eczacılık fakültesi temsilcileri olarak ilan edildiği karar olduğunu belirtiyor. Tutuksuz yargılanan Mehmet Hasgüler adadaki sahte diploma skandalıyla ilgili cevapsız bırakılan sorular olduğunu söylüyor ve ciddi iddialarda bulunuyor. Kıbrıs ve Türkiye dışında hangi ülke vatandaşlarına ve ne kadar diploma satıldı? Hasgüler'e göre skandal KSTBÜ ile sınırlı değil, şu an soruşturmaya dahil edilmeyen başka üniversiteler de var ve bunlar Türkiye'deki bürokratlara, daire başkanlarına doktora verdi. Görevdeyken YÖDAK olarak, YÖK, YÖDAK ve Eğitim Bakanlığı'ndan izinsiz açılan lisans ve yüksek lisan programlarını durdurduklarını söyleyen Hasgüler oralardan kaç kişinin sahte diploma aldığının araştırılması gerektiğini belirtiyor. 

Polisin içinde bu diplomaları alanların sayısı kaç? Kaç tane ordu mensubu, müsteşar, müdür bu yolla  barem yükseltti? İddia edildiği gibi İran ordusuna da diploma satıldı mı? Cevap bekleyen bunun gibi daha pek çok soru varken Türkiye'nin krize el koyması soruşturmada sona gelindiğinin bir işareti mi, göreceğiz.

28 Mart 2024

Ulaş BARIŞ - Sahte diploma skandalı basit bir olay değildir…(KIBRIS POSTASI)

Geçen gün yazdığım köşe yazısı kimi çevrelerde büyük yankı uyandırmış. Orada yazdığım en önemli şey, diploma soruşturmasını sürdüren Polis Genel Müdürü 1.Yardımcısı Ahmet Beşerler’in görev süresinin dolacağı ancak bu sürenin uzatılması için 6 ay önce bir önerge sunulduğu üzerineydi. Yine benim iddiam, bu görev süresinin hükümetin ayak sürümesi sonucu uzatılmadığı şeklindeydi. Sebebini de onun titizliğinden hoşlanmayanlar olması şeklinde vermiştim.

Nitekim uzatılmadı da.

Geçen akşam itibarıyla polisin genel müdürü yardımcıları yaş haddinden emekliye sevk edildi. Beşerler’in yerine soruşturmayı yönetecek olan kişinin de aynen onun gibi titizlikle çalışacağını düşünüyorum. Tabii ki bunu zaman gösterecek.

Ancak bu diploma işinin sadece polis bacağı yok. Tüm sorumluluk polise yüklenemez.

İşin içinde hükümetten tutun da üst düzey bürokrasi, asker, akademisyenler Türkiye hatta İran’a kadar uzanan geniş bir profil ağı var.

Bütün bunları araştırmak sadece polisin değil ayrıca savcılığın da üzerine düşmektedir. Hadi hükümet demeyeyim ama özellikle de meclisteki muhalefetin bu konunun takipçisi olmak boynunun borcudur.

Elbette basın da kamuoyunu aydınlatmak için sorumluluğunu göstermelidir. Tabii yalan yanlış teyitsiz bilgileri yayarak değil.

Fakat tüm bu dediklerimin dışında işin bir de YÖK ayağı vardır.

Bildiğiniz üzere YÖK’ten üst düzey bir heyet, ortaya saçılan skandalın büyümesi üzerine hafta başı adaya geldi. Bu geliş, bizimkilerin daveti üzerine filan olmadı. Bunu da geçen gün yazmıştım ve iddiamın arkasında duruyorum.

İşte bu heyet son 3 gündür çeşitli üst düzey toplantılara katılmış.

Denilen o ki YÖK Başkan Vekili, YÖDAK’ın yeni başkanı, yine YÖK’ten üst düzey bir kişi ve Türkiye Büyükelçisi önemli bir toplantı yapmışlar.

Aldığım duyuma göre Kıbrıslı Türkler adına YÖDAK’ın yeni başkanı değil, elçi konuşmuş. Normaldir, yeni başkan daha ‘toydur’ diye böyle olmuştur herhalde demek isterdim ama bu hep olan bir şey zaten.

Buna takılmadan toplantıda ele alınanlara bakacak olursak, KKTC’de bulunan toplam 22 üniversiteden 17 tanesi YÖK’e akredite. Diğer 5 tanesi ise değil.

Ortaya atılan fikirlerden bir tanesi bu 5 üniversiteyi ve diğer 17 üniversitenin akredite edilmemiş tüm bölümlerini YÖK’e akredite etmek şeklinde olmuş.

Böylece YÖK’ün sistemine kayıtlı olacak bu kurumların vereceği tüm diplomalar kontrol altına alınabilecekmiş. Yani sistem içinde bir KKTC alanı yaratılacakmış, bunun için serverde bir yer kiralanacakmış.

“Mış” diyerek konuşuyorum çünkü bu konuda henüz resmi bir açıklama yok.

Ama bu iki kurum arasındaki ilişkilerin geçmişine bakarsak kimi imza edilen protokollere pek uyumladığını açıkça görebiliyoruz.

Mesela 25 Haziran 2014 tarihli gazetelere bakarsak şöyle bir haber görürüz: “YÖK, Kıbrıs’taki üniversiteleri de denetleyecek.”

O zaman şu an geldiğimiz duruma bakarsak ya bu denetimler yapılmadı ya da yapılmaya gerek duyulmadı.

Öte yandan yine YÖDAK’ın, YÖK’ê bağlı özerk bir kurum olan Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK) arasında 30 Temmuz 2021’de imza edilen protokolün amacı üniversitelerin kalitesini daha da ileriye taşımak olarak açıklanmış.

Geldiğimiz durumda para karşılığı 1 günde alındığı iddia edilen diplomalar ve YÖDAK üst düzeyi hakkında da rüşvet iddiaları havada uçuşuyor. İleriye taşınan kalite bu herhalde!

Yine geçtiğimiz Eylül ayında Ankara’da YÖK Başkanının katılımıyla, YÖKAK’ta bir toplantı yapıldı. Orada da gündemin önemli maddelerinden bir tanesi KKTC üniversitelerinin akredite problemleriydi. Toplantı sonrası yapılan açıklamada bunun kısa sürede çözüleceği söylendi ama o konuda herhangi bir gelişme yaşanmadı.

Aynen geçen yıl Ağustos’ta YÖDAK Başkanının, YÖK Başkanına yaptığı ama beylik açıklamalarında öteye gidemeyen Ankara ziyareti gibi…

En son dün, yapılan üst düzey görüşmelerin ardından bizzat YÖK tarafından yapılan açılamada, yine aynı beylik lafları edildi. Ama bizim bu laflara karnımız çoktan toktur...

Yani kısacası, YÖK, KKTC üniversitelerinin ileriye gitmesi için pek fazla bir şey yapmamıştır diyebiliriz.

Hatta bence, KKTC’nin gelişen üniversite sektörünün Türkiye’de son dönemde mantar gibi büyüyen üniversite sektörü için büyük bir rakip olarak görülmektedir.

Bugün YÖK, KKTC üniversitelerini Türkiye’den gelen öğrenciler için ciddi manada burs vermeye zorlamaktadır. Bu burslar yüzde 75’lere kadar varmaktadır!

Bu gerçeği defalarca söylemiş ve yazmış birisi olarak, KKTC’nin yerli öğrencileri, gelinen noktada Türkiye’den gelen öğrencilerden daha fazla okul harcı ödemektedir. Eğer dünyada bunun başka örneği varsa söyleyin de bilelim!

Öte yandan, yeterli gelir elde edemeyen bir üniversite ne yapar? Gider kendine yeni Pazar arar. Sonra ne olur? Fırsatçılar devreye girip insan kaçakçılığı düzeneği kurar! İşte Afrika pazarının geldiği nokta da budur!

Başka ne yapar? Aha böyle sahte diploma verip para kazanarak kötü yola düşer!

Yani kısacası, sahte diploma meselesi öyle sadece bir skandal olarak düşünülmemelidir.

Hele de “aha gene biz yönetemedik” filan gibi zırvalıklara hiç gelmemeliyiz. İlla ki çürük yumurtalar vardır ama konu başkadır.

Çünkü ortada bir ‘yönetememe’ sorunundan çok ‘yönettirmeme’ işi vardır.

Kendi kendini yöneten ve ayakları üzerinde duran bir devlet özgür olur, bağımsız olur.

KKTC gibi AİHM kararlarında dahi alt yönetim olarak sayılan bir devletin böyle bir lükse sahip olamayacağını herkes bilmelidir.

Bilmeyen de eninde sonunda anlayacaktır…

24 Şubat 2024

Ulaş BARIŞ - Yüzsüzlük her yerde… (KIBRIS POSTASI)

Eski eğitim bakanı Kemal Dürüst, sahte diploma skandalı kapsamında tutuklandı ve dün mahkemeye çıkartıldı. Mahkemede olguları aktaran polis, Dürüst’ün “Sahte Belge Düzenleme, Sahte Belgeyi Tedavüle Sürme, Sahtekarlıkla Para Temini ve Sahte Belge Düzenlenmesini Tahrik Etme” suçlamalarıyla karşı karşıya olduğunu belirtirken, mahkeme 3 gün tutukluluk kararı verdi.

Mahkemede polisin verdiği bilgilere göre, üniversiteye 6 faklı şirketten 19 adet fatura kesildiği ancak bunun karşılığında üniversiteye hiçbir mal ve hizmet alınmadığının belirlendiğini belirtildi.

Bu faturaların toplamının 926 bin TL olduğunu, 19 faturadan 3’ünün de Kemal Dürüst’ün oğlu ve kızına ait House Hayvancılık Zirai LTD adına kesildiğinin belirlendiğini aktaran polis, bu 3 faturanın toplam değerinin de 165 bin TL olduğunu kaydetti.

Polis ayrıca, 77 bin TL’lik bir fatura olduğunu ve bunun bir alüminyum şirketine kesildiğini, ardından da bu şirketin aynı dönemde Kemal Dürüst’ün hesabına 60 bin TL aktardığını belirlediklerini söyledi.

Kemal Dürüst’ün oğlu ve kızına ait şirketi yönettiğini, evinde ve ofisinde aramalar yapıldığını, birçok belge- evraka el konulduğunu söyleyen polis, Dürüst’ün arabasında yapılan aramada ise teklif formları ve çek yaprakları bulunarak emare olarak alındığını aktardı.

Geçmiş dönemlerde tam 5 kez bakanlık yapan, daha da vahimi giriş cümlesinde belirttiğim gibi 2 dönem eğitim bakanlığı yapan Kemal Dürüst’ün dün yapılan mahkemesinde ortaya konulan bulgular bunlar.

Ülkenin en önemli marka değerlerinden bir tanesi olan üniversitelerin getirildiği durum, ortaya çıkan yıkım, yaşanılan itibar kaybını belki bugün tam olarak hissedemiyoruz.

Ama eminin, eski eğitim bakanının da karıştığı bu skandal, üniversite kurumlarımız için çok büyük tehlikedir ve acısını ilerleyen günlerde daha iyi anlayacağız.

Öte yandan bu ülkenin kurucu partisi olduğuyla sürekli böbürlenen UBP’nin mensubu olan Dürüst’ün siyasi hayatı 7 Ocak 2018 seçimlerinde meclis dışı kalmasıyla bir nevi bitmiş gibi duruyordu.

2022 seçimlerinde geri döneceği söylenen ancak bu gerçekleşmeyen Dürüst hakkındaki iddialar aslında yıllardır konuşuluyordu.

Özellikle son bakanlığı döneminde hakkında ortaya atılan iddialara gündeme gelen Dürüst, siyasi yaşamının ardından Güzelyurt’ta kurulan üniversitenin başında hayatına mutlu mesut devam ediyordu.

Ancak bu mutluluk Kudret Özersay’ın gündeme getirdiği, bir gazeteci gibi patlattığı bomba haberle birlikte bitmiş gibi görülüyor.

Elbette konu mahkemelik, masumiyet karinesi diye bir şey var ama Dürüst’ün konusu aslında şahsi bir meseleden öte ülkede gelinen durumun çarpıcı bir başka göstergesidir. O durum, Kıbrıs adasının kuzeyinde zorla kurdurulan düzenin tamamen çirkefe battığı gerçeğidir.

Hasbelkader içinde yaşadığımız bu düzenin etik değerlerden uzak, yozlaşmış, rüşvet ve yolsuzluğa batmış durumu kuşkusuz ne şimdiki zaman, ne de gelecek için güven vermemektedir. Şüphe yok ki geçmişte de durum aynıydı.

Dün sabah birlikte sunduğumuz programda Canan Onurer’in de vurguladığı gibi bu çirkefi ne hamaset nutukları, ne kahramanlık türküleri ne de dünyanın en büyük bayrağına sahip olmamız örtmektedir.

Bugün milliyetçi duygularını büyük bir hezeyanla Beşparmak dağlarına çizenlerin dini imanı para, daha fazla para, güç ve statükonun devam ettirilmesidir.

Bunun için de her yol mübahtır, her türlü filmi çevirme farzdır.

Uluslararası hukuktan kopuk bir düzenin hukuku, gerekli denetim mekanizmalarından yoksun yapısı eninde sonunda çürümeye mahkumdur. Nitekim devletin en tepelerinde görev yapmış kişilerin bu pervasızlığı, hukuktaki bu çürümenin varlığını bilmeleri ve buna güvenmeleridir.

Bir demokrasinin en temel prensibi güçler ayrılığı ilkesidir. Bu bilindiği üzere yürütme, yasama ve yargı olarak tanımlanır.

Bir ülkede yasama ve yürütme bu kadar yozlaşmışken, hukuk dışına taşmışken, o ülkenin yargısının bundan etkilenmeyeceğini düşünmek tam bir saflıktır. Nitekim romantik sol çevrelerin pek bir sevdiği ‘yargı son kalemizdir’ söylemi bu çerçevede saflıktan öteye gidemez.

Dediklerim elbette adaleti kendine yol edinmiş yargı mensupları için geçerli değildir, onları tenzih ederim.

Çünkü siyasi çürüme denilen şey esasen genel bir çürümeye emaredir ve bunun en önemli sebebi toplumun buna çanak tutmasıdır.

Kusura bakılmasın ama Dürüst gibiler bakanken ondan “kıyak” isteyen insan sayısı eminim ciddi miktarlardadır. Kendine kıyak istemek demek, kısacası yasa dışı bir şey istemek demektir. Bu kıyağı isteyenler, karşılığında gidip oy vermekte, diyetini ödemektedir.

Hal böyle olunca, toplumu böyle olan siyasetçi, işleri kendine yontma noktasında bir sakınca görmemektedir. Yani ortada karşılıklı bir çıkar ilişkisi vardır ve bunun gibi ortaya saçılmayan rezillikler gizli kaldığı sürece kazan-kazan pozisyonu oluşur. Yani “gör beni, göreyim seni.”

Dolayısıyla yaşananlara şaşırmıyorum. Bunlar içinde yaşadığımız sahte düzenin doğallığındaki gelişmelerdir. Maalesef toplum buna geçit vermektedir.

Rezillikler ve sahtelikler artık kötülüğün sıradanlaştığı bir yere varmıştır.

Vasatlık, fırsatçılık, adam kayırmacılık ve en önemlisi yüzsüzlük her yerdedir.

Bu düzen yıkılmadan, uluslararası hukuka geri dönmeden hiçbir şey olmayacaktır.

Bunu son yaşanılan rezilliklerden sonra daha da iyi anlıyoruz…

10 Haziran 2019

Dinçer GÖKÇE - Akademide ‘oto yıkamacı’ şoku (Hürriyet)

TÜBİTAK tarafından incelenen 15 bilimsel derginin para karşılığı yayın anlamına gelen ‘yağmacı yayıncılık’ yaptığı ortaya çıktı. TÜBİTAK raporunda, dergilerin sahibi şirketin yayıncılık dışında oto yıkama, haşere ile mücadele, organik tarım, kozmetik gibi birçok alanda faaliyet gösterdiği kaydedildi. Rapor üzerine YÖK de üniversiteleri uyardı.
AKADEMİSYENLERİN atama, yükseltme ve aldıkları akademik teşviklerde, yayımladıkları bilimsel makaleler önemli bir yer tutuyor. Çok sayıda derginin de ortaya çıkmasına yol açan bu durum, zaman zaman ‘para karşılığı yayın’ tartışmalarıyla gündeme geliyor. TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu tarafından da konuya ilişkin kapsamlı bir inceleme yapıldığı anlaşıldı. Kurul, şikâyete konu dergilerin imtiyaz sahibi Güven Plus Grup AŞ, şirketin kurucusu Murat Korkmaz ile bu şirket ile aynı adreste bulunan İstanbul Bilim ve Akademisyenler Derneği’ni mercek altına aldı. Dernek adına yayınlanan 15 dergi ile yüzlerce makale tek tek incelendi.
BİR YILLIK YAYINLAR İNCELENDİ
Bir yıldan fazla süren ve 15 derginin bir yıllık sayılarına ilişkin yapılan inceleme sonrası kapsamlı rapor hazırlandı. Dergilerde makalesi yayınlanan 55 akademisyenin ismine yer verilen raporda özetle şu tespitler yer aldı:
- “Dergilerde uluslararası bilim kurullarının yer aldığı belirtiliyor. Bu kurullarda isimleri yer alan kişilerin gerçekte dergiyle bir ilgilerinin olup olmadığı belli değil. Dergilerde görev alan kişilerin aynı dergilerde çok sayıda yayınlarının olması etik ihlalidir.
- Dergileri çıkaran şirketin sitesine göre, yayıncılığın yanı sıra, araba yıkama, temizlik, ilaçlama, kozmetik, promosyon gibi işleri de yapıyor. Bütün bu farklı işler de tek bir ofiste gerçekleştiriliyor. Bu şirketin dergilerine başvurularda ücret alınıyor. Dergiler yoluyla düzenlenen kongre ve konferanslarda katılımcılardan ücret alınıyor.
FARKLI UNVANLAR
- Dergilerin yönetiminde ismi geçen bazı akademisyenler, Korkmaz’ın eğitimi konusunda bilgi sahibi değil. Korkmaz, sahte akademik unvan kullandı. Yazışmalarda kimi zaman “Doç. Dr.” kimi zaman ise “Prof. Dr.” unvanı var. Korkmaz, sahibi olmadığı unvanları kullanarak çıkar sağladı. Hakkında ‘sahtecilik’ şüphesi tespit edildi. Farklı disiplinlerdeki dergilerde çok sayıda makalenin yazarı olarak yer aldı. Bu durum, ‘haksız yazarlık’ şüphesine yol açtı.
ŞERİF MARDİN’İ BİLE GEÇTİ
- Korkmaz’ın 2010’da 7 makale ile başlayan serüveni 2011 yılında 23 makale, 2012 yılında 43 makaleyle devam etti. 2016 sonuna gelindiğinde ise 261 yayınla erişilmesi zor bir rakama ulaştı. Korkmaz, 2017 ve 2018’de kendisi hakkında inceleme başlatıldıktan sonra makale yayınlama sayısında çok ciddi düşüş oldu. Oysa dünyanın işletmecilik alanında en üretken akademisyenlerinden biri olan Prof. Dr. Tamer Çavuşgil bile 40 yılda ancak 200 civarında makale yayınladı. Prof. Dr. Şerif Mardin ise 60 yılda yaklaşık 170 makaleye imza attı.
DERİN ETİK İHLALİ
- Haksız yazarlık ve sahtecilik yapan Korkmaz’ın sahtecilik durumu yargıya intikal ettirilmeli. Korkmaz’ın sahibi olduğu dergilerin yağmacı yayıncılık açısından incelenmesi için YÖK ve Üniversitelerarası Kurul’un (ÜAK) görüşüne sunulmalı. Dergilerin yayıncılığını bizzat Korkmaz yürütüyor. Buna rağmen, dergilerin İstanbul Bilim ve Akademisyenler Derneği yayın organı olarak sunulması Güven Plus AŞ ile derneğin aynı adreste faaliyet göstermesi derin etik ihlal kuşkuları oluşturuyor. Akademik kaygılardan ziyade çıkar amaçlı bir organizasyonun söz konusu.
- Akademik olarak yükselmek ve uluslararası endekslerce taranan dergilerde yayın yapmak isteyen akademisyenler şirketin müşterileri oldu. Bu dergilerin yayın kurulu, editör kurulu ve diğer yönetim mekanizmalarında ismi yer alan kişiler derhal kurumlarına bildirilmeli. Etik kural ihlali çok sayıda dergide ve birçok akademisyeni de kapsayacak şekilde gerçekleştirilmiş.
- Haberleri olmadan tanınmış kişiler yazar olarak eklendi. Hediye yazarlık kapsamında eklenen isimler arasında Dr. Kazım Selçuk Tuzcuoğlu, Doç. Dr. Murat Ercan ve Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu da var.”
ÜNİVERSİTELERE YAZI
Hazırlanan rapor sonrası TÜBİTAK Araştırma ve Yayın Etiği Kurulu gerekçeli kararını 26 Mart’ta hazırladı. TÜBİTAK’tan Korkmaz’a gönderilen 25 Nisan tarihli yazıda, kendisi hakkında 5 yıl süreyle yaptırım kararı alındığı bildirildi. 3 Mayıs’ta ise TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal’ın imzasını taşıyan yazı YÖK’e gönderildi. Yazıda, Korkmaz’ın etik ihlali yaptığı, yayıncısı olduğu dergilerin de yağmacı yayıncılık yaptıkları kaydedildi. YÖK Hukuk Müşavirliği de TÜBİTAK’tan gelen yazıyı, Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı ve tüm üniversitelere gönderdi. Yazıda “Murat Korkmaz’ın sahibi ve yazarı olduğu dergilerin, akademik teşvik, atama ve yükseltmelerde değerlendirme dışı bırakılması...” denildi.
YAPTIRIM NEYİ KAPSIYOR?
TÜBİTAK yönetmeliğine göre ‘haksız yazarlık’ yaptığı tespit edilen kişilere 5 yıl süreyle yaptırım uygulanabiliyor. Yaptırım uygulanan kişi, TÜBİTAK desteklerinden mahrum kalıyor. Murat Korkmaz’a TÜBİTAK tarafından yapılan bildirimde “Kurumca desteklenme kararı verilen veya yürütülmekte olan her türlü proje, burs ve etkinlik görevlerinizin sonlandırılmasına, başvuruların kabul edilmemesine, kurum destekli yayın ve sunum yapmamanıza karar verildi” denildi.
‘O YAZARLAR PROFESÖR DOÇENT OLDU’
- Murat Korkmaz, Hürriyet’e yaptığı açıklamada şunları söyledi:  “Bana verilen 5 yıllık cezaya karşı hukuki süreç başlatacağız. Haksız alınmış bir karar. Bizim dergilerimizde makaleleri yayımlanan bazı akademisyenler doçent oldu bazısı ise profesör. Her dergi yılda 3-4 sayı çıkıyordu. Her dergide onlarca yazar yer aldı. Bu, yüzlerce belki de binlerce akademisyeni ilgilendirir. Bu durum onlar için de kötü. Olumsuz etkilenebilirler. Ben şirketi kurdum ama sonra hissemi devrettim. Sigortalı çalışanım. Yayıncılık dışında emlakçılık da yapıyoruz. Dergicilikten para kazanamadık. Şirketin toplam 4 çalışanı var.”
ŞİRKETTEN YÖK’E YANIT
- YÖK yazısının bütün üniversitelere gönderilmesine, dergilerin imtiyaz sahibi Güven Plus Grup AŞ adına tepki gösterildi. Şirket adına noter yoluyla YÖK’e gönderilen 31 Mayıs tarihli yazıda özetle şöyle denildi:  “Rektörlükler eli ile tüm üniversite personeline hakkımızda gönderilen yazı kişilik ve özlük haklarına aykırı. TÜBİTAK sadece Murat Korkmaz’a 5 yıl süreyle ceza verdi. Bu durum, derneği ve şirketi bağlamıyor. Şarlatan ve yağmacı olarak adlandırılan dergilerin hiçbiri ücretli değil. Dergilerin bilimsel yönetimi tamamen ilgili editörlerine ait… Dergilerin, etik ihlal ve yağmacı dergi sınıfına alınması, editör, yazar ve hakem heyetlerini de zan altında bırakıyor.”

2 Mayıs 2019

"YAĞMACI" DERGİ YAYINLARI AKADEMİK YÜKSELTMELERDE KULLANILAMAYACAK (YÖK)

Üniversitelerarası Kurul (ÜAK), Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç'ın önerisiyle para karşılığı yayın yaptığından "yağmacı" (predatory) adı verilen dergilerde yayımlanan bilimsel makalelerin, akademik yükseltmelerde dikkate alınmamasını kararlaştırdı.
Türkiye, bu kararla dünya genelinde de hızla artan, akademik yükseltmeler için dergilerde para karşılığı yayımlanan makalelerin kullanılmasına "dur" diyen ilk ülkeler arasında yer aldı.
Üniversitelerarası Kurulun kararına ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Saraç, Türkiye'deki akademik yayınların sayısına bakıldığında bir sorun görünmediğini, asıl sorunun pek çok ülkede olduğu gibi yayınların niteliğinde olduğunu ifade etti.
Bazı dergilerde yer bulan makalelerin, araştırmaların niteliğinin çok düşük olduğuna işaret eden Saraç, şu bilgileri verdi:
"Bunun sebebi araştırıldığında 'yağmacı' şeklinde tanımlayabileceğimiz para karşılığı yayın yapan dergilerin giderek artması gösterilebilir. Aslında bu, bütün dünyada bir sıkıntı, bizim ülkemize has bir durum değil. Avrupa Üniversiteler Birliği de bunun üzerine çalışıyor fakat henüz alınmış bir kararları yok. Biz ilk defa bir karar aldık ve artık bu yağmacı dergilerdeki yayınların akademik yükseltmelerde kullanılmasına müsaade etmeyeceğiz. Üniversitelerarası Kurul da YÖK'ün önerisiyle bu kararı almış oldu. Bundan sonra açık ve net şekilde ifade ediyoruz ki yağmacı dergilerde yayın yapanlar, bu yayınlarını akademik yükseltmelerde kullanamayacak. Ancak yağmacı yayıncılık ile mücadeleyi YÖK'ün son zamanlarda önem verdiği açık erişim/açık bilim çalışmalarına zarar vermeden yürüteceğiz."
- Konferanslar da mercek altında
Saraç, yağmacı dergilerin yanında yağmacı konferanslar ve sempozyumları da mercek altına aldıklarını belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bazı konferanslarda, para karşılığı çeşitli alanlarda sayısı beş yüzü hatta bini aşan bildiriler sunuluyor, çok farklı alanların hepsi bir yere toplanıyor. Bu uluslararası toplantılara, konferanslara evinizden de elektronik ortamda katılabiliyorsunuz, bazen katılmasanız da, doğrudan özetini de gönderseniz oluyor. Tabii bunların hepsi para karşılığı. Buna da 'dur' diyeceğiz. Bu bildiriler de atama ve yükseltmelerde kullanılamayacak. Bununla ilgili de bir düzenleme yapıyoruz. Akademik teşvik alınması için paralı kongreler düzenleniyor, dergiler çıkarılıyor. Bu, akademinin namusunu haleldar ediyor."
- 5 rektör rapor sundu
Söz konusu karar, YÖK Başkanı Saraç'ın önerisiyle ve ÜAK tarafından 5 üniversite rektöründen oluşan komisyonun hazırladığı rapor doğrultusunda alındı.
Raporda, yayımlanmak üzere kabul edilen makalelerde, içeriğin özgün olmasını veya çalışmanın ilgili alana yüksek etki yapma potansiyeli barındırmasını beklemeyen ve yayımlanma şartı olarak yazarlardan ücret isteyen açık erişimli dergilerin, akademik camiada "yağmacı", "şaibeli" veya "predatör" olarak tanımlandığı vurgulandı.
Bu dergilerin ana amacının olabildiğince çok makale yayımlayarak para kazanmak olduğuna dikkat çekilen raporda, "Bu amaç doğrultusunda yayımlanan makaleler nitelik, özgünlük ve etki açısından çok düşük bir standarda göre değerlendirilmekte, hızlı yayın yapma sözü ile yazarları çok sayıda makale sunmaya 
cezbedilmektedir." ifadelerine yer verildi. 

- "Yağmacı" dergilerin özellikleri belirlendi
Raporda, "yağmacı" olarak tanımlanan dergilerin özelliklerine de yer verildi. Buna göre, bu tür dergilerin özelliklerinin "yayımlama için makale işleme ücreti (Article Processing Charge) ödenmesinin zorunlu tutulması", "makaleleri hızlı yayınlama sözü verilmesi ve yayınlanması", "ilan ettiği konu dışında veya birbiriyle ilgisi olmayan birçok farklı alanda makalelere yer verilmesi", "yayın ilkeleri açıklamasının eksik olması", "yayın ilkelerinde açıkça makalelerde özgünlük, önem ve etki aranmadığının belirtilmesi", "yayınlanan araştırmanın telif hakkını saklama veya koruma politikası olmaması" ve "hakem sürecinin gerçekçi işletilmemesi, hakem görüş ve önerilerinin yazar ile paylaşılmaması" olduğu belirtildi.
Bu dergilerden ücret alınan fakat değerli ve akademik usule uygun yayın yapanlar ayrıca değerlendirilecek.
- Türkiye'nin kararı dünyada ilkler arasında
ÜAK'ın aldığı karar doğrultusunda, her akademisyen, akademik yükseltmelerde makalesinin şaibeli dergilerde yayımlanmadığına ilişkin yazılı beyanda bulunacak.
Türkiye, YÖK Başkanı Saraç'ın isteği üzerine ÜAK tarafından alınan kararla, dünya genelinde, akademik yükseltmelerde ticari amaçla çıkarılan dergilerde para karşılığı yayımlanan makaleleri dikkate almayacak ilk ülkelerden olacak.
- "Dünyada para karşılığı yapılan yayımlar hızla artıyor"
Dünya genelinde son yıllarda akademik unvan almak isteyen akademisyenlerin hızla artmasına karşın, kapsamlı değerlendirmeler sonucunda makale yayımlayan dergi sayısında büyük bir değişiklik olmaması ücret karşılığı yayım yapan şaibeli dergilere talebi artırıyor.
Şaibeli dergilerdeki yayınların birçoğunun bilimsel nitelik dahi taşımadığı görüşünü savunan uzmanlar tarafından, makalelerin, insanlığa yeni bilgiler sunması, bilime katkı sağlaması, ilgili alanına yenilik getiren çalışmalar olması gerektiği vurgulanıyor.
Kaynak:Anadolu Ajansı

21 Mayıs 2016

Prof Dr Kayhan Kantarlı - BİLİM AHLAKI ENKAZINI RANTA DÖNÜŞTÜRMEK
( ALAKARGA 1132.sayı )

Uyguladığı görmezden gelme/örtbas etme tutumuyla, bilimsel hırsızlık (intihal) başta olmak üzere her türlü bilimsel sahteciliği sıradan bir olay haline getiren YÖK sistemindek bilimsel ahlak çöküşü, sistemin işbilir sözde bilim insanları tarafından muazzam bir kirli kazanç pazarı yarattı. Pazardaki alıcı sayısı, akademik yükseltmelerin ve son zamanlarda buna ek olarak düşük öğretim üyeleri maaşlarını yükseltmek için bulunan akademik performans formülünün bilimsel yayınların niteliği değil niceliği temelinde işlemesi sayesinde hızla yükseliyor. Pazarda kolayca müşteri bulan malın ne olduğu malum…sahte konferans ve 20 gün de yayınlama sözü vermek gibi ahlak sınırlarını zorlayan bilimsel dergiler [1]. Bazı mallara verilmeye başlayan TÜBİTAK desteği ise pazarın cazibesini daha da arttırmaktadır [2].   
Bu güne kadarki deneyimler ve yaşanan gerçekler YÖK’ün, yerlerde sürünen bu bilim ahlakı düzenini değiştireceğine dair en küçük bir umut vermiyor. YÖK her ne kadar hazırladığı ve parlamentoya sunulan yasa tasarısında [3], bilim etiği ihlallerini ve bunlara verilecek cezaların ne olduğunu açık bir şekilde tanımlamasına ve intihalin yaptırımı olarak “üniversite öğretim mesleğinden çıkarma” cezasının yeniden getirmesine karşın, tasarıda bilimsel sahtecilikler için söz konusu olmaması gereken zaman aşımı maddelerinin bulunması ,uygulamada yine örtbas etme ve görmezden gelme taktiğinin devam edeceğini işaretleri olarak karşımıza çıkıyor.   
İster üniversite öğretim mesleğinden, ister kamu görevinden çıkarma cezası olsun bilimsel hırsızlık suçu için böylesi ağır yaptırımların ardında yatan amaç "caydırıcılık"tır. Ancak bir cezanın caydırıcılığı her şeyden önce “örtbas etme” yi dışlayan, yandaşlık kaygılarından arınmış, tarafsız bir soruşturma yapılıp yapılmamasına bağlıdır. Açıkçası ceza var ama, hırsızlık örtbas edilip uygulanmıyorsa caydırıcılık yoktur. Sonuçta akademik ahlak yoksunluğu azalacağına daha da artar. Öyle ki ortalık bu ahlaki çöküntüyü, müşteri bulmakta hiç bir zorlukla karşılaşmadan ranta dönüştüren sahte bilimsel kongre, dergi ve sahte tez pazarlarından geçilmez olur.   
YÖK’den umudunu kesen bazıları ise bilim ahlakının kurtulması için bu pazarda “bağımsız bir Ulusal Bilim Etiği Kurulu” kurulması için imza masası açmaya kalkarlar. Ancak, 6 aydır kurulu olan bu masaya o kadar az insan yanaşır ki on binlerce akademisyenin dolaştığı pazarda imza sayısı başlangıçta atılan imzalarla 500’e bile ulaşmaz [4] .

Kayhan Kantarlı
Emekli Öğr. Üyesi
TÜMÖD İzmir Temsilcisi

9 Şubat 2016

Dr Tansu KÜÇÜKÖNCÜ(*) - "Akademik etik" Türkçe sözlükten çıkartılırken: doçentlik 2016 ve WASET pirofesörleri


Aralık 2009 tarihli Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu'nun YÖK ve üniversiteler hakkındaki raporuna göre Türkiye üniversite sistemi "yağma alanı, yağmalama alanı" ve haliyle öğretim vermekten ve bilimsel araştırma yapmaktan çok uzak. 
Yağmalanan Türkiye üniversite sisteminde doktora tezi, sadece 3-5 kişinin imzaladığı bürokratik kağıt, o kadar. Bomboş olabilir. Üfürükçü muskası gibi abuk sabuk şeyler içerebilir. İmzalayanların o branşla alakası olması gerekmez, doktora diplomalı olmaları da gerekmez, ne idüklerinin belirsiz olması da farketmez. Nasılsa "yeni YÖK" ve üniversiteler, doktora tezlerini gizler, kimsenin görmesine izin vermez. Gelişmiş ülkelerdeki akademisyenler tezleri görülsün diye uşraşırkan, görüldükçe mutlu olurken, Türkiye'de akademisyenlerin doktora tezlerini göremezsiniz, üstelik görmek isteyenlerin üzerine saldırırlar. 
Doktora diploması, sadece 1-2 kişinin imzaladığı bir başka bürokratik kağıt, o kadar. Doktora tezi gerekmez. Derslere girmek gerekmez, derslerin sınavlarına girmek gerekmez, doktora yeterlik sınavına girmek gerekmez. Nasılsa "yeni YÖK" ve Üniversiteler, doktora diplomalarının izinin sürülmesine, aslının astarının eşelenmesine izin vermez. 
Yani, durum çok kötü. Daha da kötüsü, bunları akademideki herkesin bilmesi, kimsenin gıkını çıkarmaması, tepki göstermemesi. Tepkisizlikleri sadece, bunları ortaya dökenlere acayip saldırmalarından korkmalarından değil. Tepkisizlikleri sadece, herkesin her pisliğin örtbas edileceğinden emin olmasından da değil. Tepkisizlikleri sadece, saldıranların, saldırtanların “dokunulmaz” olmasından da değil. Tepkisizlikleri sadece, kronik “koşulsuz itaat” hastalığının yaygınlığından da değil. Anadolu toplumunun en az 200 yıldır herşeye tepkisizliğinin nedeni her neyse, o daha etkili sanki. Tabi, tepkisizlik, kolayca çözülebilecek sorunları bile kısa sürede kangren haline getiriyor. 
Doktora tezi ve doktora diplomasını bu kadar değersiz hale getirenler, diğer yanda işini düzgün yapanların doktora öğrenimi görmesini engelliyor, keyfi olarak hiçbir gerekçe göstermeden bitirip diplomalarını almak üzereyken onları doktoradan atıyor. İşini düzgün yapanların ders vermesini engelliyor, onlara eziyet ediyor, fizikçiye kümeste hergün binlerce civciv ve yumurta saydırmak gibi angaryalar yüklüyor, sürgüne (örneğin fizikçiyi kümese) gönderiyor. Hiçbir fikri olmadığı halde üzerine aldığı derslere uğramamasını şikayet eden öğrencileri tehdit ediyor. Haksız yüksek not vaadiyle veya tehditle öğrencilerinden harem kuruyor. Haksız işe alma ve yükseltme vaadiyle veya tehditle akademisyenlerden, idari personelden, işçilerden harem kuruyor. Aynı anda Trakya Üniversitesi rektör yardımcısı, dekan, meslek okulu müdürü, ve Türkiye Bilimler Akademisi üyesi (YÖK kontenjanından) hem de yöneticisi olan ilahiyatçı bir kaç hafta önce “çocuk pornosu”ndan “Interpol”e yakalanmış ; üniversite ona teslim edilmiş, TÜBA ona teslim edilmiş, ilahi işler ona teslim edilmiş. Daha önce de aynı nedenle “Interpol”e yakalanan üniversite yöneticileri olmuştu. 
Dünyanın en büyük makale arşivi sitelerinden arXiv'in kurucusu ve editörü Dr Paul Ginsparg'ın Türkiye adresli akademik dergilere ve arXiv sitesindeki Türkiye adresli makalelere dair bugünlerdeki görüşü şöyle : 
Unfortunately there are many such fake journals now. We have also had a large number of articles from Turkish grad students in math  differential geometry which the moderators say are undergraduate level textbook exercises. 
(Maalesef çok sahte dergi var. arXiv'de Türk lisansüstü öğrencilerine ait çok fazla sayıda matematik, diferansiyel geometri makalesi var ve moderatörlerimiz bunların lisans      seviyesindeki ders kitabı egzersizleri olduğunu söylüyor.) 
Dr Paul Ginsparg, Ağustos 2007'de arXiv sitesinde Türkiye'deki 4 üniversiteden (ODTÜ, Çanakkale Üniversitesi, Dicle Üniversitesi, Mersin Üniversitesi) 14 Türk fizikçinin 65 çalıntı çalıntı makalesini ODTÜ hocalarının yardımıyla yakalamıştı ve yayından atmıştı. Meşhur Nature dergisi, Eylül 2007'de bu skandalı haber yapmıştı. Yerli basın ve televizyonlar da birkaç gün ilgi göstermişti. 14 intihalci fizikçinin hepsi ödüllendirildi ve yükseltildi. Gelişmiş ülkelerde çalıştığı akademik konularda oldukça bilgili ve tecrübeli anlamına gelen ve üniversite dışında pek işe yaramayan doçentlik ve profesörlük, Türkiye'de jürileri tekeline alan gurupların yandaşlarına paylaştırılan saltanat ünvanları. Üniversitede beğenisine göre taht tahtarevan kapamayanlar, üniversite dışındaki “arpalık”lara hücum ediyor.  
Doçentlik sözlü sınavları şöyle özetleniyor : juri üyeleri, beleş geçirmek istediklerine, analarının adını soruyorlar, asla geçirmek istemediklerine ise, juri üyelerinin analarının adını soruyorlar.... 
30 yıl boyunca doçentlik jürisine 1 kez çağrılan ya da hiç çağrılmayan alanında çok iyi  meşhur dürüst hocalar var. 
Diğer yanda doçent fabrikatörü yapılan, doçentlik jürilerinin vazgeçilmezi yapılan akademik sahtekarlar var. "Bağlı oldukları guruplar"ın akademide üremesi için doçentlik jürilerinin tekeli yapılıyorlar. 
Işıl Öz görüştüğü akademisyenlerin “akademik derecelendirmeler ve kadroların askeriyeden farkının olmadığını” söylediklerini belirtiyor ve “başka ülkelerde görülmeyen bir ast üst ilişkisi olduğu aşikar” diyor. 
Dr Haldun Güner  Türkiye'de nasıl profesör olunduğunu gayet güzel özetliyor ... 
2015 Nisan Dönemi Doçentlik Sınavı Başvuru Kılavuzunda “doçentlik başvurularında akademik sahtekarlıkları yakalananlar”a yine yırttıklarının müjdesi veriliyor : 
Eski yönetmelik maddesine göre verilen kararların hukuki dayanaktan yoksun  olduğu gerekçesi ile Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nca iptal edildiği, yeni Doçentlik Sınav Yönetmeliğinde bu konuda bir hüküm bulunmadığı göz önüne alınarak haklarında etik ihlal nedeni ile belirli süre doçentlik sınavına başvuramama yaptırımı uygulanan adayların bu süreler dolmadan doçentlik sınavına   başvurabileceklerine, karar verilmiştir. 
WASET  World Academy of Science, Engineering and Technology, yağmalanan Türkiye üniversite sisteminin ürettiği ve kendisiyle yetinmeyip dünyanın başına da bela sardığı en büyük eseri. WASET, bir sahte akademik organizasyon. WASET sitesi, dünyanın en çok vurgun yapan (yılda 2 milyon euro üzeri) akademik dolandırıcılık sitelerinden biri. Dünyanın en azılı akademik dolandırıcılarından İstanbul Aydın Üniversitesi okula hiç uğramadan doktora öğrencisi (işletme) sahte Dr/PhD Cemal Ardıl ve Fatih Üniversitesi okula hiç uğramadan doktora mezunu (2014, Elektronik Mühendisliği) kızı Ebru Ardıl ve Okan Üniversitesi okula hiç uğramadan yüksek lisans mezunu (2013, Bilgisayar Mühendisliği) ve okula hiç uğramadan doktora öğrencisi oğlu Bora Ardıl'a (Bilgisayar Mühendisliği) ait WASET sitesi. Dünyanın heryerinde her hafta yüzlerce WASET sahte akademik konferansları düzenliyorlar. Onlarca WASET sahte akademik dergileri var, bir ara 150 civarındaydı. WASET'in sahte makale indeksi de var : International Science Index (ISI) ; çok mu tanıdık geldi yoksa !? WASET sitesinde 50.000 (elli bin) civarında makale var. Makale başına “kayıt dışı” 500 euro alıyorlar. 1-2 yıldır vergisiz “off-shore” şirketlerin cenneti Birleşik Arap Emirliklerinin “en denetimsizlik garantisi” veren Ras Al Khaimah Emirliği serbest ticaret bölgesinde sahte Dr/PhD Cemal Adına kayıtlı “World Academy of Science, Engineering and Technology FZE” isimli sadece kağıt üzerinde bir şirket var. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi sahte Dr/PhD Cemal Ardıl'ı dolandırıcılıktan attıktan (Şubat 2004) sonra, Türkiye'den 100 kadar üniversite (TÜBİTAK dahil), WASET'le vurgun yaparken bir çok sahte isim de kullanan azılı dolandırıcı Ardıl ailesinin yurtdışı banka hesaplarına 500.000 (beşyüzbin) euro'dan (= bir buçuk milyon TL) fazla para gönderdi ve hala tam gaz göndermeye devam ediyor. Atılmayıp üniversitede çalışıyor olsaydı, 1 yılda “elli bin” TL'den az maaş olacaktı, atıldığı tarihten beri “altı yüzbin” TL'den az eline geçmiş olacaktı. “Elli bin” TL civarında emekli ikramiyesi alabilecekti. Fiş, fatura, makbuz falan istemeden Türkiye üniversitelerinden hesaplarına aktarılan para, “otuz” yıllık maaşından fazla, emekli ikramiyesinin “otuz” katı. YÖK'ü ve üniversiteleri ve TÜBİTAK'ı resmi olarak defalarca uyarmak hiçbir işe yaramadı, yaramıyor. Turistik (seks turizmi dahil) WASET sahte konferanslarına yüzlerce akademisyen gönderdiler, hala gönderiyorlar. Yol, yolluk, ve diğer masraflarla birlikte WASET'in Türkiye üniversitelerine maliyeti 2.5 milyon euro civarında. Yani, 1 WASET sahte konferans makalesinin maliyeti 2.500 euro (yedibin beşyüz TL = 1 akademisyenin 2 aylık maaşı). Sefa Kaplan'ın WASET'i ve azılı akademik dolandırıcı Ardıl ailesini tanıtığı yazısının başlığı, “Türk Usulü Uluslararası Bilimsel Dolandırıcılık 'Parayı Bastıranı Profesör Yapıyorlar'” idi. Parayı kendi ceplerinden de bastırmıyorlar, üniversitelerine ödetiyorlar. 
“Yeni YÖK”ün Ekim 2016'dan itibarenki “yeni doçentlik” kriterlerine göre doçent (ve ardından pirofesör) olmak için WASEt'e parayı bastıranlar, WASET sahte konferans ve sahte dergi makaleleriyle kaç puan toplayabilir? Spor Bilimleri'ne bakalım (diğerleri de aynı). 100 puan toplamak gerekiyormuş :
1. Uluslararası Makale : n x 15 --> 105 puan
(en az 20 puan almak zorunlu, üst puan sınırı yok)
Uluslararası alan endekslerinde taranan dergilerde yayımlanmış makale (x 15 puan)
Uluslararası alan indekslerinin neler olduğu belirtilmemiş. WASET sahte indeksi (ISI: International Science Index) ve WASET sahte dergilerinin doçent yapılmak için yeterli olduğu anlaşılıyor !
7 WASET sahte dergi makalesi : 7 x 15 = 105 puan ediyor.
Sahte WASET dergilerinde onlarca makalesi olanlar var Türkiye'den.
Sahte WASET konferanslarında onlarca makalesi olanlar var Türkiye'den.
8. Bilimsel Toplantı : 4 x 3 --> 10 puan
(en az 5 puan almak zorunlu, en fazla 10 puan)
Uluslararası bilimsel toplantıda sunulan alanında bilime katkı sağlayan bildiri (x 3 puan)
4 WASET sahte konferans makalesi : 4 x 3 = 12 --> 10 puan ediyor.
5. Atıflar : n x 2 + m x 1 --> 100 puan
(en az 6 puan almak zorunlu, üst puan sınırı yok)
WASET sahte dergi makalelerinden (WASET sahte indeksindeler (ISI : International Science Index)) WASET sahte dergi makalelerine ve WASET sahte konferans makalelerine yapılan atıflarla (x 2 puan) ve her gün yağmur sonrası mantar gibi internet sitelerinde yenileri türeyen yerli malı dergilerden WASET sahte dergi makalelerine WASET sahte konferans makalelerine yapılan atıflarla (x 1 puan) 100 puan toplanabilir.
Yani, WASET sahte konferans ve sahte dergi makaleleriyle 215 puan toplanabiliyor. Doçent yapılmak için 100 puan toplamak yeterliymiş.
WASET benzeri yerli malı ve yabancı akademik sahtekarlık düzeneklerinden alınabilen puanlarla da aynı şekilde doçent olabilmek mümkün.
Her gün yağmur sonrası mantar gibi internet sitelerinde yenileri türeyen ne idüğü belirsiz yerli malı dergilerdeki en az 6 makaleden atıf almak zorunluymuş.
TÜBİTAK ULAKBİM indeksindeki dergilerde 3 makale sahibi olmak gerekiyormuş (24 puan getiriyor). TÜBİTAK ULAKBİM indeksindeki dergiler hakkında fikir sahibi olmanız için önce TÜBİTAK'ın kendi dergilerine bakalım. TÜBİTAK Elektrik'in yayından atmadığı ÇALINTI bir makale. 5 yıldan eski hileli makaleleri yayından atmazlarmış. Bekir Karlık'ın çok sayıdaki ÇALINTI makalelerinden biri. Bekir Karlık, TÜBİTAK Elektrik'in hakemlerinden ; yani, dergide hangi makaleyi yayınlayacaklarını ona soruyorlar. 
TÜBİTAK ULAKBİM indeksindeki dergilere bir başka örnek verelim. Başvurum üzerine SCI'den atılmış bir dergi : Mathematical & Computational Applications. Derginin sahibi Mehmet Pakdemirli, TÜBA üyesi (TÜBİTAK kontenjanından).  Bekir Karlık, en başından beri derginin editörü, yani dergide hangi makaleyi yayınlayacaklarına Mehmet Pakdemirli ile birlikte o karar veriyor. Editör Bekir Karlık bu dergide kendi ÇALINTI makalelerini yayınlıyor. Editör Bekir Karlık bu dergide yayınlamış makaleleri ÇALIP kendi adıyla başke yerlerde yayınlıyor (örnek-1 , örnek-2 ). Bekir Karlık'ın son makalesi de ÇALINTI ve UYDURMAydı ve yayınlandıktan bir ay sonra yayından atıldı .
Bekir Karlık, doçentlik jürilerinin aranan ismi, vazgeçilmezi ; jüri üyesi Mehmet Korürek'in danışman olduğu Özcan Kuyucu'nun İTÜ'deki yüksek lisans tezinden ÇALDIĞI doktora tezi rapor edildikten sonra bile defalarca doçentlik jürisi üyesi yapıldı.
TÜBİTAK ULAKBİM indeksine hangi dergilerin alınacağına birkaç kişilik birkaç kurul karar veriyor. Birkaç yıl önceki kurullardakilerin üyelikleri gerekçe söylemeden bitirildi. Birkaç yıl kurullar boş kaldı. İndeksteki dergilerin sayısı göze batmayacak düzeydeydi. Yakın zaman önce yeni kurul üyeleri geldi ve gelmeleriyle birlikte indekse eklenen dergilerin sayıları patladı gitti. Öncelikle kurul başkanlarının üniversitelerinin dergilerini ekliyorlar ; bazıları yeni ortaya çıkmış ve az sayıda makale içeren dergiler, artık onlardaki makale sayıları da patlayıp gidecek. TÜBİTAK ULAKBİM indeksine eklenen dergilerin 1-2 yıldır yayında gözükmesi yeterli.
“Yeni YÖK”ün yeni doçentliği, “akademik sahtekarlıklar”a itiraz imkanını sıfırlayacak yasa çıkarttırmak üzere olduklarını açıklamalarıyla gayet uyumlu
“Yeni YÖK”, bir yanda artık doçentlik başvurusu haricindeki “akademik sahtekarlıklar”a, ki herşey kapalı kapılar ardında gizli olduğu için bunu doçentlik jürisinde olmayanların farkedebilmesi de mümkün değil, ki bunlar da hep örtbas ediliyor, el sürmeyeceği yasa çıkarttırmaya çalışırken, diğer yanda Türkiye'de jürileri tekeline alan gurupların yandaşlarına paylaştırılan saltanat ünvanları olan ve üniversite dışında da ayağa düşürülen doçent, ve buna bağlı olarak pirofesör, yapmada tekel olmayı elinden bırakmak istemiyor.
Dışarıdan doçent olabilmek kaldırılmış gibi gözükse de Türkiye Tabipler Birliği'nin açıkladığı “hülle tıp profesörleri” (adım atmadıkları şehirlerde öğrencisi, binası, tabeladan başka hiçbirşeyi olmayan tıp fakültelerinde pirofesör yapılan ve “arpalıklar”a tepeden konanlar) listelerini ve çok sayıda benzerlerinin bilgilerinin gizlendiğini belirttiklerini hatırlarsanız, pratikte herşey mümkün.
Ders verme puanlanırken Türkiye akademisinde herşey hileli, keyfi ve gizli kapaklı olduğu için kiminin asistan olarak girdiği dersler yeterli sayılırken, kiminin sayılmayacak yurtdışında asistan olarak çalışan kimi "öğretim elemanı" olarak çalışmış sayılırken, kimi sayılmayacak.
28 Şubat darbesi dönemindeki vahşiliklere benzer şekilde, 28 Şubatçı akademi yöneticileri en büyük eziyeti öğretim görevlisi ve okutman, uzman kadrosundakilere yaparken, bu sefer öğretim görevlileri avantajlı (ders verdikleri için), bu sefer akademinin amele kadrosu asistanlar hedef tahtasında. Arkasında kimse olmayan ve yöneticilere yalaklanmayan asistanlara eziyet edilecek, istifaya zorlanacaklar.
DOI denen şeyin düzgün çalışan birşey olmadığını, çok hata olduğunu, ve SCI'de olup DOI kullanmayan, DOI benzeri diğer no'ları da kullanmayan çok dergi olduğunu da belirtelim.
“Yeni YÖK”ün “yeni doçentlik”i neler getiriyor, neler götürüyor ? :
  • TÜBİTAK ULAKBİM indeksinde dergi patlaması ve tabii ki dergileri seçen kurullara yakın olanlar ; yani, TÜBİTAK ULAKBİM indeksindeki dergileri tekelinde bulunduranlarla arası iyi olmayanların işi çok güçleşiyor,
  • TÜBİTAK ULAKBİM indeksindeki dergilerde makale yayınlama ücretlerinin patlaması (ücretsizken bir kaç yüz dolar olmak, birkaç on TL iken bin dolara fırlamak gibi) ; tabi bu ücretler, kendilerinden olmayanlar için,
  • herkesin ne idüğü belirsiz yerli malı dergilerin kucağına itilmesi, 
  • her gün yağmur sonrası mantar gibi internet sitelerinde yenileri türeyen yerli malı dergilerin ve “yerli malı uluslararası konferans” düzenleyenlerin patlaması,
  • herkesin sahte akademik organizasyon WASET'in kucağına itilmesi,
  • herkesin WASET benzeri sahte konferans düzenleyicisi ve sahte akademik dergi yayıncısı ve sahte makale indeksi işleten akademik dolandırıcıların kucağına itilmesi, 
  • sahte konferans ve sahte dergi makalelerinin patlaması,
  • yerli malı dergilerle bağlantılı “atıf çeteleri”nin patlaması,
  • akademik sahtekarlıkların her türlüsünün patlaması,
  • "Türk sahte bilimi"nin (Turkish pseudo science) patlaması,
  • Türkiye üniversitelerinde nükleerden matematiğe satılmadık diploma kalmamıştı, artık hala kalmışsa satmayan üniversite de kalmayacak, sadece zorluk dereceleri ve fiyatları farklı (satılık diplomaların dünyanın her yanından öncelikli müşterileri : her türlü musibet 3-kağıtçı, her türlü musibet örgüt - mafya üyesi, her türlü musibet istihbaratçı),
  • dürüst akademisyenlerin Türkiye akademisinde kökünün kurutulması ; zaten  barındırılmıyordu, yaşatılmıyordu ; yerli malları bir yana onlarla birlikte yağmalamak üzere buyur edilen ve bastacı edilen Türkiye üniversitelerindeki yabancı 3-kağıtçılar bile onların 3-kağıtlarına tepki gösteren nadir yerli dürüst hocaları aşağılıyordu.
Sahte konferanslar, sahte dergiler, ve atıf çeteleri hakkında “Plagiarism Turkish” sitesinde çok sayıda yazı bulunmaktadır.
“Akademik sahtekarlık”, Türkiye üniversite sisteminin yazılı olmayan resmi politikası olduğu için üniversiteler hep akademik sahtekarların hakimiyetinde. Dünyada akademik sahtekarların en güvenli limanlarından Türkiye üniversiteleri, korsan yatağı gibi. “Yeni YÖK”ün eskisinden farkı şu, “artık kağıt üzerinde de herşey serbest (!)” ; kağıt üzerinde “akademik sahtekarlık yasakmış” gibi gözüktüğü için örtbas etmeye uğraşmaya devam etmek istemiyorlar.
“Yeni YÖK”ün koro şefliğinde Türkiye üniversitelerinin WASET doçentleri, WASET pirofesörleri “yaşasın akademik sahtekarlık (!) yaşasın akademik sahtekarlık (!) yaşasın akademik sahtekarlık (!)” naralarıyla dünya biliminin başına bela olmaya geliyorlar ; atalarının yüzyıllardır katkı yapmadan izlediği, beğenmeyip kendilerinden uzak tuttuğu, dünyanın 4.000 yılda bugünlerde getirdiği, yanlış yolda ilerleyen bilimi düzeltmeye geliyorlar ; WASET dolandırıcıları İstanbul Aydın Üniversitesi doktor adayı sahte Dr/PhD Cemal Ardıl, kızı Fatih üniversitesi doktoru Ebru Ardıl, ve oğlu Okan Üniversitesi doktor adayı Bora Ardıl yanlarında davul zurna çalarak onlara eşlik ediyor. 
İyi seyirler Türkiye ! İyi uykular ! Rüyanda “yeni YÖK”ün, nükleer enerji maceranda başına ne belalar açacağını göresin !
(*)  Dr Tansu KÜÇÜKÖNCÜ : 2001 başından beri “elverişli eko sisteme yerleşen bakteri kolonisi  benzeri hızla çoğalan zehirli sarmaşık gibi ülkemiz üniversitelerini kuşatarak boğan, çürüten, kokutan, ve çökerten” “akademik sahtekarlık gelenekçileri”ne karşı insan hakları mücadelesi vermektedir.

!

Türkiye yırtıcı, şaibeli, sahte ve fake dergilerde en çok yayın yapan 3. ülke

Predatory journals: Who publishes in them and why? - Selçuk Beşir Demir Dünyanın en prestijli dergilerinden biri olan Elsevier tarafınd...

Predatory journals: Who publishes in them and why?

.....................................................................


...
...
...

* Rastgele Yazılar




.