NEDEN ?

https://plagiarism-turkish.blogspot.com


Yükseköğretimde Gözetim ve Denetim - Yasal Çerçeve ve Uygulamalar -
Devlet Denetleme Kurulu Raporu (2009) lütfen tıklayın

2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporu (2016) lütfen tıklayın

Bilim Akademisinin Sahte Belge ve İmza Üretimi Hakkındaki Açıklaması (2025) lütfen tıklayın

“Sahte Diploma Soruşturması” Hakkında Kamuoyu Bilgilendirmesi - Türkiye Barolar Birliği (2025) lütfen tıklayın

12 Ağustos 2026

Ramis SAĞLAM - Akademi çevresi 'intihali' tartışmaya devam ediyor (EVRENSEL)

İzmir — Üniversiteler Arası Kurul (ÜAK) Başkanlığı tarafından doçentlik ve profesörlük unvanı geri alınan Türkmen Töreli haberimizin ardından akademik çevrelerden ve sendikalardan yaşanan intihallere peşi sıra tepkiler geldi. Farklı üniversitelerde yaşanan “intihalleri” (aşırma) gazetemize aktaran akademisyenler, aşırmanın Türkmen Töreli ile münferit olmadığını belirtti.

Türkiye’deki akademik çalışmalarda genel benzerlik ve intihal oranlarının, yapılan araştırmalara göre ortalama yüzde 28 ile yüzde 36 arasında değiştiği ifade edilse de bu oranın gerçekte daha yüksek olduğu akademik çevrelerde ifade ediliyor. Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (BEPAM) tarafından yapılan bir araştırmaya göre tezlerin yüzde 34’ünde ağır intihal saptanırken, Türkiye'nin ortalama benzerlik indeksinin yüzde 28,5 olduğu açıklandı.

Sadece doçentlik tezi mi intihal?

AKP’li eski DEÜ Rektörü Nükhet Hotar tarafından dekan vekili olarak atanan, doçentlik ve profesörlük unvanı intihal nedeniyle geri alınan Türkmen Töreli ile ilgili olarak 7 Haziran 2004 tarihli Sabah Gazetesi’nde Savaş Ay imzalı haberde birçok iddia gündeme gelmişti.

Ay’ın haberinde, “H.B. ve A.H. isimli bu iki öğretim görevlisi daha önceden Dicle Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi'nde Araştırma Görevlisi olarak çalışırken, doktorasını bitirip Kocatepe Üniversitesi Uşak Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nde Yrd. Doç. ve dekan yardımcısı olarak çalışan, önceden adı T.K. iken mahkeme kararıyla adını T.T. olarak değiştiren şahsın, hem mastır tezi hem de doktora tezi yukarıda ismi geçen iki şahıs tarafından para ve çeşitli menfaatler karşılığında bizzat yazılmıştır” iddiası öne sürülmüştü.

Savaş Ay 12 Haziran 2004 tarihli yine Sabah Gazetesi’ndeki haberinde, bu öğretim görevlilerinin Dicle Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi'nde araştırma görevlisi olarak çalışırken, T.K. olan adını T.T. olarak değiştiren öğrencilerinin mastır ve doktora tezini hazırladıkları öne sürülmüştü.

İddiaya göre T.K.'nin bunun karşılığında H.B.'ye çalıntı bir otomobil hediye ettiği, “KPDS ve ÜDS sınavlarında sahte kimlik hazırlayarak bir başkasını sınavlara sokarak yüksek notlar aldırıldığı, ayrıca T.T. ve A.H.’nin de para karşılığı yerlerine başkasını sokup sınavı geçtikleri iddiası ileri sürülmüştü.

Türkmen Töreli'nin ismi, "Diyarbakır Kalesi ve Surları" (Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1997) adlı yüksek lisans tezinde Teslim Köse olarak geçiyor.

“Hotar akademisyen olarak değil sultan gibi yönetti”

Nükhet Hotar dönemini çok kötü bir dönem olarak değerlendiren DEÜ Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alp Ergör, Hotar’ın üniversiteyi bir akademisyen olarak değil bir sultan gibi yönettiğini söyledi.

Ergör, “Hotar’ın göreve getirdiği kimi kişiler görevde kalmaya devam ediyor. Anlaşıldığı kadarıyla adı geçen kişide onlardan biri. Bu düzeyde bir ‘ahlaksızlık’ yapıldığı halde bu kişi öğretim görevliliği görevinden atılamıyor. Oysa bu insanın öğrenciyle bir araya gelmesi son derece yanlış. Hotar döneminde yapılan birçok işin sorgulanması gerekecek. Çünkü dekanlığın önemli yetkileri var. Bu yetkinin nasıl kullanıldığına dair son derece ciddi tartışmalar var. Sonuçta doçentliği hak etmeyen bir insandan söz ediyoruz. Doçent olmadığı halde profesör unvanıyla dekan olarak atanmış biri. Ama bu ülkede intihal yaptığı halde yükselme çokça karşılaşılmayan bir şey değil. İntihal yaptığı halde YÖK Başkanlığı, Bakanlık yapmış olanlar var. Akademideki çözülme genel gidişattan farklı algılanıp değerlendirilemez. Akademisyenlerin birey olup tepki göstermesi gereken yerler var. Akademik kurullar akademisyenler birlikteyse bir işe yarayabiliyor. Yoksa korku ortamını çok da güçlendiren yerler. Karşı çıkan ya da doğruları savunan farklılıkları savunan akademisyenleri yalnızlaştıran yerler oluyor.” dedi.

Akademik yolsuzluklar eskiden beri üniversitelerin ciddi bir yarası

Yaşanan aşırma (intihal) veya daha geniş kapsamıyla akademik yolsuzlukların eskiden beri üniversitelerin ciddi bir yarası olduğunu söyleyen DEÜ Tıp Fakültesinden Prof. Dr. İzge Günal, “Geçmişte Uğur Mumcu ve Prof. Dr. Hasan Yazıcı’nın belgelediği, YÖK Başkanı İhsan Doğramacı’nın intihali veya 2006 Dokuz Eylül Ortopedi olguları ilk anda akla gelenler. Elbette sonraları çok sayıda başka akademik yolsuzluk haberleri de basında yer aldı. Sanırım ilk ortaya çıkartılanların üzerine yeterince gidilmemesi ve daha da önemlisi akademisyenlerin büyük çoğunluğunun bunlara tepkisiz kalması yolsuzlukların artarak devam etmesini sağladı. Üzerine gitmek bir yana, yolsuzlukları yakalayanların baskı altında kaldığını biliyoruz. Artık nereye elimizi atsak kuşkulu verilerle karşılaşıyoruz. Özellikle ‘kayyum rektörler dönemindeki’ hukuksuzluk ve liyakatsizlik kirlenmeyi çok daha üst boyutlara taşıdı. Öyle ki, yaptığım konuşmalarda 'aksi kanıtlanmadıkça her akademisyen suçludur' demek noktasına geldim. Akademik yolsuzluklar, üniversitelerin içini oyan, işlenebilecek en büyük suçtur. Bu konu en radikal biçimiyle çözülmedikçe akademi geriye gitmeye devam edecektir” ifadesini kullandı.

İntihalleri araştıran ETİK kurulları bilimsel mi?

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Jeofizik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Karabulut, aynı bölümde görevli bir öğretim üyesinin, biri Türkçe ve tek yazarlı, diğeri İngilizce ve iki yazarlı olarak yayımlanan ve içeriklerinin neredeyse bire bir örtüştüğünü düşündüğü iki çalışması hakkında YÖK’e etik başvurusunda bulunduğunu aktardı. Ancak İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Fen ve Mühendislik Bilimleri Etik Kurulunun başvuru konusu hakkında ‘kesin olmamakla birlikte etik ihlal tespit edilememiştir’ değerlendirmede bulunduğunu belirten Karabulut, “Bana göre bu karar, açık biçimde incelenmesi gereken bir etik sorunun üstünü örtmekten başka bir sonuç doğurmadı. Bu nedenle etik kurulların gerçekten bilimsel etiği koruyan bağımsız ve tarafsız yapılar olarak mı, yoksa kurumsal ve kişisel ilişkilerin etkisine açık mekanizmalar olarak mı işlediği sorusu, söz konusu dönemde görev yapan kurul üyeleri açısından ciddi biçimde tartışılmalıdır. Üstelik hakkında etik başvurusunda bulunduğum kişi daha sonra başvurumun asılsız olduğu iddiasıyla konuyu yargıya taşıdı ve buna ilişkin idari yargı süreci halen devam ediyor” bilgisini paylaştı.

Sürecin nasıl ilerleyeceğini takip ettiğini belirten Karabulut, “Söz konusu yayınların bilimsel yayın etiği açısından gereği gibi incelenmemesi, üniversitenin, yüz yıllık bir akademik geleneğe sahip bölümün ve en önemlisi bilimsel bilgi üretiminin güvenilirliğine zarar verir. Eğer bu yayınların etik ihlal oluşturduğu yetkili ve tarafsız bir inceleme sonucunda tespit edilirse, akademik kadro yenilemeleri, yıllık faaliyet raporları, akademik teşvik ödemeleri ve olası kamu zararı dahil bütün sonuçlarının da güncel YÖK mevzuatı çerçevesinde incelenmesi gerekir. Şimdi temel soru şudur: Türkiye’de akademik etik kurulları gerçekten bilimsel etiği mi koruyor, yoksa kimi zaman akademideki güç ve ilişki ağlarının birbirlerini koruduğu mekanizmalara mı dönüşüyor? Bakalım süreç nasıl ilerleyecek” dedi.

“Dünyanın tek imza ile rektör atayan ülkesiyiz”

Üniversitelerde son yıllarda ortaya çıkan intihal vakaları, sahte yayınlar, etik ihlaller, liyakat yerine kayırmacılık iddiaları ve bilimsel ölçütlerden uzaklaşan uygulamalar, yükseköğretimde yaşanan daha kapsamlı bir çürümenin göstergesi olmaya devam ediyor.

Dünyanın tek imza ile rektör atayan ülkesi olduğunu belirten Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, yaşanan intihal olaylarında -ki DEÜ ilk ve tekte değil- akademideki özerk ve demokratik olmayan yapılanmanın bir sonucu olduğunu söyledi. Hal böyle olunca, liyakatsizlik ve adam kayırmacılık sistemli bir kurala dönüşüyor. İntihal yalnızca bireysel bir etik ihlal değil, bilimsel güvenilirliği ve toplumun üniversitelere duyduğu güveni zedeleyen yapısal bir sorundur. Bilimsel özgürlüğün, akademik özerkliğin ve liyakat ilkesinin güçlendirilmediği; etik ihlallere karşı etkili ve bağımsız denetim mekanizmalarının işletilmediği bir ortamda bu tür vakaların önüne geçmek mümkün değildir. Üniversiteler, siyasi ve idari baskılardan uzak, özgür düşüncenin, eleştirel bilimin ve etik değerlerin esas alındığı kurumlar haline getirilmedikçe, bu çürümenin önüne geçmek zor olacaktır.

Akademik ve toplumsal olana yönelik bir ihlaldir

İntihali bir başkasının emeğinin görünmez kılınması olarak değerlendiren Eğitim Sen İzmir 3 Nolu Şube Başkanı Lütüfer Körükmez, sadece emeği çalınanlar bakımından değil, akademik ve toplumsal olana yönelik bir ihlal olduğunu söyledi.

Akademide intihali ve diğer etik ve teknik problemleri denetleme üzerine kurulu bir sistem olduğunu söyleyen Körükmez, “Jüriler bu sebeple var. Etik kurullar bu sebeple var. İlgili fiil soruşturma konusu olduğunda oluşan soruşturmacı kurulu bunun için var. Profesörlük unvanı, akademik topluluk içinde belirli bir bilimsel yetkinliğin ve akademik emeğin karşılığıdır. Bu nedenle bu unvanın hangi koşullarda verildiği, kimler tarafından değerlendirildiği ve değerlendirme süreçlerinin ne ölçüde bağımsız ve şeffaf olduğu bütün akademik camiayı ilgilendirir. Türkmen Töreli’nin profesörlük unvanının iptal edilmesi elbette yerinde olmuştur. Eğitim Sen İzmir 3 No’lu Üniversiteler şubesi olarak, üniversiteye gönderdiğimiz bir yazıda tam da intihalin kesinleşmesinin ardından gerekli adımların atılmasını talep etmiştik. Şimdi de bu durumun yarattığı haksız uygulamaların üniversite tarafından takip edilmesini talep ediyoruz” dedi.

Paraşütle atamaların sonuçlarını yaşıyoruz

Üniversitelerde paraşüt akademisyenlere karşı olduklarını ve buna karşı mücadele verdiklerini söyleyen Eğitim İş İzmir 4 Nolu Şube Başkanı Elbey Kale de "Son yıllarda paraşütle atlar gibi akademik atamalar yapılarak unvan almışlardır. Bu unvanların tekrar gözden geçirilmesi, gerçekten hak edildiğine bakılması en büyük talebimizdir. Bunun için mücadele veriyoruz ve vermeye devam edeceğiz" dedi.

22 Temmuz 2026

Nuray BABACAN - Sahte diploma cenneti! (NEFES)

Siyasi rakiplere tuzak kurmak için YÖK onaylı yatay geçiş hakkı üzerinden ‘sahte diploma’ algısı yaratılırken, 2016’dan beri devletin gözünün içine baka baka değişik versiyonlarda sahte diploma düzenlendiği ortaya çıkmıştı. Hem de kaç versiyon?

Yurt dışına gitmeden yurt içinden sahte lise diploması, yurt dışına gitmeden dershaneden sahte üniversite diploması ve tabi devletin gizli şifrelerini çalarak yurtiçi diploma sahtekarlığı…

Konunun yeniden radarımıza takılması, geçen hafta TBMM’de yapılan YÖK yasa değişikliği görüşmeleri nedeniyle oldu. Bir kişinin diplomasıyla uğraşırken, yüzlerce kişinin sahte diploma aldığı anlatıldı.

***

Bir yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın üst düzey kamu kurumları yöneticilerinin e-imzaları kopyalanarak sahte diploma düzenleyenler hakkında geçen yıl başlattığı soruşturma sürerken diğer sahtekarlıklar birer birer gündeme düştü.

Üç ayrı yöntemle yapılan ve yıllarca süren sahte diploma olayında, kaç kamu görevlisinin, ilgili kurumun veya bakanlık yetkilisinin sorumlu tutulduğunu hiç konuşmadık. İktidar, gelişmiş bir ülkede bakanları, üst düzey kamu yöneticilerini yerinden edecek böylesine büyük sahtekarlığı sanki başka bir ülkenin hikayesi gibi izledi.

***

Konunun film gibi anlatıldığı TBMM Milli Eğitim Komisyonu tutanaklarına bir göz atmak yetiyor. Bu tür sahtekarlıkları önlemek için nihayet yasaya madde eklendi. Aylar önce duyarlı bir daire başkanının fark ettiği olay, ‘hep birlikte uyuma’ değilse, devlette birilerinin iş birliği ile yürütüldüğü hissi yaratıyor.

Komisyonun CHP’li üyelerinin gündeme getirdiği diploma sahtekarlığı konusunda, YÖK Başkanı Erol Özvar’ın anlattıklarına bir kez daha kulak verelim;

“Bu sahteciliği açık bir şekilde cezalandırmaya yönelik önemli bir mevzuat düzenlemesi yaptık. 81 ile denetim gönderip bütün firmaları izlememiz takdir edersiniz ki oldukça zor. Ancak şikâyet geldikçe üzerine gidebildiğiniz şeyler bunlar.

(YÖK’ün yeterli elemanı olmayabilir ama İçişleri Bakanlığı ve MEB’in var!)

Şöyle olaylarla karşılaştık; Bir dershane, İngiltere’de ünlü bir üniversiteyle anlaşmış. Dershane üniversite adına kayıt yapıyor. Yurt dışına gitmeden üniversite adına hazırlık sınıfı düzenliyor.

Yetmiyor; birinci sınıfı dershanede okutturuyorlar. İkinci sınıfın ortasına kadar devam ediyor. Sonra diyorlar ki: “İngiltere’ye gelirse böyle bir diploma veririm, Türkiye’de bitirirsen böyle bir diploma veririm.”

Adı sanı iyi bilinen üniversiteler bunlar. Dershaneyle temas ediyorlar, dershane üzerinden öğrenci toplayıp eğitim yaptırıyor. Sonra da onlara İngiltere’de geçerli olmayan, diğer ülkelerde kullanabilecekleri diploma veriyor.

(Dikkatinizi çekerim, İngiltere’de geçerli olmayan… Kendi eğitim sistemini koruyor!)

Daha çarpıcı bir örnek. Üç sene önce Barbaros Bulvarı’ndan aşağı inerken belediye otobüsünün reklam kuşağında benzerini reklam olarak gördüm. Yani bu dershane diyor ki: “Falanca üniversitede okumak istiyorsanız gelin bize müracaat edin…”

***

Yukarda aktardığımız gibi bunun bir de lise ayağı var. 2016-2020 yılları arası hiç çıkmadıkları yurt dışından sahte “uzaktan lise diploması” alarak Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurumu’nu (YÖK) dolandıran 419 kişi saptanmıştı. Yurt dışına gitmeden, yurt dışı lise diploması alan ve Türkiye’deki üniversitelere denklik belgesiyle yerleştirilenler ortaya çıkmıştı.

Yani, kamu görevlilerin şifresini çalarak sahte diploma düzenleyen, yurt dışına gitmeden liseyi yurt dışında okumuş belgesi alan, yurt dışına gitmeden dershaneler üzerinden yurt dışından üniversite diploması alan gibi vahim olaylar konuşuluyor.

Yüzlerce sahte diploma, onlarca sorumlu ortada.

Biz, siyasi rakiplerimizin YÖK onaylı diplomasını konuşuyoruz…

13 Mayıs 2026

Akademik Çöküş: Geri Çekilen Zombi Makaleler Bilimsel Literatürü Zehirlemeye Devam Ediyor (LabHaber)

Bilim Dünyasında Giderek Büyüyen ‘Zombi Makale’ Krizi

Akademik dünyada yazılı olmayan bir kural vardır: Eğer bir makalede etik dışı uygulamalar, manipüle edilmiş veriler veya ciddi metodolojik hatalar tespit edilirse, o makale yayınlandığı dergi tarafından geri çekilir (retraction) veya üzerine bir uyarı notu düşülür. Beklenti, araştırmacıların güvenilmez hale gelen bu çalışmaları artık referans olarak kullanmaması yönündedir. Ancak, bilimsel yayıncılık ekosistemi üzerinde yapılan yeni ve kapsamlı bir araştırma, gerçeğin çok daha karanlık olduğunu gözler önüne serdi.

Uluslararası bibliyometri araştırmacılarının literatürde ‘zombi makaleler’ (zombie papers) olarak adlandırdığı bu yayınlar, resmi olarak iptal edilmiş veya işaretlenmiş olmalarına rağmen, yeni bilimsel çalışmalarda fütursuzca atıf almaya ve araştırmaları yönlendirmeye devam ediyor. Yeni yayınlanan bir ön baskı (preprint) çalışması, dergilerin uyguladığı yaptırımların ve yayınlanan editoryal bildirimlerin, sorunlu makalelerin atıf hızını yavaşlatmada neredeyse hiçbir işe yaramadığını çarpıcı verilerle kanıtladı.

172 Makale, 10 Binden Fazla Atıf: Vahim Bir Vaka Analizi

Aberdeen Üniversitesi’nden Hugo Studd ve Alison Avenell ile Auckland Üniversitesi’nden Andrew Grey ve Mark J. Bolland’ın başını çektiği dört kişilik bir bilimsel veri dedektif ekibi, İran’daki Kashan Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde görev yapan beslenme araştırmacısı Zatollah Asemi’nin mercek altına alınan 172 klinik araştırma makalesini analiz etti.

Araştırmacıların literatürdeki atıf verilerini derleyerek ortaya koyduğu tablo, bilimsel doğrulama mekanizmalarının iflasını işaret ediyor. İncelenen 172 makalenin dağılımı şu şekilde gerçekleşti:

  • 23 Makale: Tamamen geri çekilmiş (Retracted).
  • 38 Makale: Endişe beyanı (Expression of concern) almış.
  • 41 Makale: Çeşitli türlerde editoryal uyarı notlarına tabi tutulmuş.
  • 70 Makale: Henüz herhangi bir yaptırım veya işaretleme almamış.

2019 yılında söz konusu dört araştırmacı, bu makaleleri yayınlayan dergilerle iletişime geçerek etik dışı davranışlar, çalışma tasarımıyla uyuşmayan sonuçlar ve ciddi veri düzensizlikleri konusunda uyarılarda bulunmuştu. Yapılan analiz, bu makalelerin kolektif olarak 6.000’den fazla yeni makalede, toplamda 10.000’den fazla kez atıf aldığını gösterdi.

Editoryal Yaptırımlar Atıf Hızını Kesmiyor

Araştırmanın en çarpıcı bulgusu, bir makalenin ‘kara listeye’ alınmasının onun popülaritesini etkilememesi oldu. Hem sorunlu olduğu işaretlenen hem de henüz bir uyarı almayan makaleler için atıf oranları, yayınlandıktan sonraki 45 ila 65 ay arasında istikrarlı bir şekilde artarak zirveye ulaştı ve sonrasında her iki grupta da benzer düşüş eğilimleri gösterdi. Makalenin yazarları durumu şu sözlerle özetliyor:

“Yayıncıların verdiği editoryal tepkilerin; ister makaleyi geri çekme, ister endişe beyanı yayınlama veya editoryal bir not düşme olsun, makalenin atıf alma oranı üzerinde herhangi bir anlamlı etki yarattığına dair çok az kanıt bulduk.”

Peki bu nasıl mümkün olabiliyor? Uzmanlara göre sorunun temelinde, bilimsel dergilerin inanılmaz derecede yavaş işleyen hantal bürokrasisi yatıyor. Sorunlu makaleler için bir yaptırım kararının yayınlanması, yayım tarihinden itibaren ortalama beş yıl sürüyor. Araştırmacı Andrew Grey’in 2021 yılında dergilerin tepki süreleri için kullandığı “Evet, oldukça yavaş” ifadesi, aslında sistemin kalbindeki çürümeyi özetliyor.

Sisteme Entegre Olan Zehir: Araştırma Genellenebilir mi?

Beş yıllık gecikme süreci, sorunlu verilerin çoktan literatürün kılcal damarlarına sızmasına neden oluyor. Bu zombi yayınlar, veritabanlarına ve dijital kütüphanelere kök salıyor, otomatik referans yönetim sistemleri üzerinden araştırmacıların tezlerine ve makalelerine kopyalanıyor.

Çalışmanın yalnızca bir yazarın makalelerini kapsaması nedeniyle genellenebilirliği konusunda tartışmalar olsa da, araştırmayı yürüten ekip tehlikenin küresel boyutta olduğunu savunuyor. Zira söz konusu 172 klinik deneme, 25 farklı büyük yayıncının çatısı altındaki tam 65 farklı dergide yayımlandı. Wisconsin-Madison Üniversitesi Bilgi Kalitesi Laboratuvarı direktörü Jodi Schneider, sonuçların tamamıyla genellenebileceğinden emin olmasa da şu önemli vurguyu yapıyor: “Araştırma topluluğu için oldukça değerli ve sarsıcı sonuçlar barındıran bir analiz.”

Klinik denemeler ve beslenme bilimleri gibi doğrudan insan sağlığını ilgilendiren konularda, manipüle edilmiş verilere dayanan bu tür zombi makalelerin tıbbi kılavuzlara ve tedavi protokollerine sızma ihtimali, akademik bir etik tartışmasının çok ötesinde, global bir halk sağlığı krizi potansiyeli taşıyor.

Editör Yorumu!

Türkiye akademisinde ve laboratuvar ekosisteminde, yayın sayısının ve atıf metriklerinin akademik yükselme kriterlerinde (ÜAK ve YÖK standartları) ile teşvik ve proje desteklerinde (TÜBİTAK, TÜSEB) ne denli belirleyici bir rol oynadığı bilinen bir gerçektir. Küresel boyutta patlak veren bu 'zombi makale' krizi, ülkemizdeki araştırmacıların literatür taraması süreçlerini ve veritabanı kullanım alışkanlıklarını acilen ve radikal bir biçimde gözden geçirmeleri gerektiğini gösteriyor. Özellikle biyomedikal ve klinik araştırmalar alanında faaliyet gösteren bir Türk laboratuvarının veya hastane biriminin, uluslararası literatürdeki geri çekilmiş bir veriyi fark etmeden referans alarak yeni bir projeye temel yapması; yalnızca milyonlarca liralık ulusal Ar-Ge bütçesinin israf edilmesi anlamına gelmez, aynı zamanda ülkemizin bilimsel prestijini de sarsar. Türkiye'deki üniversite kütüphanelerinin ve TR Dizin, YÖKSİS gibi ulusal araştırma veritabanlarının 'Retraction Watch' veya benzeri doğrulama mekanizmalarıyla API düzeyinde entegre çalışması artık dijital bir lüks değil, bilimsel etiğin ve veri güvenliğinin zorunluluğudur. Kurumlar, projeleri fonlamadan veya yayınları değerlendirmeden önce referans listelerini otomatik 'zombi yayın' filtrelerinden geçirecek algoritmik sistemleri hızla devreye almalıdır.

!

Türkiye yırtıcı, şaibeli, sahte ve fake dergilerde en çok yayın yapan 3. ülke

Predatory journals: Who publishes in them and why? - Selçuk Beşir Demir Dünyanın en prestijli dergilerinden biri olan Elsevier tarafınd...

Predatory journals: Who publishes in them and why?

.....................................................................


...
...
...

* Rastgele Yazılar




.