NEDEN ?

https://plagiarism-turkish.blogspot.com


Yükseköğretimde Gözetim ve Denetim - Yasal Çerçeve ve Uygulamalar -
Devlet Denetleme Kurulu Raporu (2009) lütfen tıklayın

2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporu (2016) lütfen tıklayın

Bilim Akademisinin Sahte Belge ve İmza Üretimi Hakkındaki Açıklaması (2025) lütfen tıklayın

“Sahte Diploma Soruşturması” Hakkında Kamuoyu Bilgilendirmesi - Türkiye Barolar Birliği (2025) lütfen tıklayın

Prof. Dr. Lale Akarun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Prof. Dr. Lale Akarun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2025

Prof. Dr. Lale AKARUN - Akademik yükseltmelerde sahtekarlıklar (Herkese Bilim Teknoloji)

Akademik yükselmeler için türlü çeşitli makale yayını sahtekarlıkları alabildiğine… Basında ÜAK’ın bu tür dolambaçlı yolları kullanan bir adayın doçentliğini iptal ettiğini okuyunca, hala umut var diye düşündüm.

Akademik kariyerde yükselmenin başlıca şartı, özgün araştırma yapmaktır. Doktoranızı aldıktan sonra, bağımsız araştırma alanınızı kurmanız ve kendi tez öğrencilerinizle araştırma yapmaya başlamanız, araştırma alanınızda yetkinlik kazanmanız beklenir. Mensubu olduğunuz üniversitenin kurallarına göre, bu yetkinlikte belli dereceye ulaşınca, akademik kariyerde yükselir; doçent ve daha sonra profesör olursunuz. Her kurumun yetkinlik çıtası aynı olmadığından ülkemizde Üniversitelerarası Kurul (ÜAK), doçentlik aşamasında minimum kurallar koyar ve bunları “doçentlik sınavı” adlı bir mekanizma ile denetler.

Doçentlik sınavı, eskiden iki aşamadan oluşuyordu: Dosya üzerinden değerlendirme ve sözlü sınav. Değerlendirmede yabancı dil sınavlarının engel çıkaran çıtası ve sözlü sınavın nesnel olmamasına dair şikayetler sonucu, yabancı dil çıtası vasatın da altına indirildi; sözlü sınav da ÜAK doçentlik prosedüründen kaldırıldı. ÜAK dosya değerlendirme için çeşitli kurallar koyuyor; adaylar da bu kuralların etrafından dolanmak için pek çok dolambaçlı yol deniyor.

UAK, bağımsız araştırma yapmanın göstergesi olarak, kendi tez öğrencileri ile yapılan yayın veya tek yazarlı yayını kabul ediyor. Bir öğrenciye tez yaptırmak, sonra araştırmayı makale haline getirip yayınlamak, uzun zaman alıyor: Her bir yayın iki, üç yıl. Buna sabrı olmayanlar, başka bir öğretim üyesinin yayınına dahil oluyorlar; özgeçmişlerinde öğrenciyi kendilerininmiş gibi beyan ediyorlar. Gerçi YÖK tez merkezinde tüm tezler yayınlanıyor: Orada öğrencinin başka birisinin öğrencisi olduğu apaçık belli ama kim kontrol edecek? Fark edilene kadar aday doçent oluyor.

Diğer bir yöntem mükerrer yayın:

İncelediğim dosyalarda bir yazarın aynı makaleyi iki kez yayınladığını görmüştüm. Birinci sefer kendi tez danışmanı ile, ikinci sefer tek yazarlı olarak. Tabii ki makalenin ismini, belki girişini, formatını azıcık değiştirmek gerekli. Bu da yapılırsa, kim fark edecek, nasıl olsa kimse okumuyor makaleleri. Ben fark edip etik ihlal bildirimi yaptığımda, neredeyse bana ceza veriyorlardı; ucuz kurtuldum.

Diğer bir yaygın uygulama, kimsenin okumadığı, para karşılığı yayın yapılan dergilere makale yollamak. Ciddi bir dergide yayın yapmak, zahmetli ve uzun bir süreç. Alanın bilinen dergilerinde yayın yapmaya çalışmaktansa, hızlı yayınlama garantisi veren, yayın ücreti alan dergilerde yayın yapmak hem hızlı hem garantili.

ÜAK, bunu engellemek için kurallar koymuş: Yayın yapılan dergiler etki faktörü açısından ilk çeyrek dilimde olursa Q1 olarak sınıflandırılıyor; ÜAK da Q1 yayınlara yüksek puan veriyor. Ancak bunun kontrolü de zor: Aday beyanda bulunuyor ama bakalım bu beyanlar doğru mu?  Dergiler de adaylar gibi dolambaçlı yolları bulup, kendilerini daha iyi göstermeye çalışıyorlar: Mesela çok disiplinli yayın yaptığını iddia eden bir yayın grubu, hayvancılıktan çevreye, kimyadan veri bilimine her türlü yayını kabul ediyor. Hayvancılık alanında Q1 sınıfında, ama bilgisayar mühendisliği alanından doçentlik sınavına giren birisi bunu Q1 diye bildirdiğinde yanlış beyanda bulunmuş oluyor.

Bugün basında ÜAK’ın bu tür dolambaçlı yolları kullanan bir adayın doçentliğini iptal ettiğini okuyunca, hala umut var diye düşündüm.

Etik kurul şu ihlalleri tespit etmiş: ‘Mükerrer yayınlarını akademik atama ve yükselmelerde ayrı yayınlar olarak sunmak’, ‘Aktif katkısı olmayan kişileri yazarlar arasına dâhil etmek veya olan kişileri dâhil etmemek, yazar sıralamasını gerekçesiz ve uygun olmayan bir biçimde değiştirmek, aktif katkısı olanların isimlerini sonraki baskılarda eserden çıkartmak, aktif katkısı olmadığı hâlde nüfuzunu kullanarak ismini yazarlar arasına dâhil ettirmek’ ve ‘Akademik atama ve yükseltmelere ilişkin başvurularda bilimsel araştırma ve yayınlara ilişkin yanlış veya yanıltıcı beyanda bulunmak.”

Demek ki sahtecilerin mumu yatsıya kadar yanıyor!

4 Ekim 2025

Prof. Dr. Lale AKARUN - Akademik sahtekarlıkla savaş (Herkese Bilim Teknoloji)

Akademik Sahtekarlık artık önü alınamaz bir durumda. Tezler, ödevler, makaleler, makalelerde yazarlık, atıflar, hepsi, hepsi parayla satılıyor. Bu işin ticaretini yapanlar, yapay zeka araçlarını yaygın olarak kullanarak, sahte ödevler, makaleler, tezler yazıyorlar. Yapay zeka araçlarının iyileşmesiyle sahtecilikleri, kopyayı fark etmek zorlaştı. Bu nedenle artık derslerde ödev vermek, dönem raporu yazdırmak anlamsız hale geldi. Eskiden öğrencilerin yazım hatalarını görünce kızıyordum; şimdi “demek bu öğrenci ödevini kendi yapmış” diye seviniyorum. Eğer dönem ödevi vermişsem öğrencilerden rapor yerine sözlü sunum istiyorum.

Sayısal göstergelere dayalı değerlendirmeler, bilimsel üretimi değil bu göstergeleri artırıyor. Bilim Akademileri, sayısal değerlendirmelerin yanlışlığına dikkat çeken açıklamalar yapıyor. Örneğin Bilim Akademisi (BA) Araştırma Değerlendirmesini Geliştirme Koalisyonu (Coalition for Advancing Research Assessment; CoARA) öncülüğünde oluşturulan Araştırma Değerlendirme Reformu Avrupa Mutabakatını imzalayarak akademik değerlendirmelerde akran görüşlerinin esas alındığı niteliksel ölçümleri esas almayı ve niceliksel göstergeleri ikincil olarak, sorumlulukla kullanmayı taahhüt etmiş.

Ancak pek çok kuruluş hala sayısal göstergeleri kullanıyor. En üretken bilim insanı diye ödüllendirilen kişilere bakıyorsunuz; senede 50 makale yazmış! Her hafta bir makale. Bu mümkün mü? Özel durumlarda mümkün olabilir; örneğin kalabalık gruplarda 50 kişi birden çalışıyorsa, her öğrenci yılda bir makale yazabilir. Ya da kalabalık ekiplerin çalıştığı belli laboratuvarlarda, her deney ayrı bir makaleye yol açabilir. Ancak bu gibi özel şartların olmadığı durumlarda, fiziksel olarak bir insanın her hafta başka bir konuda bir araştırma sorusu düşünmesi, bu konuda deney kurgulaması, ölçümler yapması, veriyi analiz etmesi, bulgulara ulaşması ve bunları değerlendirip makale yazması imkansızdır. Bu işte bir acayiplik olduğu belli.

Akademik Dürüstlük Endeksi

Akademik sahtecilikle mücadele için son zamanlarda pek çok oluşum meydana çıktı. Bunlardan bir kısmı bilimsel makalelerde sahtecilik tespiti yapıp dergilerden bu yayınların kaldırılmasını (geri çekilmesini) sağlıyor. En çok geri çekilen yayın sahiplerinden birisinin, ülkemizde bilim ödülü sahibi bir akademisyen olması, değerlendirmelerin başka türlü yapılmasının acil önemine işaret ediyor. Sahte yayınların yer aldığı pek çok dergi, kâr amaçlı olarak, bu makaleleri üstünkörü bir değerlendirme ile, ya da hiç değerlendirme yapmadan kabul ediyor. Geri çekilen yayınların yaygın olarak yer aldığı bu tür yağmacı dergiler, yayın endekslerince endeksten çıkarılıyor.

Şimdi geri çekilen yayınları olan ve ve bu yağmacı dergilerde yayın yapan kişileri belirleyip bu kişilerin üniversitelerini bir tür sahtecilik endeksi ile sıralayan bir kuruluş ortaya çıktı: Araştırma Dürüstlük Endeksi (Research Integrity Index – RI2)* adı verilen bu endeks, üniversiteleri çekilen yayınlar ve sahte, yağmacı dergilerde yapılan yayınlar açısından derecelendiriyor: Kırmızı liste, turuncu liste ve sarı listelerdeki üniversiteleri uyarıyor. Kırmızı listedeki üniversiteler, en kötü yüzde beş – alarma geçmeleri gerekiyor. Bu üniversitelere baktığımızda, son zamanlarda Times Higher Education (THE) üniversite derecelendirme kuruluşunun ilk 300 listesine giren bazı üniversiteleri görüyoruz. Bir örnek Suudi Arabistan’daki King Saud Üniversitesi: Yılda 50-60 yayın yapan araştırmacıları yüksek maaşlarla transfer eden üniversite, pek çok geri çekilen yayına da sahip. Bu listelere çok önem verip sayılara oynamanın sakıncalarını gösteren bir örnek.

Akademik Dürüstlük endeksinde en kötü ülkeler Pakistan, Hindistan, Suudi Arabistan, İran ve büyüklüğü nedeniyle Çin. İyi haber: Türkiye’den kırmızı listede üniversite yok. Ancak bir üniversitemiz turuncu listede (yüksek risk), iki üniversitemiz de sarı listede (dikkat edilmesi gereken durum). Üniversitelerin ve akademik destek sistemlerini tasarlayan, yönetenlerin bu listelerden haberdar olması, dikkat etmesi şart.

* Research Integrity Risk Index: https://sites.aub.edu.lb/lmeho/ri2/

1 Aralık 2022

Lale AKARUN - MAKALE YAZAN YAZILIM DEVRİNDE YAYIN YAPMA (HerkeseBilimTeknoloji)

Peki bu otomasyon çağında gerçek yaratıcılık, özgün fikirler, büyük buluşlar nasıl ortaya çıkacak?
Geçtiğimiz haftalarda Facebook yapay zeka, yeni yazılımı Galactica’yı tanıttı: Bu bir doğal dil işleme yazılımı, yani konuşulan dilde sorular sorduğunuzda buna cevap veren İngilizce metinler yazıyor.
Yazılımı tanıtan Bilgisayar Mühendisliği hocası Yann LeCun, “artık bu işlerle zaman harcamayacağız” diye yazdı. Sahiden öyle mi? Mesela bir makale yazıyorsunuz: Literatür taramasını yazılıma yaptıracaksınız. Mevcut kaynakları tarayacak, özet çıkaracak, hem de İngilizce, referansları ile. Üstelik anadili İngilizce; hata da yapmayacak, düzgün bir dille, anlamlı bir metin oluşturacak.
Bir tek bu eksikti! Para karşılığı makale, tez yazan şirketler, oradan buradan kopya çeken, kes-yapıştır makale üreten sahtekârlar, aynı metni bölüp, azıcık değiştirip değişik dergilere yollayan akademisyenler yetmiyormuş gibi, şimdi de başımıza makale yazan yazılımlar çıktı! Bir taraftan makale yazan yazılımlar, öte yandan kopya metinlerin nereden kopyalandığını tespit eden yazılımlar!
Bu otomasyon çağında, makaleleri yazılımlar yazıyor; kopyayı yazılım tespit ediyor; bir akademisyenin üretken olup olmadığını, fikirlerinin kabul görüp görmediğini de, otomatik derecelendirme kuruluşları değerlendiriyor; bu değerlendirmeleri bir araya getirip, üniversitelerin değerini, sıralamalarla belirlemeye çalışıyor! Yazılımlar yazılımları aldatıyor; diğer yazılımlar bunu tespit ediyor; diğerleri bunlardan metrikler üretip sıralamalar yapıyor. Beyhude bir çaba!

Yalanı göremiyor 
Galactica yazılımı denemeye açıldıktan bir süre sonra, sakıncaları ortaya döküldü: Yazılımın gramer olarak çok düzgün ve inandırıcı metinler ortaya koymasına rağmen, yalanla gerçeği ayırt etme gücünün olmadığı anlaşıldı! Galactica, internette bulduğu metinleri gayet güzel özetlese de, bunların yalan olup olmadığını anlayamadığı için, yalanla gerçeği birbirine katmakta sakınca görmüyordu. Bunun üzerine, yazılım kullanıma kapatıldı.
Peki dergiler yalanla gerçeği nasıl ayırt ediyor? Mesela bilimsel bir dergiye bir makale gönderildiğinde, bu nasıl değerlendiriliyor? Bunu yapmanın en iyi yolu, uzman değerlendirmesi, yani o konuda uzman bir akademisyenin makaleyi kritik bir şekilde okuması ve eleştirmesi. Bu ise gönüllü emeği ile yapılan bir iş; ve bu nedenle uzun sürüyor. İyi dergilere gönderilen makalelerin değerlendirmeden geçip önerilen değişikliklerle kabul edilmesi bir, bazen iki yılı bulabiliyor. Bunu hızlandırma çabaları genelde kalitenin düşmesine neden oluyor.
Aynı ay içinde sunulup basılan kabul edilen bir makale gördüğünüzde, genelde bunun iyi bir değerlendirmeden geçmediğini anlayabilirsiniz. Bu nedenle, bilimsel dergilerdeki makalelerin bir kısmı çok iyi olsa da, daha büyük bir kısmı, beş para etmez metinler. İnternette bulduğunuz metinlerin büyük kısmı düşük nitelikli, ve hatta uydurma metinlerden oluşuyorsa, Galactica yazılımı ne yapsın? Girdiler çöp değerinde ise, çıktı da çöp değerinde oluyor.
Peki bu otomasyon çağında gerçek yaratıcılık, özgün fikirler, büyük buluşlar nasıl ortaya çıkacak? 
Bunun için bu üret, üret, hızlı üret çılgınlığından kurtulup, büyük fikirleri düşünmeye, tartışmaya, üretmeye, bunun için zaman harcamaya odaklanmak gerekiyor. Oysa akademisyenlerin üretkenliği yayın sayıları ve atıf sayıları ile ölçülüyor: En çok sayıda yayın yap; başkaları bu yayınlara en çok atıfı yapsın, bunun için reklam yap, akademisyenler bir araya gel, tanış, network kur. Sen başkalarına atıf ver; onlar sana versin. Bu sayı oyununda, araçlar, amacı unutturuyor. 
Yapay zeka yazılımlarının yapamadığını yapmak yeni, büyük fikirler ortaya koymak için günümüzün akademisinin yayın sayılarına, atıf sayılarına, H-endekslerine kafayı takmış dünyasının baştan aşağı değişmesi gerekli.  akarun@boun.edu.tr

25 Eylül 2020

Lale AKARUN - İtinayla tez yazılır (HerkeseBilimTeknoloji)

Bir öğretim üyesinin zamanının çok büyük bir bölümü öğrencilerinin yazdıklarını okuyup düzeltmekle geçer. Şimdiye dek 60 öğrencinin tez danışmanlığını yapmışım. Birkaç yıl süren bir araştırma nasıl bir çerçeveye oturtulup daha önce yapılmış çalışmalarla karşılaştırılır, nasıl gerekçelendirilip yeniliği anlatılır, hipotezlerini sınayacak deneyler nasıl tasarlanır, nasıl yapılır, ne sırayla nasıl sunulur, sonuçları nasıl yazılır; nasıl tartışılır, 60 öğrenciye ayrı ayrı anlatmışım.

Yazılan tezin üstünden defalarca geçip yanlışları kırmızı kalem ile işaretlemek, bunu tekrar, tekrar, tekrar yapmak, bazen bıktırıcı olabilir. Böyle zamanlarda “düzeltmektense bu tezi ben yazsam daha kolay olurdu” hissi gelişebilir. Bu hisse karşı koymak gerekir, çünkü o zaman öğrenci bu deneyimden geçmemiş olur. Lisansüstü eğitim, bu deneyimden geçmek, araştırma yapmayı, yazmayı öğrenmek için yapılıyor; özelleşmiş, değerli bir eğitim. İyi bir öğrenci yetiştirmek için emek koymak, o tezleri defalarca okumak, düzeltmek gerek.

“Parayla tez yazılır” 

İnternette arama yaptığınızda, parayla tez yazım hizmeti sayfaları çıkıyor: Başlığını ve araştırma konusunu verdiğiniz tezi sizin için yapıyor; yazıyor; intihal raporuna kadar hazır ediyorlar. Üstelik kadrolarında uzman akademisyenlerin olduğunu söyleyerek reklam veriyorlar. Bir akademisyenin başka bir akademisyeni aldatmak üzere bu işi yapması, utanç verici ama anladığıma göre bu bir suç değil çünkü bu ticari işletmeler açık bir şekilde bu işten para kazanıyorlar. Peki öğrenciler niye kendileri bu işi yaparak öğrenmektense, para verip başkasına yaptırıyorlar?

Kestirme cevap, öğrencilerin ahlaki standartlarının düşüklüğü. Bir tür kopya olayı. Öğrenciler fazla zahmete girmeden diploma almak istiyorlar. Paraları da var; bedelini vererek, bir hizmet satın alıyorlar. Bunu kendi işleri olarak sunup diploma almaları disiplin suçu; ama bu hizmetin yaygınlığına bakılırsa kimse yakalanmıyor.

Peki niye yakalanmıyorlar? Demek ki tez danışmanları onlarla yakın çalışmıyor; ne yapılacağını, nasıl yapılacağını tartışmıyor, planlamıyor; yapılan işin üstünden defalarca geçmiyor. Hiç şaşırmam, çünkü bu zahmetli, maddi bir karşılığı olmayan, zor bir iş. Hiç emek harcamadan bir tez yaptırmış olmak kolay geliyor. Jüri de öğrenciye sahici sorular sormuyor.

Niye sormuyor? Çünkü soru sormak için tezi okumuş olmak gerek. Suç ortaya çıkarsa, öğrenciye ait. Oysa öncelikle akademik danışman, tüm jüri üyeleri bu kopya olayına müdahaleden sorumlu. Utanç verici bir durum ama, akademide ahlaki standartlar çok düşük; düzmece araştırmalar, düzmece dergiler, intihal yayınlar o kadar yaygın ki sıra buna gelmiyor. Gönderildikten sonra bir hafta içinde, okunmadan kabul edilen makaleler, her yollananı yayınlayan düzmece konferanslar, dergiler o kadar çok ki!

Daha geçenlerde “doçentlik için gerekli kitap bölümünüz doçentlik başvuru tarihine kadar yayınlanır” diye bir mesaj gördüm; 1 ayda kitap basıyorlar. Tezini parayla yazdıran yayınını da böyle yapıyor; doçentliğinde de benzer yöntemleri kullanıyor.

Akademide kopya olduğu gibi, sahtecilikleri, kopya olaylarını gönüllü olarak ortaya çıkaran uluslararası organizasyonlar da* var. Elisabeth Bik adındaki araştırmacı, kendini sahtecilikleri ortaya çıkarmaya adamış; makalelerdeki görüntülerin düzmece ya da kopya olup olmadığını inceliyor; tespit ettiği sorunlu makaleleri dergilere yazıp bildiriyor. Maalesef ülkemizde ortaya çıkardığı vakalar da var.

Sahtecilik yapan Türk akademisyenler, sadece kendi üniversitelerine değil, ülkemizin tüm akademik kurumlarına zarar veriyorlar. Ülkemizde bu işin ilk gönüllü savaşçısı, İTÜ’den meslektaşım ve Herkese Bilim Teknoloji dergisi çizeri Prof. Dr. Tayfun Akgül. Son zamanlarda gönüllü olarak akademide sahteciliklerle savaşan başka mecraların ** da ortaya çıkmış olması, memnuniyet verici. Üniversitelerimizin saygınlığını geri kazanmak için bu çabaların artması gerek.

!

Türkiye yırtıcı, şaibeli, sahte ve fake dergilerde en çok yayın yapan 3. ülke

Predatory journals: Who publishes in them and why? - Selçuk Beşir Demir Dünyanın en prestijli dergilerinden biri olan Elsevier tarafınd...

Predatory journals: Who publishes in them and why?

.....................................................................


...
...
...

* Rastgele Yazılar




.