NEDEN ?

https://plagiarism-turkish.blogspot.com


Yükseköğretimde Gözetim ve Denetim - Yasal Çerçeve ve Uygulamalar -
Devlet Denetleme Kurulu Raporu (2009) lütfen tıklayın

2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporu (2016) lütfen tıklayın

Bilim Akademisinin Sahte Belge ve İmza Üretimi Hakkındaki Açıklaması (2025) lütfen tıklayın

“Sahte Diploma Soruşturması” Hakkında Kamuoyu Bilgilendirmesi - Türkiye Barolar Birliği (2025) lütfen tıklayın

Gazete soL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gazete soL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2013

Rıfat Okçabol - İntihal suç değilse! (soL)

YÖK Ekim 2005’te, AKP’nin o zamanki Başbakanlık Müsteşarı Prof. Dr. Ömer Dinçer’e, yazdığı kitapta intihal yaptığı gerekçesiyle, “üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezası” vermişti. Çünkü intihal, üniversitede ve bilim dünyasında, akademik ahlak (etik) açısından en büyük suç. İntihal, bir başkasının çalışmasını, o kişiye atıfta bulunmadan (referans vermeden) aşırmak, kendi üretimiymiş gibi sunmak oluyor; hırsızlığın kibarcası yani! AKP’nin “Batıda ne varsa alıyoruz” dediği ülkelerde, kamu görevlisi, adı bir yolsuzluğa karıştığında ya da biriminde toplumu sarsan yanlış bir şeyler olduğunda görevinden istifa ediyor. İntihal yaptığı ortaya çıkan da, örneğin Almanya’nın eğitim bakanı ve Macaristan’ın Cumhurbaşkanı gibi, görevinden ayrılıyor. İntihal cezasına ne Dinçer aldırmıştı, ne AKP, ne de AKP’liler! Tam tersine AKP, Dinçer’i ödüllendirmiş, önce milletvekili, sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, daha sonra da Milli Eğitim Bakanı bile yapmıştı!
Ne yazık ki, intihal olayı bir tek Dinçer ile sınırlı değil; her yerde var ve saptaması da ayrı bir akademik ahlak konusu. AKP’nin intihale aldırmaması gibi, intihal saptandığında, “yazıktır” ya da “bizdendir” düşüncesiyle aldırmayan akademisyenler de var.
ANAP döneminde 1980’lerde piyasacı küreselleşme dalgasıyla başlayan “köşe dönme” eğilimi, 1990’ların sonlarından itibaren üniversiteye de sıçramıştı. Akademik yükseltmelerde uluslararası dergilerde yayın koşulunun getirilmesi, kiminin akademik yükselme konusundaki bireysel hırsı, kimilerinin de üniversitede kadrolaşma hırsı, insanları bir an önce doçent/profesör olma yollarını aramaya itmişti. Benzer durum tüm dünyada da görülüyordu. Pekin’den New York’a kadar son 10 yılda akademik sahtekârlıkta büyük bir artış izleniyordu (bkz. Cumhuriyet Bilim Teknoloji, 25 Ağustos 2006). Bu nedenle uyduruk hakemli dergiler de türedi. İki yıl içinde, biri 28 bir başkası da 40 araştırma makalesi yayımlayanlar da ortaya çıktı. Saygın sanılan dergilerde bile bir makalenin yayımlanması için, dergi editörlerinden makale yazarına, “Benim de adımı yazar olarak eklersen yazını dergide yayımlarız” gibilerinden teklifler de gelmeye başladı. Saygın dergiler de saygınlık kaybı başladı. Hatta uluslararası bir matematik dergisi, saygınlığını korumak adına, Türk öğretim üyelerinin aşırma (intihal) içeren makalelerini yayımladıkları için, 2007’nin yaz aylarında okurlarından özür dilemek zorunda bile kaldı.
Dinçer, YÖK kararının iptali için Ankara 1. İdare Mahkemesi’ne dava açmış, ancak mahkeme, Ocak 2008’de, “İntihal eylemi gerçekleşmiştir, Üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir” diyerek davayı reddetmişti. Yine de Türkiye’de intihal konusunda akıl-almaz bir olay yaşanmış, AKP’lileşen YÖK, mahkeme kararını hiçe sayıp intihal olmadığına da karar verip Aralık 2010’da Dinçer’e verilen cezayı kaldırmıştı!
Şimdilerde de intihal konusunda yine aklı-almaz bir haber çıktı. Meğer Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, bir intihal davasında, daha önce intihal konusunda mahkemelerce verilmiş kararlar yokmuşçasına, 2547 sayılı yükseköğretim ve 657 sayılı Devlet Memurları yasalarında intihale verilecek cezaya ilişkin bir madde olmadığı gerekçesiyle, 15 ay kadar önce intihal olayını hukuka aykırı bulmamış!
Nerden baksanız, “Buyurun buradan yak” derler ya, o misal! Geçmişte kimbilir kaç kişi intihal yaptıkları nedeniyle ceza aldılar, idari mahkemeler bu kararları onayladı. O zamanlar suç sayılan intihal, şimdi suç olmaktan çıktı! Danıştay’daki yeni kadrolaşma sonucu mu böyle oldu, yoksa gerçekten hukuksal bir boşluk mu var, anlamak zor.
Bir boşluk varsa, neden Danıştay ilgilileri uyarmıyor? Neden ilgililer ve YÖK bir şeyler yapmıyor? Bilinmiyor!
2010’da da Dinçer’in intihalini yok sayan, son bir yıl içinde öğrenci yönetmeliğini iki kez değiştirdiği halde 15 aydır bu intihal konusuna aldırmayan YÖK’ün tutumu, bu kurulun da intihali suç saymadığını gösteriyor.
Oysa akademik ahlak konusunda intihalin domino etkisi bulunuyor. Çünkü akademik yaşamdaki ahlaksızlık intihalle sınırlı değil: Masabaşı yayım, bilimsel yanıltma, disiplinsiz ve düzensiz araştırma gibi pek çok sahtekarlık var. İntihalin suç olmadığı yerde bu tür sahtekarlıklar kolay kolay suç sayılır mı? Bu tür sahtekarlıklar, kadrolaşma hırsı içinde olanlar için sevap bile sayılabilir!

12 Aralık 2013

Özgür Aydın - Minareyi çalan kılıfını hazırlar ( soL )

Öğretim Elemanları Disiplin Yönetmeliği’nin 11’inci maddesinin 3’üncü fıkrasında, “bir başkasının bilimsel eserinin veya çalışmasının tümünü veya bir kısmını kaynak belirtmeden kendi eseri gibi göstermek” olarak tanımlanan “intihal”, diğer adıyla “bilimsel aşırma”, üniversite öğretim mesleğinden veya kamu görevinden çıkarılma nedeni sayılıyor.
Böyle sayılıyor sayılmasına ama caydırıcı bir yaptırım gibi görünse bile aslında hiçbir anlam ifade etmiyor. Yasada yer almayan bir suçu yönetmelikle tanımladığınızda, mahkemelerin iptal kararları da kaçınılmaz hâle geliyor. Geçenlerde, Ege Üniversitesi emekli öğretim üyesi Prof Dr. Kayhan Kantarlı, kamuoyuyla Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun aldığı bir kararı paylaştı. Kurul’un 15 ay önce aldığı karara göre, öğretim mesleğinden veya kamu görevinden çıkarılma cezasının “2547 sayılı YÖK Yasası ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nda bu cezaya ilişkin bir düzenleme bulunmadığı” gerekçesiyle hukuka aykırı olduğu bildirilmiş.
Kısacası ortada bir suç tanımı varken, bir suç tanımlanırken, tanımlanan suçun yaptırımı ortadan kaldırılmış oluyor. Yani artık intihal serbest! 15 aydır YÖK bu konuda sessiz. Ortaya çıkan yasal boşluğu gidermeye yönelik her hangi bir girişimde bulunmuyor. Bu hukuk skandalı karşısında yaptığı tek şey, üniversitelere bir genelge göndererek “intihal iddiası ile açılan soruşturmalarda yargı kararı doğrultusunda işlem yapılmasını” istemek oluyor.
Evet, şimdiki durumda, intihal suçu sabit bulunan bir öğretim elemanı hiçbir suç işlememiş gibi görevine devam edebilecek, intihal suçu nedeniyle mesleğinden çıkarma cezası almış olanlar görevlerine geri dönebilecek. Kısacası, öğretim elemanlarına intihal yapma “hakkı” tanınmış, hatta özendirilmiş oluyor. Peki, bunu hocası değil de öğrenci yaparsa? İşte o zaman, öğrencinin yaptığı suç kapsamına giriyor. Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nin 7. maddesinin (f) fıkrasına göre, “seminer, tez ve yayınlarında intihal yapmak”, yükseköğretim kurumundan bir yarıyıl için uzaklaştırma cezasını gerektiren disiplin suçları arasında yer alıyor. Yani hocası için reva görülen bu durum, öğrencisi için ciddi bir suç olarak değerlendiriliyor.
***
Elbette yaşanan bu durum, her türlü ahlaki ve etik değeri hiçe sayan AKP hukukunun bir sonucu olarak tezahür etmiştir. Ancak bunun, basit bir “yasal boşluk” durumunun ötesinde olduğunu da belirtmek gerekir. Bilimsel bilgi üretiminin teknolojiye girdi sağlayacak biçimde sığlaştırıldığı, sermaye birikimine yönlendirilemeyen, piyasa değeri olmayan bilimsel bilginin değersizleştirildiği üniversitelerde, intihalin suç sayılması söz konusu sığlaştırmaya, değersizleştirmeye önemli bir engel oluşturuyor. Özgün olmak gibi bir derdi olmayan bu türden teknoloji taşıyıcılığı, “daha önce üretilmiş düşüncelerin dil yapısını değiştirerek kullanılması” olarak bilinen bir başka intihal türüne zemin hazırlıyor.
Diğer yandan, akademisyeni, puan toplamak için kısa zamanda pek çok makale yazabilme yeteneği olan makinelere dönüştüren süreç için de intihalin suç sayılması önemli bir engel. Aksi takdirde, ODTÜ’deki intihal skandalından anımsayacağımız gibi, aşağı yukarı iki yıl içinde bir araştırmacının 40, diğerinin de 28 makale yayımlaması olanaklı olur muydu? İntihalin suç olmaktan çıkarılması, makale yazma makinelerinin sınırlarını zorlamayacak artık!
Kısacası “yasal boşluk” olarak ifade edilen bu durum, aslında AKP’nin bilim politikasına çok da iyi hizmet ediyor. Yani yaşadığımız şey, minareyi çalanın kılıfını da hazırlamasıdır aslında.

7 Aralık 2013

İntihal suç olmaktan çıkarıldı! ( Gazete soL)

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, bilim hırsızlığı yapan öğretim üyelerinin üniversiteden atılmalarının yasal dayanaktan yoksun olduğuna hükmetti. Bir anlamda intihali serbestleştirdi.
Türkiye’de pek çok üniversitede, özellikle son yıllarda intihal vakaları artıyor. Danıştay ise bilim hırsızlığı yapan intihalcileri cesaretlendirecek bir karara imza attı. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, intihal nedeniyle üniversiteyle ilişiği kesilen öğretim üyesine verilen cezayı haksız buldu.

Hemen harekete geçen YÖK, üniversitelere bir genelge göndererek, bundan sonra yapılacak işlemlerin Danıştay kararına uyularak gerçekleştirilmesi talimatı verdi.

YÖK Yasası’na dayanarak çıkarılan Öğretim Elemanları Disiplin Yönetmeliği’nin 11’inci maddesinin 3’üncü fıkrasında yapılan düzenlemeye göre, “bir başkasının bilimsel eserinin veya çalışmasının tümünü veya bir kısmını kaynak belirtmeden kendi eseri gibi göstermek”, üniversite öğretim mesleğinden veya kamu görevinden çıkarılma nedeni sayılıyordu; ancak Danıştay’ın, 2012 yılında aldığı kararla bunu suç olmaktan çıkardığı ortaya çıktı.
Yasal dayanak yokmuş
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 15 ay önce aldığı bir karar, intihal suçunu tamamen yaptırımsız bıraktı. Kurul’un, Eylül 2012’de aldığı kararda “Öğretim Elemanları Disiplin Yönetmeliği’nde intihal suçunun yaptırımı olarak yer alan üniversite öğretim üyeliğinden çıkarılma cezasının, 2547 sayılı YÖK Yasası ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nda bu cezaya ilişkin bir düzenleme bulunmadığı” gerekçesiyle hukuka aykırı olduğuna karar verdiği ortaya çıktı.
Kurul, böylece bilim insanları için yüz kızartıcı bir suç olan intihal/bilimsel aşırmacılığın suç olmadığına hükmetti.
YÖK: Ceza vermeyin
Öğretim Üyeleri Disiplin Yönetmeliği 547 sayılı YÖK Yasası gereğince çıkarıldığından, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun cezanın kanuniliği ilkesi yönünden aldığı karar sonrasında, YÖK de yasal boşluğu gidermek amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı ve TBMM nezdinde herhangi bir girişimde bulunmadı. Üstelik, 15 Nisan 2013 tarihli bir yazıyla rektörlüklere bildirdi. YÖK’ün üniversitelere gönderdiği genelgede “intihal iddiası ile açılan soruşturmalarda yargı kararı doğrultusunda işlem yapılması” istendi. Bu genelge, intihal suçunu işleyen öğretim üyelerine herhangi bir işlem yapılmamasını istemek anlamına geliyor.
YÖK’ün genelgesi, 19 Kasım 2013 tarihinde İstanbul Üniversitesi Rektörü Yunus Söylet tarafından ilgili birimlere bildirildi.
Eski cezalar yok hükmünde
Diğer yandan, Kurul’un bu kararına göre, öğretim elemanlarına intihal suçu nedeniyle geçmişte verilmiş öğretim üyeliği mesleğinden çıkarma cezalarının tümü “hukuken yok hükmünde sayılma” durumuna geldi. Bugüne kadar bilimsel aşırmacılık nedeniyle üniversiteden atılan öğretim elamanlarına, görevlerine geri dönme ve atıldıkları tarihten bu güne kadar olan maaş ve her türlü maddi haklarını talep etme olanağı doğdu.
‘İntihalcileri cesaretlendirecek’
Ege Üniversitesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Kayhan Kantarlı, bilimsel yolsuzluk yapmaya niyetlenenleri cesaretlendireceğini söyledi. Kantarlı, yaptığı açıklamada yetkilileri, görevini ihmal ederek üniversitelerdeki bilimsel ahlak anlayışının tamamen çökmesine neden olacak bu skandala yol açan YÖK Başkanı hakkında gereğini yapmaya davet etti. Kantarlı, yasama organının da gerekli düzenlemeyi acilen yapıp yasal boşluğu doldurması gerektiğine dikkat çekti.
‘Böyle bir ceza ve fiil yok’
Dava, 2005 yılında Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde öğretim üyesiyken bir kitabında intihal tespit edilen Kamil Can Bulut tarafından açılmıştı. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, kararında “davacıya verilen üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezası ve bu cezayı gerektiren fiil 2547 sayılı Yasa’da da böyle bir ceza ve fiile yer verilmemiştir. Bu durumda, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezası ve bu cezayı gerektiren disiplin suçunun Yasal dayanağının bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu edilen düzenlemede ve bu düzenlemeye dayanılarak tesis edilen işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir” dendi. Karar, Halide Ayfer Özdemir’in karşı oyuna rağmen başkanvekili ve 15 üyenin oyuyla alındı.

!

Türkiye yırtıcı, şaibeli, sahte ve fake dergilerde en çok yayın yapan 3. ülke

Predatory journals: Who publishes in them and why? - Selçuk Beşir Demir Dünyanın en prestijli dergilerinden biri olan Elsevier tarafınd...

Predatory journals: Who publishes in them and why?

.....................................................................


...
...
...

* Rastgele Yazılar




.