NEDEN ?

https://plagiarism-turkish.blogspot.com


Yükseköğretimde Gözetim ve Denetim - Yasal Çerçeve ve Uygulamalar -
Devlet Denetleme Kurulu Raporu (2009) lütfen tıklayın

2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporu (2016) lütfen tıklayın

Bilim Akademisinin Sahte Belge ve İmza Üretimi Hakkındaki Açıklaması (2025) lütfen tıklayın

“Sahte Diploma Soruşturması” Hakkında Kamuoyu Bilgilendirmesi - Türkiye Barolar Birliği (2025) lütfen tıklayın

Prof. Dr. İlker Birbil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Prof. Dr. İlker Birbil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2019

Gülsen SOLAKER - Türkiye'nin bilimsel yayın karnesi zayıf (Deutsche Welle Türkçe)

Kuran dinletilen balıklar daha hızlı mı büyüyor? Şeytanla mücadele edecek insanın eğitimi nasıl olmalı? Son yıllarda bilimsel yayın olarak sunulan bu araştırmalar kamuoyunda tartışma yaratırken, buna benzer örnekler Türkiye’deki üniversitelerin bilimsel yayın kalitesinin sorgulanmasına yol açıyor.
İstatistikler Türkiye’de son yıllarda üniversitelerin ve buna paralel olarak bilimsel yayın sayısının artmasına rağmen yayın kalitesinin giderek düştüğünü gösteriyor.
Türkiye'de şu anda 206 üniversite bulunuyor. Scientific Journal Rankings verilerine göre 2017’de Türkiye dünya bilimsel yayın sayısı sıralamasında 19'uncu sırada; buna karşılık Türkiye’den çıkan yayınlara yapılan ve yayının kalitesini gösteren uluslararası atıf sayısı her geçen yıl önemli oranda düşüyor.
ODTÜ bünyesinde 2009'da kurularak Türkiye ve dünya üniversite sıralamalarını yapan URAP'ın (Akademik Performansa Göre Üniversite Sıralaması) koordinatörü, ODTÜ eski Rektörü Ural Akbulut durumu DW Türkçe’ye şu sözlerle özetliyor:
Ural Akbulut
Ural Akbulut
"Dünyada bilimsel makaleler kalite açısından dört gruba ayrılır. Saygınlık açısından ilk yüzde 25’lik dilim en yüksek kalitededir, sonra saygınlık oranı giderek düşer. Son yüzde 25’lik dilim saygın bile denilemeyecek makalelerdir, ya çok az atıf alır ya da hiç almazlar. Bizim araştırmalarımıza göre dünyanın ortalaması genelde ilk ve ikinci yüzde 25 civarında, üçüncü ve dördüncü dilimde dünyada çok az makale var. Türkiye'de ise tam tersi.”
Üniversite sayısı artarken kalite düşüyor mu?
Akbulut, son yıllarda Türkiye’de dördüncü kategori makale sayısında ciddi oranda artış bulunduğunu belirterek, çok fazla üniversite açılması ve bunlara öğretim üyesi bulunamaması, yeni açılan bazı üniversitelerin standartları düşük doktora vermesi ve bu kişilerin öğretim üyesi olmasının bunda etken olduğunu belirtiyor.
Hacettepe Üniversitesi emekli öğretim üyesi İskender Sayek de bilimsel yayınların özgün olması ve bilime yaptığı yeni katkısının öneminin altını çizerek, "bilimsel çalışmaların nitelik açısından değil nicelik açısından değerlendirilmesi ve bununla da övünülmesini” ana sorunlardan birisi olarak gösteriyor.
Sayek, tam bir planlama yapılmaksızın, altyapı, olanaklar ve insan gücü kaynakları oluşturulmadan, gereğinden çok üniversite açılmasının sakıncalarına dikkat çekiyor.
Cumhuriyet gazetesinin Bilim ve Teknoloji Yayın Yönetmeni Orhan Bursalı da DW Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede, üniversite sayısının artmasının bilimsel yayınların kalitesini teşvik edici bir unsur olamadığını söyleyerek, yeni kurulan üniversitelerde de nitelikli araştırmacılar bulunduğunu ancak sayılarının az olduğunu belirtiyor.
Sahte dergi ve kongreler sorunu
Türkiye’deki bilimsel yayınların kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir başka faktör de “yağmacı/sahte” olarak adlandırılan dergi ve kongreler.
Ural Akbulut’un tanımıyla “sahte” dergiler etki değeri düşük dergilerden farklı olarak tamamen sahte ve parayla makale basıyor, dolayısıyla bilimsel güvenilirliğe sahip değiller. Akbulut, bu dergilerin Türkiye’deki bilimsel yayın kalitesine ne kadar olumsuz etki yaptığının fark edilmesinin uzun zaman aldığını ve bu sırada birçok insanın bu dergilerde yayımlanan makalelerle doçent ya da profesör olduğuna işaret ediyor.
Cumhuriyet Üniversitesi'nden Selçuk Beşir Demir'in Journal of Informetrics dergisinde Kasım 2018’de yayımlanan makalesine göre, dünyada en çok sahte dergi çıkaran ülkeler arasında Hindistan ve Nijerya ile birlikte Türkiye de var. Bu çerçevede Yüksek Öğretim Kurumu’nun (YÖK) geçtiğimiz Mart ayında bu dergilerdeki yayınların akademik yükseltmelerde artık etken olmayacağı yönünde aldığı karar akademik çevrelerde olumlu karşılandı.
YÖK’ün kararını hem Akbulut hem de Sayek doğru bulsa da yeterli görmüyor. Sayek’e göre “araştırma ile ilgili ulusal ve kurumsal politikalar oluşturmak, öncelikli alanları belirlemek, Türkiye’ye özgün sorunları değerlendiren araştırmaları teşvik etmek, araştırmaya bütçe ayırmak ve bu bütçenin doğru kullanıldığını izlemek” önem taşıyor.
Bu tür dergilerin yanı sıra ciddi akademik çevrelerin çok rahatsız olduğu bir başka sorun da sahte kongreler. Akbulut bu kongreleri şu sözlerle anlatıyor:
"Sahte kongre olayında herhalde dünyada maalesef belli bir yere gelmişizdir diye düşünüyorum. Çünkü bazıları non-stop kongre düzenliyor. Aynı kongrede bir bakıyorsunuz biyolojiden başlıyor, teknoloji, mühendislik, makine, elektrik bütün alanları sıralıyorlar. ‘Ne olursan ol gel, yeter ki bize o parayı ver' diyorlar yani.”
Rektörleri cumhurbaşkanının ataması
Türkiye’deki bilimsel yayınların kalitesini etkileyen faktörler arasında üniversitelerde özgürlük ortamının eksikliğine de değiniliyor.
Bursalı, rektörlerin hükümet ve cumhurbaşkanı tarafından atanmış olmaları ve bu atamalarda bilimsel kriterlerden daha çok hükümete yakınlığın dikkate alınmasının özgürlük ortamını zedelediğini belirterek, üniversitelerin “kontrol altında tutulması gereken yerler” olarak görülmesinin yanlış bir tutum olduğunu ifade ediyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1960 askeri darbesinden sonra üniversiteden atılmasıyla Almanya’ya giden bilim adamı Fuat Sezgin için geçtiğimiz günlerde düzenlenen törende “İlim insanına sahip çıkmadığınız zaman, işte ona Alman sahip çıkar” sözlerini sarf etmişti. Türkiye’de ise kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) 15 Temmuz darbe girişiminin ardından binlerce akademisyen üniversitelerden ihraç edildi.
İlker Birbil
İlker Birbil
Hollanda'da bulunan Rotterdam Erasmus Üniversitesi'ne bağlı Ekonometri Enstitüsü'nde Veri Bilimi ve Optimizasyon alanında öğretim üyesi olan Prof. Dr. İlker Birbilde son dönemdeki olumsuz ortamdan etkilenerek Hollanda'ya giden bir bilim insanı.
DW Türkçe’ye konuşan Birbil, sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada bir makale enflasyonu bulunduğunu belirtirken, yayın sayısından ziyade bilimsel olarak kendini ispat etmiş insanlara öncelik verilmesinin şart olduğunu düşünüyor. Başarılı birçok akademisyenin hayatlarının KHK'larla “insafsızca karartıldığını” vurgulayan Birbil, şöyle konuşuyor:
“Bu akademisyenler üniversitelerinden koparıldılar, pasaportlarına el konuldu. Arkadaşlarına bu haksızlığın reva görülmesine, üniversitede kalan diğerleri -belki mucip sebeplerle- ses çıkaramadılar. Sus pus olmuş bir üniversite, üniversite olmaktan çıktı. Yani hem gidenlerin yarattığı boşluk, hem de kalanların içine düşürüldükleri durum yüzünden üniversitelere iki kez darbe vuruldu.”
Gülsen Solaker
© Deutsche Welle Türkçe

4 Ocak 2014

İlker Birbil - Tu kaka intihal (RADİKAL)

Akademide intihali aklınıza bile getiremezsiniz. Yani getirirsiniz ama bir kere yaptınız mı ne akademisyenliğiniz kalır, ne de bilim insanlığınız...

Yap boz memleketinde yaşamasak, pekâlâ bir şeyler becerecek insanlarız aslında. Binbir güçlükle bir yanlışlığı düzeltiriz; fakat daha ne olduğunu anlamadan aynı yanlışın geri geldiğini, hatta eskisinden de beter olduğunu görürüz. 


Bugünkü yazının payına düşen de aynı minvalde bir olay: Danıştay’ın intihal kararı ve ardından olanlar.


İntihal, bildiğiniz aşırma. En hafif hali, başka birinin çalışmasından aldığınız bir bölümü kaynak göstermeden kullanmak. En ağır hali, diğer insanların fikirlerini araklayıp kendi fikriniz gibi yutturmaya çalışmak. Yapana ise kabaca ‘çok okumuş hırsız’ diyebiliriz. 


Akademide tonla yanlış yapabilirsiniz ama intihali aklınıza bile getiremezsiniz. Yani getirirsiniz ama o işi bir kere yaptınız mı ne akademisyenliğiniz kalır, ne de bilim insanlığınız. Bu, bana öğretilen, benim de öğrencilerime öğrettiğim tanım. Daha doğrusu tanımdı.


Küçül de cebime gir
YÖK yasasına dayanan disiplin yönetmeliğine göre intihal suçunun karşılığında verilecek ceza belli: Üniversite öğretim üyeliğinden men. Haliyle kimse intihal hafife alınıyor diyemez. Gel gör ki artık bu ceza uygulanamıyor. Çünkü Devlet Memurları Yasası ile çelişiyor. Danıştay İdari Dava Daireleri geçen senenin eylül ayında bu çelişkiyi göstererek hukuka aykırılığı tespit etmiş. Eder. Danıştay’ın işi bu. Bu kararla ilgili iki yorum öne çıkıyor. Birincisi galeyana getiriyor: “Danıştay intihali önemsemedi!” İkincisi aklıselime çağırıyor: “Mevzuat hatasına işaret edildi. Kanun düzeltilmeli.”


Eh o zaman bastırması için top YÖK’te diye düşünüyor insan. Fakat YÖK’ten ses yok. Aslında var da duymak istediklerimiz mi emin değilim. İlk önce üniversitelere bir genelge gönderiliyor. Kısaca yargı kararları doğrultusunda işlem yapılması isteniyor. Yani yavuz hırsız ev sahibini bastırsın deniyor. Bir de YÖK yönetiminin görüşleri var tabii. Varsa intihal yapan, kulağı çekilebilir ya da parası kesilebilir demeye getiriyorlar. Hatta bir YÖK üyesi asıl cezanın intihal yapanın deşifre edilmesi olduğunu söylüyor. 


Uzun lafın kısası, YÖK bu topa girmek istemiyor. Kanunun değişmesi için bir mücadele vereceklerini de hiç sanmıyorum. Yanılıyor olabilirim. Ancak şu anda elimizdeki tek somut öneri deşifre. Peki, intihal yapanları afişe edelim. Toplantılarda, akademik kurullarda onları yerden yere vuralım. Bu şekilde insan haklarını ya da en basitinden görgü kurallarını çiğnemiş olabiliriz tabii. Eh, o kadarcık olur.


Öğrenciler giremez
Etkin mücadelenin tek yolu uygulanacak cezalar değil muhakkak. Fakat meslekten çıkarma gibi bir kararın, güçlü yaptırımı olduğu da bir gerçek. Kaldı ki intihal konusunda parlak bir sicilimiz olmadığı ortada. İnternette ufak bir arama yapsanız, hiç tahmin etmeyeceğiniz üniversitelerden türlü türlü aşırma haberlerine rastlayabilirsiniz. Yani öyle ipleri gevşek tutacak lüksümüz yok. 


Üstelik başka bir sorun daha var. YÖK’ün öğrenciler için belirlediği disiplin cezaları açık. Kopya çektiler mi uzaklaştırma alıyorlar. Bu durumda öğrencilerimize ne diyeceğiz? “Hocanız intihal yapmış ve şu anda ders veriyor olabilir. Biz onu rezil ederiz, siz merak etmeyin. Ancak sizi derslere maalesef alamıyoruz çünkü kopya çekmişsiniz.” Nasıl? Ya da öğrencilerin cezalarını da hafifletelim. Uzaklaştırma yerine televizyonu yasaklayabilir ya da ağızlarına biber sürebiliriz. 


Ben biberden yanayım. Hem devlet teamüllerine de uygun.
 

!

Türkiye yırtıcı, şaibeli, sahte ve fake dergilerde en çok yayın yapan 3. ülke

Predatory journals: Who publishes in them and why? - Selçuk Beşir Demir Dünyanın en prestijli dergilerinden biri olan Elsevier tarafınd...

Predatory journals: Who publishes in them and why?

.....................................................................


...
...
...

* Rastgele Yazılar




.