21 Ağustos 2014

Dr. Tansu Küçüköncü (*) - 90 Yıllık Gazi Üniversitesi'nin Kendi Yüksek Lisans Tezinden “KLONLANMIŞ” Doktora Tezi

Halil İbrahim Dursun'u, yayından atılan tamamen çalıntı makelesinin gazetelerde haber olmasından hatırlıyorsunuz. 

Communications in Nonlinear Science and Numerical Simulation dergisi, Mayıs 2009 tarihli “A simple analytical EAM model for some bcc metals” başlıklı makaleyi, Mayıs 2010'da başkalarına ait 1996 tarihli bir makaleden tamamen çalıntı olduğu için yayından attı (RETRACTED

Makaledeki diğer yazarlar Ziya Burhanettin Güvenç (rektör, Çankaya Üniversitesi) ve Ergün Kasap'tı. 

Çalıntıda zaman aşımı olmadığı halde, YÖK Yüksek Disiplin Kurulu, Temmuz 2012'de zaman aşımı oldu diyerek yayından atılan  tamamen çalıntı makaleyi örtbas etmiş. 

Bu örtbas, akademik aktivistlerin tepkisini çekerken, dikkatlerini de Halil İbrahim Dursun'a çekti. Halil İbrahim Dursun'un doktora ve yüksek lisans tezleri, tez arşivinde gizlenen veya sansürlenen 150.000'den (arşivin % 50'den fazlası) fazla tez arasındaydı. Tezlere güçlükle ulaşılabildi. Tezlere ulaşılır ulaşılmaz, tez arşivinin neden gizlendiği – sansürlendiği, bir kez daha apaçık görüldü. 

Kolayca tahmin edilebileceği üzere,  Halil İbrahim Dursun'un doktora tezi “% 73.24 KENDİ YÜKSEK LİSANS TEZİNDEN ÇALINTI” ! 
Halil İbrahim Dursun'un 71 sayfalık doktora tezinin ilk 52 sayfası (sf. 1..52), nokta virgül atlamadan, ekleme çıkarma yapılmadan, blok halde, 63 sayfalık kendi yüksek lisans tezinin ilk 57 sayfası (sf. 1..57) ile tamamen aynı. ÇALINTI oranı : % 100. 

Halil İbrahim Dursun'un doktora tezinin “Sonuç ve Tartışma” kısmı (sf. 69..71), kendi yüksek lisans tezinin “Sonuç ve Tartışma” kısmı (sf. 58..59) ile aynı : cümleler, kelimeler harmanlanmış, aynı şeyler farklı kelimelerle anlatılmış, şişirilmiş. 

Doktora tezindeki 80 Kaynak'tan (sf. 72..77), 64 tanesi kendi yüksek lisans tezindeki Kaynak (sf. 60..63) ile aynı : kaynakların sırası değiştirilmiş, 16 adet eklenmiş. 

Yayından atılan çalıntı makale, Halil Ibrahim Dursun'un kendi yüksek lisans tezinden çalıntı doktora tezinden türetilmistir. Çalınan makale (1996), yüksek lisans  tezinden (1996) eskidir, ve açıkça göstermektedir ki yüksek lisans tezi de ÇALINTIdır. 

Eylül 2013'te Halil İbrahim Dursun'un “KENDİ YÜKSEK LİSANS TEZİNDEN ÇALINTI DOKTORA TEZİ” nin iptal edilmesi için başvurdum. 

15.01.2014 tarih ve 96 sayılı, Şeref Sağıroğlu (enstitü müdürü) imzalı rektörlüğe (bilgi edinme birimi) hitaben Gazi Üniversitesi (Fen Bilimleri Enstitüsü) yazısı ile Etik Kurul'a gönderilmeksizin başvurum örtbas edildi. 

Örtbasa itiraz ettim. 

Halil İbrahim Dursun'un “KENDİ YÜKSEK LİSANS TEZİNDEN ÇALINTI DOKTORA TEZİ” iptal edilmesi başvurum, Gazi Üniversitesi Etil Kurulu'na gönderildi. 

Gelişmeler duyurulacaktır

(*)  Dr Tansu KÜÇÜKÖNCÜ : 2001 başından beri “elverişli eko sisteme yerleşen bakteri kolonisi  benzeri hızla çoğalan zehirli sarmaşık gibi ülkemiz üniversitelerini kuşatarak boğan, çürüten, kokutan, ve çökerten” “akademik sahtekarlık gelenekçileri”ne karşı insan hakları mücadelesi vermektedir.

13 Ağustos 2014

Dr Tansu Küçüköncü (*) - 20 Yıllık Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nün “UYDURMA DOKTORA TEZİ İPTAL EDİLMİŞ” asistan profesörü

Bengü Sezen'i, Dr A. Murat Eren'in ülke genelindeki gazetelerde de yayınlanan “Türkiye Akademisinin ArkaSokaklarından Tez Manzaraları ” yazısından hatırlıyorsunuz. 

Yabancı ülkelerdeki üniversiteler tarafından DOKTORA TEZİ İPTAL EDİLEN ve DOKTORA DİPLOMASI VE DOKTOR ÜNVANI GERİ ALINAN 2 Türkiyeli'den 1'i Bengü Sezen, diğeri Serkan Anılır (Tokyo Üniversitesi ÇALINTI doktora tezini Mart 2010'da iptal etti). Serkan Anılır'ın doktora tezinin iptal edilmesi, ülke basınında haber olurken, Bengü Sezen'in doktora tezinin iptal edilmesi, dünyada büyük tepkilere neden olduğu halde ülke basınında hiç ilgi görmedi. 

Ankara Fen Lisesi'nden 1996'da 2.likle mezun Bengü Sezen. 1995'te Çin'deki Liselerarası Uluslararası Kimya Olimpiyatı'nda bronz madalya almış. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Kimya Bölümü'nden 3 yılda mezun olduğu anlaşılıyor. 2000'de aynı bölümden yüksek lisans mezunu. Buraya kadar herşey gayet güzel görünmekte. 

2005'te ABD'deki Columbia Üniversitesi'nden doktora mezunu. Bu da gayet güzel gözükürken “Development of Selective Catalytic Arylation Methods for for sp2 and sp3 C-H Bonds in Complex Organic Molecules” başlıklı doktora tezinin “UYDURMA” olduğu ortaya çıkınca Columbia Üniversitesi Mart 2011'de Bengü Sezen'in “UYDURMA DOKTORA TEZİNİ İPTAL ETTİ” ! 

Ülkemizde alışılagelen örtbas yazılarının aksine Bengü Sezen'in “UYDURMA DOKTORA TEZİNİ İPTAL EDEN” yaklaşık 200 sayfalık Columbia Üniversitesi resmi raporları (1), ( 2)  sürükleyici dedektiflik hikayesi gibi. 

Amerikan Office of Research Integrity (Amerikan Federal Araştırma Etiği Ofisi), akademik sahtekarlık nedeniyle Bengü Sezen'e 5 yıl ceza verdi : ABD'de çalışmasını ve dünyanın herhangi bir yerindeki ABD projelerinde çalışmasını, kıyısından geçmesini yasakladı. 

Bengü Sezen'in 7 UYDURMA SCI makalesi, 3 tanesi Mart 2006'da, 4 tanesi Haziran 2006'da olmak üzere, yayından atıldı (RETRACTED).  

Yerli akademisyenler, her zamanki gibi Bengü Sezen'in doktora tezinin iptal edilmesini de sessizce izler, görmezden gelir, tepki vermezken, yabancı akademisyenlere göre “Bengü Sezen'in ihaneti kimya dünyasında gerçekleşen bilim sahtekarlıklarının en korkuncu olarak hatırlanacak” . 

Tüm bu olanlardan sonra Bengü Sezen'in utandığını, köşesine çekildiğini sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Dünyadaki akademik saygınlık kaygısı olan hiçbir üniversitede, akademik kuruluşta, araştırma merkezinde değil akademisyen ya da araştırmacı ya da danışman olarak hiçbir işe alınması ihtimali olmayan Bengü Sezen bir süredir Gebze Yüksek Teknoloji Enstirüsü'nde (GYTE) yardımcı profesör (yardımcı doçent) *. 

Eylül 2013'te Bengü Sezen'in Columbia Üniversitesi'nce “İPTAL EDİLEN UYDURMA DOKTORA TEZİ ve yayından atılan (RETRACTED) 7 UYDURMA SCI makalesi hakkında soruşturma açılması için başvurdum. 

24.09.2013 tarih ve 300 sayılı rektörlük yazısına cevap olarak yazılan Mehmet Alaittin Hastaoğlu (dekan, Mühendislik) imzalı yazıdan, Mehmet Alaittin Hastaoğlu ve Orhan Şahin (rektör) tarafından Bengü Sezen'in durumu gayet iyi bilinerek işe alındığı anlaşılmaktadır :
            “Rektörlük Makamına, 
İlgi : 24.09.2013 tarih ve 300 sayılı yazınız;
          Dr. Bengü SEZEN ile ilgili internet bilgileri aktaran ve işe alınmasıyla ilgili .... işlem yapılması gerektiğini belirten talepçinin bu kurumdan ne istediği anlaşılamamıştır. GYTE .... işlem mercii olmadığından ve de dilekçesinde istediği bir bilgi bulunmadığından   dilekçesine cevap gerektirecek bir husus tespit edilememiştir.” 

Lisans, yüksek lisans, ve doktorası Kimya Mühendisliği alanında olan Mehmet Alaittin Hastaoğlu,  özgeçmişinde sadece kimya mühendisliği konularında çalıştığını yazsa da, GYTE'de Ekonomi, Sağlık ve Çevre Güvenliği, İş Hukuk, ve ironik bir şekilde özellikle “Meslek Kuralları ve Ahlak” dersleri verdiğini de belirtmekte. 

Kasım 2013'te bu cevaba itiraz ettim. 9 ay sonra 25.07.2014 tarih ve 4612 sayılı Nermin Bilecen Turhan (1. hukuk müşaviri) imzalı YÖK  yazısında : 
            Etik ihlal iddiaları başvurularınız, .... Başkanlığımızca oluşturulan Fen ve Mühendislik   Bilimleri Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Kuruluna .... Kurulun 03/07/2014 tarihli  toplantısında ....: 
            .... bir kanıta dayanılmadığı; .... bu iddiaların doğruluğunu destekleyecek mahiyette    inandırıcı bilgi ve belgelere raslanılmadığı; dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporlarında, bu eserlere ilişkin iddiaların doğruluğu yönünde bir değerlendirme yapılmamış olduğu görülmüştür. 
            İnandırıcı mahiyette bilgi ve belge içermeyen .... iddiaların doğru olması ihtimaline dayanılarak ve bu konuda bir tahmin yürüterek incelenmesinin; kişiler hakkında bu dilekçelere istinaden bir inceleme başlatılmasının, yerinde olmadığı Kurulumuzca değerlendirilerek .... Kurulumuz gündeminden düşürülmesine oy birliği ile karar verildi.” denilmektedir. 

Oy birliği ile bunları diyen Etik Kurul, “Ömer Ziya Cebeci, Saffet Nezir, Tülay Yıldırım, İlhan İçen, Fazıl Önder Sönmez, Erol Arcaklıoğlu, Türkay Dereli, Selman Türker, ve Muammer Koç”tan oluşmaktadır. 

Gelişmeler duyurulacaktır. 

Aldıran olmasa da : bazı ülkeleri zirveye taşıyan, “gelişmiş ülke” denmesine neden olan üniversiteler, “akademik sahtekarlık politikası”yla – her yanını kuşatan ve yağmalayan akademik sahtekar ordusuyla – güruhuyla ÜLKEMİZİ GELECEKSİZLİĞE – YOK OLUŞA SÜRÜKLEMEKTEDİR !
 
(*)  Dr Tansu KÜÇÜKÖNCÜ : 2001 başından beri “elverişli eko sisteme yerleşen bakteri kolonisi  benzeri hızla çoğalan zehirli sarmaşık gibi ülkemiz üniversitelerini kuşatarak boğan, çürüten, kokutan, ve çökerten” “akademik sahtekarlık gelenekçileri”ne karşı insan hakları mücadelesi vermektedir.

6 Ağustos 2014

Dr. Tansu Küçüköncü(*) - 20 Yıllık Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nin “SAHTE” doktora diplomalı profesörleri

Yurtdışı (İngiltere) doktora (resim) burslusu Canan Atalay Aktuğ, 20 Temmuz 1993'te araştırma görevlisi olarak Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nde işe başlar. 15 Ekim 1993'te İngiltere'ye gider. 01 Mayıs 2001'e dek doktora burslusu olarak İngiltere'de 8 yıl kalır, doktorayla alakası olmaz. 1999'da Canan Atalay Aktuğ'un tezini tamamlayacağını bildiren yazısı üzerine 15 Ocak 1998'den 15 Temmuz 1999'a kadar yurtdışı doktora bursu süresi uzatılır. İngiltere'deki danışmanının “Kasım 1999'de tezi tamamlayacağı” na dair yeni yazısı üzerine yurtdışı doktora bursu süresi 01 Mayıs 2001'e kadar uzatılır. 
Canan Atalay Aktuğ, 27 Nisan 2001'de Çanakkale Üniversitesi'ne yazısında, bitirmediği halde “doktoramı bitirdim” der.
16 Mayıs 2001'de araştırma görevlisi olarak işe başlatılırken “İngiltere'den aldığını” söylediği “SAHTE doktora diploması” verir ; durumu, Çanakkale Üniversitesi yöneticilerince ve akademik personelince ve YÖK yöneticilerince ve akademi genelinde gayet iyi bilindiği halde, hiç kimse doktora diplomasının aslını görmek istemez, sormaz bile !
Canan Atalay Aktuğ için açılan kadro ilanı (Güzel Sanatlar Fakültesi, yardımcı doçent) 27 Haziran 2001'de Sabah Gazetesinde yayınlanır. Canan Atalay Aktuğ, bu kadroya 10 Temmuz 2001'de “İngiltere'den aldığını” söylediği doktora diploması yerine Hacettepe Üniversitesi'nden 2000'de aldığı "sanatta yeterlik diploması" ile müracaat eder. “İngiltere'den aldığını” söylediği doktora diplomasını yine hiç kimse istemez, sormaz bile! İngiltere'deyken Hacettepe Üniversitesi sanatta yeterlik diplomasını nereden, nasıl bulduğunu da hiç kimse sormaz. Canan Atalay Aktuğ,  24 Eylül 2001'de 2 yıllığına yardımcı doçent yapılır.
Canan Atalay Aktuğ ve benzer durumdaki 40'a yakın kişiyi ilk kez 2003'te “doktora yapmak herkese serbest, bir tek bana suç !?” diye sorarak rapor ettim. Rapordaki Çanakkale Üniversitesi'ndeki yaygın ve yoğun akademik sahtekarlık ile iç içe geçmiş ağır insan hakları ihlallerini içeren detayları başka bir yazıma bırakıyorum.
Bu başvurumun ardından, işe başlatılmasından 2.5 yıl sonra ilk kez Çanakkale Üniversitesi 18 Temmuz 2003 tarihli ve  DS/135/4334 sayılı “soruşturma” yazısı ile Canan Atalay Aktuğ'dan “İngiltere'den aldığını”  söylediği doktora diplomasını teslim etmesini ister.
Canan Atalay Aktuğ, “almadığı, var olmadığı” için teslim edemeyeceği doktora diploması yerine yine “İngiltere'den aldığını” söylediği “SAHTE doktora diploması” verir. 
Çanakkale Üniversitesi'nin İngiltere ile yaptığı yazışmalarda doktora diploması aldığına dair ifadelere raslanmaz.
Canan Atalay Aktuğ'un 27 Nisan 2001'de Çanakkale Üniversitesi'ne yazısında, bitirmediği halde “doktoramı bitirdim” demesinden ve işe başlatılmasından 2.5 yıl sonra 04 Eylül 2003'te İngiltere'deki tez danışmanı tarafından gönderilen yazıda Canan Atalay Aktuğ'un doktora çalışmasının jüri tarafından M.Phil olarak kabul edildiği (nasıl oluyorsa ??) ve kendisine 31 Ekim 2003 tarihinde Master of Philosophy diploması verildiği belirtilir.
Canan Atalay Aktuğ'un “SAHTE doktora diploması” vermesi nedeniyle “doktora eğitimini tamamlamamasına rağmen çevirisini yapıp sunduğu belgelerde yanıltıcı bilgiler vermesi” gerekçesiyle açılan “soruşturma” “kınama” cezası verilmesi teklif edilir, Ramazan Aydın (rektör), 22 Mart 2004 tarihli DS/23/1607 sayılı yazı ile Canan Atalay Aktuğ'a bir alt ceza olan “uyarma ” cezası verir.
İki yıllık yardımcı doçentlik süresinin bitiminde, 03 Ekim 2003'ten itibaren yardımcı doçent kadrosunda öğretim görevlisi yapılır. 12 Nisan 2004'te Üniversitelerarası Kurul tarafından doçent yapılır, ve hemen ardından 2004'te Çanakkale Üniversitesi'nde doçent, 01 Kasım 2011'de ise profesör yapılır.
Güzel Sanatlar Fakültesi dekanı Osman Demircan'ın  kanatları altında dekan yardımcısı yapılır. Halen bölüm başkanı.
15/12/2004'te 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde Rektörlük tarafından açılan davanın kararında (E.2004-569 K.2006-403) borçlu Canan Atalay Aktuğ ve kefillerinden borcun tahsili talep edilmiş, temyizde Yargıtay 18. Hukuk Dairesi bu kararı bozmuş (E.2007-2144 K.2007-4057, 08/05/2007) Yeniden görülen davada “Davada hukuki yarar kalmadığından, davanın konusuz kalması sebebiyle HÜKÜM    KURULMASINA YER OLMADIĞINA” karar verilmiş (28/11/2007). 
Yani, Canan Atalay Aktuğ'a yurtdışı doktora bursu için ödenen para (kaba hesapla : 100 bin sterlin ya da 350 bin TL), geri alınamamış. Canan Atalay Aktuğ'a yurtdışındayken, ayrıca araştırma görevlisi maaşının da ödenip ödenmediği, ödendiyse, tam mı yoksa bir kismı kesilerek mi ödendiği, bilinmiyor. 
Ödendiyse bile, maaşının (kaba hesapla bugunkü karşılığı : 200 bin TL) geri istenmediği anlaşılıyor. 

Canan Atalay Aktuğ, İlgiltere'de yüksek lisansını 07/07/1995 yılında tamamladığını iddia etse de doğrulanamadı. 


04 Eylül 2003'te İngiltere'deki tez danışmanı tarafından gönderilen yazıda Canan Atalay Aktuğ'un doktora çalışmasının jüri tarafından M.Phil olarak kabul edildiği (nasıl oluyorsa ??) ve kendisine 31 Ekim 2003 tarihinde Master of Philosophy diploması verildiği belirtilse de aynı bölümden nasıl olup da 2. kez yükseklisans diploması verilebildiği bilinmiyor. 
Canan Atalay Aktuğ, Emniyet Müdürlüğü'nün Çanakkale Üniversitesi'ne gönderdiği pasaport kayıtlarına göre 15/10/1993 – 01/04/2001 tarihleri arasında yurtdışındaymış. 
Kendisi İngiltere'de olduğunu iddia etse de nerede olduğu doğrulanamadı, bilinmiyor.
Toparlayayım :
Hacettepe Üniversitesi'nin bu örtbas yazısıyla birlikte ortaya çıktı ki : meğer, Canan Atalay Aktuğ hakkındaki “İnceleme Raporu”ndaki soruşturmacıların soruşturma dosyasındaki belgelerde gördüklerini iddia ettikleri
            “.... Atalay ilgili belgelerde de görüldüğü gibi bu kadroya Hacettepe Üniversitesi'nden aftan yararlanarak almış olduğu Sanatta Yeterlik Derecesi” lafı da YALANmış ! Meğer, Canan Atalay Aktuğ, sanatta yeterlik programından hiç atılmamış ve hiç afla dönmemiş ! 
Canan Atalay Aktuğ ve hakkındaki “İnceleme Raporu”nu hazırlayan soruşturmacılara göre ise  “Canan Atalay Aktuğ, Sanatta Yeterlik programını aftan yararlanarak bitirmiş ve diplomasını almış
Üstelik soruşturmacılar, soruşturma dosyasında afla döndüğünün belgelerini (??) gördüklerini iddia etmiş !? Yalan rüzgarı !
Hacettepe Üniversitesi yazısında, Canan Atalay Aktuğ'un “1994-1995 Güz ve Bahar Sömestreleri arasında izinli olduğu” belirtilmekte. Bu bile başlı başına sorun, çünü o dönemde öğrenciliğe ara verebilmek, izin alabilmek çok zor ; sadece 2 yolu var : 1) sağlık raporu, 2) yurtdışında çalışıyor olmak (okuyor olmak değil !). Canan Atalay Aktuğ'a nasıl izin verildiği, durumunun YÖK'e neden bildirilmediği bilinmiyor, ama buradan da pis kokular geliyor !
Canan Atalay Aktuğ, 20 Temmuz 1993'te araştırma görevlisi olarak Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'nde işe başladığı günden itibaren planlayarak 15 Ekim 1993'ten 01 Mayıs 2001'e dek doktora burslusu olarak İngiltere'de 8 yıl keyif sürmüş, doktorayla alakası olmamış.
Gerisi yukarıda anlatıldığı gibi.
Gelişmeler duyurulacaktır.
Açıkça görülmektedir ki çıkar ilişkileriyle “HAK ETMEKSİZİN, HİLEYLE” mezun etmek, “resmi onaylı SAHTE doktora vd diplomaları saçmak - satmak” ve “ortaya çıkınca hiç utanmadan örtbas etmek”, sadece taşra üniversitelerine özgü değilmiş !

(*)  Dr Tansu KÜÇÜKÖNCÜ : 2001 başından beri “elverişli eko sisteme yerleşen bakteri kolonisi  benzeri hızla çoğalan zehirli sarmaşık gibi ülkemiz üniversitelerini kuşatarak boğan, çürüten, kokutan, ve çökerten” “akademik sahtekarlık gelenekçileri”ne karşı insan hakları mücadelesi vermektedir.

Tecrübeli Japon kök hücre araştırmacısı intihar etti (SoL Haber)

Japon kök hücre araştırmacısı Yoshiki Sasai intihar etti. Sasai'nin son yayınları araştırma dünyasında çalkantılara yol açmıştı.
Bu yıl başında Nature dergisinde yayınlanan iki makalesiyle kök hücre araştırması alanında büyük tartışma yaratan araştırmacı Yoshiki Sasai bugün çalıştığı RIKEN Enstitüsü’nde ölü bulundu. Sasai kolay bir başkalaşım yöntemiyle farklı türdeki hücrelerden kök hücre üretilebileceğine dair ipucu elde etmişti.
Japon haber kaynaklarından alınan bilgilere göre Sasai, yüksek prestijli bir enstitü olan Kobe’deki RIKEN Enstitüsü’nün güvenlik görevlileri tarafından kendini asmış olarak bulundu. Yapılan basın açıklamasında 52 yaşındaki Sasai’nin Nature makalelerini birlikte yayına hazırladığı çalışma arkadaşlarına veda mektubu bıraktığı belirtildi ancak mektubun içeriği kamuoyuyla paylaşılmadı.
Nature dergisinde yayınlanan makalelerin ardından kök hücre araştırmacıları arasında ciddi tartışmalar yaşanmış ve bu makalelerde elde edilen sonuçlar dünyadaki pek çok laboratuvar tarafından tekrar edilememişti. Süregiden tartışmalar ve yapılan incelemeler sonrasında makalelerin yazarları her iki makaleyi de yayından çekmek zorunda kalmıştı.
Bu makalelerde kimi deneylerin yanlış yapıldığı, bazı kısımlarda ise sonuçların çarpıtıldığı ve intihal yapıldığı belirlenmişti. Kök hücre alanında önemli çalışmalara imza atan Sasai’nin son olaylardan olumsuz olarak etkilendiği biliniyordu.
Sasai son yıllarda kök hücrelerden laboratuvarda ufak organcıklar geliştirilmesi konusunda ciddi başarılara imza atmıştı. Bugün alınan ölüm haberi başta Japonya ve tüm dünyadaki araştırmacıları yasa boğdu.

28 Temmuz 2014

Pervin Kaplan - Akademisyenlerin ‘atıf’ çetesi (HABERTÜRK)

ODTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Metin Balcı’dan dinlediklerim işin sadece “parayı bastırıp, makale yayımlatmakla” kalmadığını bir de Türkiye, Çin ve Malezya hattında bir “atıf-referans çetesi” kurduklarını gösteriyor. Makale, akademik kariyerde yükselmede etkili. Atıflar ise sadece saygınlık değil, “para” da kazandırıyor. Çünkü üniversiteler ve TÜBİTAK atıf alan ve “etki değeri yüksek” dergilerde makalesi çıkanlara “yayın teşviki” veriyor. Bu yıl için bu teşvik 5 bin TL.

Bir derginin etki değerini makalelerine yapılan atıf sayıları belirliyor.


Dünyadaki tüm dergiler iki kuruluşun veri tabanında taranıyor. Bunlardan biri Türkiye’de akademik kariyer yükselmelerinde de kullanılan ISI (Institute for Scientific Information) Indeksi. Bu indeksin taradığı dergiler Web of Science veri tabanında bulunuyor. 16 binden fazla derginin 60’ı da Türkiye merkezli. Web of Science geçen yıl Türkiye’den 5, Türk akademisyenlerin en çok yayın yaptığı 3’ü Afrika kökenli 5 olmak üzere 10 dergiyi veri tabanından atıyor.


Çünkü bu dergilerin güvenirlilikleri yok ama “atıf çeteleri” var. Bu çeteyi kuran akademisyenlerin bunu nasıl gerçekleştirdiklerini veri tabanından atılan iki dergiyle anlatayım:


Trabzon’da Energy Education Science and Technology diye Part A ve Part B iki dergi kuruluyor. A fen, B sosyal yayınlar yapıyor. A’daki bir makale bir yılda 129 atıf alıyor. Bu atıfların 83’ü A dergisindeki makalelerden 46’sı B’dekilerden geliyor. Yani biri fen diğeri sosyal makaleler yayımlayan bu iki dergideki makalelerde akademisyenler sürekli birbirlerine atıflar yapıyor. Oysa Balcı’nın da vurguladığı gibi dünyanın en etkili iki dergisinden Nature’da en çok atıf alan makalede bu sayı 122, Science’de 90 olmuş. Türkiye’de bu iki dergideki tüm makaleler ise “atıf rekoru” kırıyor. Atıf artıkça derginin “etki değeri” de yükseliyor. Science Dergisi’nin etki değeri 31 iken bu dergilerden birinin değeri 31.7’ye yükseliyor. Tüm dünyada basılan 45 bin dergi içinde bu dergi 17. sıraya yükseliyor.


“Üçkâğıt” fark edilince iki dergi ile birlikte benzer “atıf şebekesi” kuran Türkiye merkezli 5 dergi veri tabanından atılıyor. Ayrıca en fazla Türk makalelerinin yayınlandığı 5 yabancı dergi daha veri tabanından çıkarılıyor. Prof. Dr. Metin Balcı, “Türkiye, Çin ve Malezya’dan bazı gruplar bir araya gelip birbirlerine atıf yapıyor” diyor.


İşin bir de maddi boyutu var. Balcı A ve B diye basılan bu iki derginin veri tabanından atılmasaydı dünyadaki ilk 15 dergi arasına yerleşeceğini söyleyerek, “O zaman TÜBİTAK’tan her bir makale için 5 bin TL alınacaktı. Bu kişiler yaklaşık 2-3 milyon TL’yi hortumlayacaktı” diyor.


Bu çeteyi kuran, üniversitelerinden yayın teşviki alan, hatta bu yayınlarla doçent ve profesör olan “akademisyenler” için ise YÖK hiçbir işlem yapmıyor. Onlar hâlâ üniversitelerde “ders” veriyor.

23 Temmuz 2014

Dr Tansu KÜÇÜKÖNCÜ (*) - 30 yıllık Trakya Üniversitesi'nin “ÇALINTI” ve “UYDURMA” tezleri – 1

Adnan Fatih Kocamaz ve Erdem Uçar'ı, Dr A. Murat Eren'in ülke genelindeki gazetelerde de yayınlananTürkiye Akademisinin Arka Sokaklarından Tez Manzaraları” yazısından hatırlıyorsunuz. O yazıda anlatılan 10 ÇALINTI tezden 1'i Adnan Fatih Kocamaz'ın doktora teziydi. Adnan Fatih Kocamaz'ın % 68.75 (112 sayfalık tezin 90 sayfasının % 85.56'sı) ÇALINTI doktora tezinin (2012, Trakya Üniversitesi, Bilgisayar Mühendisliği, danışman : Erdem Uçar) % 34.15'i (tezin 42 sayfasının % 91.1'i) Fatih Aydın'ın yüksek lisans tezinden (2011, Trakya Üniversitesi, Bilgisayar Mühendisliği, danışman : Erdem Uçar) ÇALINTI. Doktora tezinin % 11.61'i (tezin 15 sayfasının % 86.67'si) teknik lise ders kitaplarından ÇALINTI. Tezde hiçbir şey yapılmadığı halde yapılmış gösterilmeye çalışılanların anlatıldığı 80 sayfanın (sf. 43..112)   ÇALINTI oranı % 54.56 (61 sayfasının % 71.56'sı).
Adnan Fatih Kocamaz'ın yüksek lisans tezi (2008, Trakya Üniversitesi, Bilgisayar Mühendisliği, danışman :Erdem Uçar) de “% 62.93 (104 sayfalık tez ana metninin 76 sayfasının % 85.2'si) ÇALINTI” ve “tamamen UYDURMA”, psikiyatri hastalıklarının (şizofreni) teşhisi konusunda. Tezde hiçbir şey yapılmadığı halde yapılmış gösterilmeye çalışılanların anlatıldığı 32 sayfanın (sf. 85..116) ÇALINTI oranı % 27.87 (11 sayfasının % 77.27'si).
Bir süredir danışman ve jüri üyelerinin de aynı derecede sorumlu olduğunu özellikle belirterek Trakya Üniversitesi'ndeki 24 (9 doktora, 15 yüksek lisans) Bilgisayar Mühendisliği tezinin (1996..2012) İPTAL EDİLMESi için başvurdum. 
Adnan Fatih Kocamaz'ın % 68.75 ÇALINTI doktora tezinin % 34.15'inin Fatih Aydın'ın yüksek lisans tezinden ÇALINTI kısmıyla ilgili, “konunun uzmanı hiçbir akademik bilirkişiye gösterilmeksizin – görüşü alınmaksızın” konulara hiçbir aşinalıkları olmayanların (1 kimyacı, 1 fizikçi, 1 mimar, 1 Makine Makine mühendisi) “OY ÇOKLUĞU İLE” alınmış 29.03.2013 tarihli ve 2013/1 sayılı Etik Kurul kararında:
".... Savunmasının devamında Adnan Fatih KOCAMAZ şu görüşlere yer vermiştir: .... Şekiller ve tablolar hariç 112 sayfalık tezin sadece 22 sayfası benzerdir.....
benzerlik oranının % 14 olduğu sonucuna ulaştım. ....
....incelemeye konu olan her 2 tezin sayfa sayfa karşılaştırılmasında benzerlik oranının yaklaşık olarak % 17.34 olduğu tespit edilmiştir. Etik açıdan hata olan bu sonucun ortaya çıkmasında baş sorumlu tezleri hazırlayanlar ise de....Danışman ve Enstitünün de pay taşıdığı kabul edilmelidir. ...
... incelenen tezlerde tespit edilen benzerlik oranının “Trakya Üniversitesi Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesi” nin 8a maddesinde tanımlanan İntihal eylemi için akademik çevreler tarafından genel olarak benimsenen % 25' lik oranın altında kaldığı görüldüğünden, tezlerin hazırlanmasında etik hatalar olmasına rağmen, bu hataların intihal olarak değerlendirilemeyeceğine oy çokluğu ile 29.03.2013 tarihinde karar verilmiştir.
 denilmektedir.
1 Etik Kurul üyesi, “konunun uzmanına incelettirilmeksizin karar verilmesi” nedeniyle karara katılmayıp itiraz ederek “ŞERH” koymuş !
Adnan Fatih Kocamaz ve “çokluk oluşturan” Etik Kurul üyeleri, ÇALINTI “resimler” - “şekiller” ve “tablolar”ı, çalıntıdan saymamaktadır !
% 16.84'lük diğer yarısı görmezden gelinerek tespit edildiği belirtilen % 17.34 ÇALINTInın hangi sayfalarda ve hangi oranlarda olduğu ise belirtilmemiştir !
Hatırlatma : “akademik çevreler tarafından % 25 ÇALINTInın normal olarak benimsenmesi” iddiası da doğru değil ! Alman Federal Eğitim bakanı Annette Schavan'ın 2013'te İPTAL EDİLEN doktora tezindeki çalıntı oranı % 11'dir !
Adnan Fatih Kocamaz'ın % 68.75 ÇALINTI doktora tezinin geri kalan % 34.60 (tezin 48 sayfasının % 80.73'ü) ÇALINTI kısmıyla genişletilmiş başvuruyla ilgili 17.02.2014 tarih ve 3507 sayılı, Yener Yörük (rektör) imzalı şahsıma hitaben Trakya Üniversitesi yazısında :
“.... başvurunuz Üniversitemiz .... Etik Kurulu tarafından değerlendirilmiş olup .... Adnan Fatih KOCAMAZ' a ait teze ilişkin olarak daha önce 21.01.2013 tarihinde başvuruda bulunulmuş olduğu, .... ve 29.03.2013 tarihli 4 numaralı toplantıda intihal suçuna vücut vermeyeceği yönünde oy çokluğu ile karar alındığından .... inceleme imkanı bulunmadığı yönünde oy çokluğu ile karar verilmiştir. ....” denilmektedir.
17.02.2014 tarih ve 3462 sayılı, Yener Yörük (rektör) imzalı şahsıma hitaben Trakya Üniversitesi yazısında ise :
“.... Adnan Fatih KOCAMAZ tarafından hazırlanan tezlere ilişkin iddialar daha önce değerlendirilmiş olduğundan ....1 numaralı dilekçenizin (Adnan Fatih Kocamaz'ın doktora  tezi hakkındaki genişletilmiş başvurum ve yüksek lisans tezi hakkındaki 2 ayrı başvurumdan tek başvuruymuş gibi bahsedilmiş) .... inceleme imkanı bulunmadığına .... 20.12.2013  tarihinde oy çokluğu ile karar verilmiştir. denilmektedir.
Bu cevaplara göre, Etik Kurul da Adnan Fatih Kocamaz gibi doktora tezindeki “ÇALINTI “resimler” - “şekiller” ve “tablolar”ı çalıntıdan saymamaktadır. Doktora tezinin “genişletilmiş” ÇALINTI raporuna el sürmek istememektedir. ÇALINTI yüksek lisans tezinin İPTAL EDİLMESİ başvurumla ilk kez karşılaştıkları halde, daha önce konuyu örtbas ettiklerini iddia ederek, el sürmek istememektedir.
1 Etik Kurul üyesi, “konunun uzmanına incelettirilmeksizin karar verilmesi” nedeniyle karara katılmayıp itiraz ederek “ŞERH” koymuş !
Gelişmeler duyurulacaktır.
YÖK tez arşivinde ya da Trakya Üniversitesi kütüphanesinin internet sitesinde bu bölümün tezlerine bakın, pek çoğunu YÖK'ün tezleri sansürlemesi – gizlemesi nedeniyle göremeyecek olsanız da görecekleriniz yetecektir.
Ülkemizde çok yaygın olduğu üzere birilerinin “kapalı devre” çiftliği olarak kurulmuş ve hala aynı şekilde devam eden, 20 yıl önce tam takır kuruluşundan itibaren doktora tezi – diploması fabrikası gibi çalışan, 40'tan fazla doktora tezini danışman olarak imzalamış yardımcı doçentlerin cirit attığı bir Bilgisayar Mühendisliği bölümü.
12.11.2013 tarih ve 1066 sayılı dekan (mühendislik) imzalı Trakya Üniversitesi yazısında : “Bilgisayar Mühendisliği Bölümü 2011-2012 Eğitim Öğretim Yılından itibaren Lisansüstü öğrenci almamaktadır.” denilmektedir. Yani, harıl harıl fason seri üretim çalışan süper fabrikanın yüksek lisans ve doktora tezi – diploması imalatı durdurulmuş ! Anlaşılıyor ki buranın ünü ayyuka çıkmış.
Doktora tezinin % 68.75 ÇALINTI olan, yüksek lisans tezi de “% 62.93 ÇALINTI” ve “tamamen UYDURMA” olan Adnan Fatih Kocamaz, üniversitedeki sitesine göre, lisans dersleri ne ki, yüksek lisans ve doktora dersleri veriyor. Bu halde doktora diplomasına sahip olduktan 2 yıl sonra, Adnan Fatih Kocamaz'ın her an mezun edebileceği “şimdilik” sadece 4 doktora öğrencisi ve 4 yüksek lisans öğrencisi var !
Bu tam bir KABUS ! 
Seyircisi çok bol bir kabus. Seyirciler hoşnut olmalı ki bu kabustan uyanmaya çalışan pek yok. Seyirciler için korku filmi gibi sürükleyici bir kabus herhalde. Devamı pek merak ediliyor olmalı. İzlemeye devam edin, bakalım daha ne .... göreceksiniz !?....
Üniversitelerin böyle doktora ve yüksek lisans mezunlarının tekeline bırakılmasına, böylelerinin 4 nala kendileri gibi “öğretim üyeleri yetiştirerek” kısır döngüyü sürdürmesini seyretmeye devam edin .... Göreceksiniz!
Çok beklemeyeceksiniz, merakınızı her yerde her fırsatta giderecekler, gösterecekler ! Hala görmediyseniz ....
Hatırlatalım : Bazı Bulgar hocalarca hazırlandığı anlaşılan internette çok sayıda sitede Trakya Üniversitesi Bulgarca Mütercim tercümanlık bölüm başkanı İbrahim Murat Çakmakçı'nın Bulgarca bilmediği, doktora tezi ve kitaplarının % 100 kendi kitaplarından ÇALINTI olduğuna ve bu durumun örtbas edildiğine dair belgeler yayınlanmaktadır.
Hatırlatalım : Alman akademik aktivistler bir süredir 100'den fazla ÇALINTI doktora tezinin raporlarını internette yayınlıyorlar (http://copy-shake-paste.blogspot.com), 2 hafta ile 6 ay arasında değişen sürelerde, 10 kadarı federal bakan ve parlamenterlere ait, 20'den fazla ÇALINTI doktora tezini iptal ettirdiler. 1 ay önce aynı üniversiteden 22 ÇALINTI tıp doktorasının İPTAL EDİLMESİ için başvurdular ! (http://copy-shake-paste.blogspot.com/2014/06/dissertation-mining.html).
(*)  Dr Tansu KÜÇÜKÖNCÜ : 2001 başından beri “elverişli eko sisteme yerleşen bakteri kolonisi  benzeri hızla çoğalan zehirli sarmaşık gibi ülkemiz üniversitelerini kuşatarak boğan, çürüten, kokutan, ve çökerten” “akademik sahtekarlık gelenekçileri”ne karşı insan hakları mücadelesi vermektedir.

7 Temmuz 2014

Dr. Tansu Küçüköncü (*) - 240 yıllık İTÜ'nin “KLONLATILAN” tezleri

Bekir Karlık'ı, Dr A. Murat Eren'in ülke genelindeki gazetelerde de yayınlanan “İmece Usulü Bilim Cinayeti Konferansları ” ve “Türkiye Akademisinin Arka Sokaklarından Tez Manzaraları” yazılarından hatırlıyorsunuz. 2. yazıda anlatılan 10 ÇALINTI tezden 1'i BekirKarlık'ın doktora teziydi, 2'si ise Bekir Karlık'ın danışman olduğu tezlerdi. Bekir Karlık'ın doktora tezinin (1993, Yıldız Üniversitesi, Elektronik Mühendisliği, Danışman : Halit Pastacı) % 26'sı Özcan Kuyucu'nun yüksek lisans tezinden (1989, İTÜ Elektronik Mühendisliği, Danışman : Mehmet Korürek) çalıntıdır. Özcan Kuyucu'nun yüksek lisans tezinin danışmanı Mehmet Korürek, Bekir Karlık'ın çalıntı doktora tezinin jüri üyesidir. Ertuğrul Yazgan da her 2 tezde de jüri üyesidir. 
ÇALINTI tezde yapılanların ve elde edilen verilerin anlatıldığı sayfaların  % 83'ten fazlası çalıntıdır. Yani, Bekir Karlık, doktora tezinde hiçbir çalışma yapmamıştır. ( bkz. örnek-2 , örnek-3 ) ! Tezdeki HİLELER sadece bunlar değil ! Tezdeki çalıntı veriler, Bekir Karlık'ın TÜBİTAK Elektrik dergisindeki ÇALINTI makalesinde de görülebilir. 
Ocak 2013'te danışman Halit Pastacı'nın ve jüri üyeleri Mehmet Korürek ve Ertuğrul Yazgan'ın da aynı derecede sorumlu olduğunu özellikle belirterek Bekir Karlık'ın doktora tezinin İPTAL edilmesi için başvurdum. Bekir Karlık'ın danışman olduğu tezlerin hemen hepsinin “ÇALINTI” ve/veya “UYDURMA” olmaları nedeniyle iptal edilmesi için de başvurdum. Ayrıca Bekir Karlık'ın çok sayıda HİLELİ makalesini rapor ettim. Gelişmeler duyurulacaktır. 
Bekir Karlık'ın kendisini uzman olarak tanıttığı konular arasında “koku” ve “elektronik burun” da bulunmakta. 
Bekir Karlık'ın Mart 2014 başında eklettiği “Parfum_data Data Set” başlıklı “kötü koku” saçan  UYDURMA veriler 4 ay sonra bugün, University of California (UCI) Machine Learning Repository'den  atıldı kaldırıldı. ( bkz. ekran görüntüsü)
Bekir Karlık'ın editör olduğu bir dergideki çalıntı ve uydurma makaleleri ile o dergideki başkalarına ait makalelerden çalıntı ve uydurma makaleleri nedeniyle, başvurum üzerine 2011'de Mathematical & Computational Applications dergisi SCI'den (Web of Science) atıldı ! 
Bekir Karlık'ın editör olduğu bir dergideki uydurma makalesi nedeniyle, başvurum üzerine 2012'de Tıp Bilimleri dergisi (Türkiye Klinikleri) SCI'den (Web of Science) atıldı! 
Bekir Karlık'ın rapor ettiğim, arasında UCI'nın sitesinden attığı kaldırdığı uydurma verilerin kullanıldığı iddia edilen “koku” ve “elektronik burun” konusundaki tüm makalelerinin de olduğu, hileli makalelerle ilgili olarak, dekan olduğu Mevlana Üniversitesi'ne Vehbi Çelik'e hitaben verdiği 10 Ekim 2011 tarihli traji-komik cevapta şöyle demekte : 
07/11/2011 tarihli 642 sayılı yazınızda Rektörlük tarafından başlatılan soruşturmaya    soruşturmacı olarak atandığınız ve Dr. Tansu Küçüköncü iddialarına binaen benim savunma      yapmamı istemektesiniz. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki Rektörlüğün, kendi üniversitesinin dekanına soruşturma açması son derecede yanlış ve onur kırıcı bir eylemdir. 
Bilgisayar mühendisliği konularındaki 25 kadar makalenin “ÇALINTI” ve/veya “UYDURMA” olduğu şikayeti üzerine açılan soruşturma, konuların uzmanı bilirkişilere gönderilmeksizin, konulara hiçbir aşinalıkları olmayan hem rektör yardımcısı hem dekan olan 1'i eğitimci, 1'i tıpçı olan 2 soruşturmacı ve tıpçı rektörün kararıyla “ÇALINTI” ve/veya “UYDURMA” olmadıklarına karar verilerek örtbas edilse de yukarıdaki cevap yazısının hemen ardından Bekir Karlık, dekan olduğu Mevlana Üniversitesi'nden ayrılmıştır. İstifaya zorlandığı anlaşılmaktadır. 
İnternette adım arandığında, yıllardır hemen hepsi Bekir Karlık ve arkadaşlarınca hazırlanan, çok sayıda, en hafif deyişle “olumsuz” sitelerle karşılaşılmaktadır. Bunlara karşı hamlelerim ise yukarıda özetlendi !
Gelişmeler duyurulacaktır.
(*)  Dr Tansu KÜÇÜKÖNCÜ : 2001 başından beri “elverişli eko sisteme yerleşen bakteri kolonisi  benzeri hızla çoğalan zehirli sarmaşık gibi ülkemiz üniversitelerini kuşatarak boğan, çürüten, kokutan, ve çökerten” “akademik sahtekarlık gelenekçileri”ne karşı insan hakları mücadelesi vermektedir.

3 Temmuz 2014

İntihalci ilahiyatçının Prof. unvanı geri alındı (Milliyet)

Musa Kesler
Üniversitelerarası Kurul (ÜAK), Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Mazlum Uyar’ın doçentlik tezini “intihal” gerekçesiyle iptal etti. Uyar’ın doçentlik ve profesörlük ünvanları da geri alındı. Zamanaşımı süresi dolduğu için meslekten atılmayan Uyar, akademik hayatını Yardımcı Doçent olarak devam edecek. 

İntihal olayı, Prof. Dr Ahmad Kazemi Moussavi’nin YÖK Etik Kurulu’na ve Marmara Üniversitesi’ne gönderdiği şikayet dilekçesiyle ortaya çıktı. George Washington Üniversitesi’nde “İslam Hukuku” dersleri veren İran asıllı Prof. Moussavi, dilekçesinde Prof. Dr. Uyar’ın “Religious Authority in Shiite Islam” adlı kitabından bölümleri kendisine referans vermeden kullandığını belirterek konunun soruşturulmasını istedi. Kitabın kendisinin doktora tezi olduğunu ve çok sayıda Arapça ve Farsça orijinal kaynağa dayanarak hazırladığını belirten Moussavi, “Durumu yakın zamanda farkettim, 100 sayfa intihal yapılmış” dedi. Moussavi dilekçesinde 2000’de Türkiye’de özel bir üniversitede Farsca dersleri verdiğini de belirterek “Türklerin misafirperverliğini de unutmadım” dedi. 

Tez mercek altına alındı 
Moussavi’nin başvurusu üzerine Marmara Üniversitesi Etik Kurulu, Uyar’ın “Şii Ulemanın Otoritesinin Temelleri” başlıklı doçentlik tezini mercek altına aldı. Dört profesörden oluşan bilirkişi heyeti inceleme neticesinde Uyar’ın Moussavi’nin kitabından intihal yaptığını belirledi. Bilirkişi Heyeti hazırladığı 9 Ocak 2014 tarihli raporda, “Prof. Dr. Mazlum Uyar’ın intihal teşkil eden eyleminin uluslararası camiada ülkemizi ve üniversitemizi zor duruma soktuğu ve itibarını zedelediği açıktır“ ifadeleri yer aldı. Rapor YÖK’e gönderilerek Uyar’ın meslekten çıkarılması istendi.

YÖK de onayladı
İddiaları inceleyen YÖK Disiplin Kurulu da yaklaşık 100 sayfalık intihal yapıldığını tespit etti. Ancak 2 yıllık zaman aşımı süresi dolduğu için “meslekten çıkarma” cezası uygulanamadı. YÖK, akademik ünvan yaptırımı için bir yazı yazarak durumu Üniversitelerarası Kurul’a iletti. 26 Haziran’da Konya’da toplanan Kurul, tüm iddiaları gündeme aldı. Yapılan incelemelerin ardından ‘intihal var’ kanaatine varıldı.  

Akademik soruşturma devam ederken, Prof. Moussavi savcılığa başvurarak Uyar’ı şikayet etti. Moussavi, Uyar’ın “Fikri ve Sınai Haklar Kanunu”na aykırı hareket ettiğini belirterek cezaladırılmasını istedi. Bu soruşturma da devam ediyor.

İddiaların odağındaki Prof. Dr. Uyar ise: “Henüz Üniversitelerarası Kurul’un kararı bana ulaşmadı. Böyle karardan da haberdar değilim. YÖK’teki soruşturma da zamanaşımı nedeniyle kapandı. İddia ve suçlamaları kabul etmiyorum.”

28 Haziran 2014

Dr Tansu KÜÇÜKÖNCÜ (*) - 60 yıllık Ege Üniversitesi'nin “% 100 ÇALINTI” doktora tezleri : danışman Turgut Öziş'e “KINAMA” cezası

“Yavuz hırsız, ev sahibini bastırır” misali, Ahmet Yıldırım, ilk kez Aralık 2010'da bir gazetede yaptırdığı “Doçent olmak için daha ne yapsın” başlıklı haberle “5 yılda 270 makale yazan akademisyen” olarak kendini gündeme getirdi. 2011'in son günü ABD'de karşılıksız TÜBİTAK bursuyla 1 yıllık bedava akademik tatildeyken, dikkatlerini çekmeyi başardığı akademik aktivistlerin tepkisiyle sosyal medyada gündem olunca, tiyatro çevirdi, senaristlik ve oyunculuk becerilerini sergiledi : internette “intihar mektubu” yayınladı, medyada gündem oldu. Ve ardından aniden ortadan kayboldu ! Bahar 2012'de Ege Üniversitesi'ndeki sayfası da kayboldu. 2013 sonuna kadar neredeyse haftada 1 SCI makale yayınlamaya devam etti.
Bahar 2013'te Hollanda'dan Leiden Üniversitesi'nin “Dünya Üniversiteler Sıralaması”na göre, Ege Üniversitesi, Ahmet Yıldırım'ın 4 yıldaki 110'dan fazla HİLELİ SCI makalesinin etkisiyle, '“Matematik – Bilgisayar” alanında dünyanın en iyi 2. üniversitesiydi !?... Rektör, sevinç haberleri yaptırdı. Sıralamayı yapan ekibin başındaki Hollandalı hoca ise, bunu öğrenince ve ulaşmaya çalıştığı rektörden cevap alamayınca üniversitesinin internet sitesindeki ekibinin sayfalarında Ege Üniversitesi'ne ve rektörüne ateş püsküren bir yazı yayınladı.
Hatırlatalım : Çeviri yoluyla tek kaynaktan blok halde “% 100 ÇALINTI” doktora tezi (birkaç günde doktora tezi sahibi olmak) ; ÇALINTInın zirvesi, bundan öte tek şey, bunu aynı dildeki tek kaynaktan yapmak, dakikalar içinde doktora tezi sahibi olmak. Tüm akademik sahtekarlıklar arasında ise bundan öte tek bir şey var : hiç yazılmamış – var olmayan doktora teziyle “resmi” doktora diploması sahibi olmak. Bunların örnekleri de aranızda dolaşıyor....
***
Eylül 2013'te danışman Turgut Öziş'in de aynı derecede sorumlu olduğunu özellikle belirterek yukarıdaki detaylarla Ahmet Yıldırım'ın “% 100 ÇALINTI” doktora tezinin İPTAL EDİLMESi ve Ahmet Yıldırım'ın 5 yılda sahip olduğu 110'dan fazla HİLELİ SCI makalenin yayından attırılması (RETRACTION) için başvurdum.
Anlaşıldığı kadarıyla birileri benden önce davranmış.
(!) “% 100 ÇALINTI” doktora tezi hakkındaki başvuruya Ege Üniversitesi'nin cevabı (08.10.2013, sayı : 4528, imza : Candeğer Yılmaz (rektör)) :
“.... Ahmet YILDIRIM'ın .... doktora tezi hakkında bir soruşturma açıldığı, söz konusu kişinin Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı'nın Yüksek Disiplin Kurulu'nun 15/03/2012 tarihli toplantısında görüşülerek 2012/26 sayılı karar ile “Görevinden Çekilmiş Sayılma Cezası” ile cezalandırılmasına karar verildiği ve bu karar uygulandığından dosyanın yeniden incelenmesinin mümkün görülmediği tespit edilmiştir.”
Ahmet Yıldırım'ın “% 100 ÇALINTI” doktora tezini danışman Turgut Öziş'in yönlendirmesiyle hazırladığı apaçık olmasına rağmen, asıl sorumlu olan Turgut Öziş, rektör tarafından korunuyordu.
Ahmet Yıldırım'ın doktora tezi hakkında hangi gerekçelerle soruşturma açıldığı ve ceza verildiği, doktora tezinin İPTAL EDİLİP EDİLMEDİĞİ belirtilmemişti.
Ahmet Yıldırım'ın 5 yılda sahip olduğu 110'dan fazla HİLELİ SCI makale (ki bunlar nedeniyle yabancı akademisyenlerden Ege Üniversitesi'ne çok ağır eleştiriler yöneltilmişti) hakkında da soruşturma açmayarak başta danışman Turgut Öziş olmak üzere Ahmet Yıldırım'ın bu makalelerdeki ortak yazarları olan çok sayıda Matematik bölümü akademik personeli, rektör tarafından korunuyordu.
Hatırlatalım : Yoshitaka Fuji'nin (Japonya ; profesör ; tıp, aneztezi) 200 kadar SCI makalesi, personeli olduğu Tsukuba University tarafından yayından attırıldı (RETRACTION) ; Tsukuba University, yayından attırdığı makalelerdeki etik ihlallerinin raporlarını internette yayınladı, indirilebilir. Bilime öncülük eden başka ülkelerde de benzer örnekler yaşandı, yaşanıyor.
Bir doktora tezinin “% 100 ÇALINTI” olduğu ortaya çıkınca “İPTAL EDİLMESİ” ve en azından ortaya çıkaranlara bunun bildirilmesi gerekir, beklenir. Öyle olmadı, bir Türkiye klasiği olarak.
Klasik – kronik örtbas direnci nedeniyle 9 – 10 ay içinde YÖK ve Ege Üniversitesi ile birkaç yazışma daha yapmak gerekti. Ve görünüşe göre bir süre daha gerekecek.
Konunun kapandığı iddiasıyla Ahmet Yıldırım'ın “% 100 ÇALINTI” doktora tezinin İPTAL EDİLMESİ başvurumu reddettikleri gibi Ahmet Yıldırım'ın “% 100 ÇALINTI” doktora tezinin İPTAL EDİLİP EDİLMEDİĞİni açıklamayı da reddettiler !?.... “Yapmayacağız işte ! Niye yapmayacağımızı da söylemeyeceğiz işte !”. “Güler misin, ağlar mısın” bir durum.
Böylece çok çabuk ve çok kolay sonuçlandırılmış olması gereken çok net bir ÇALINTI doktora tezi vakası giderek tuhaf, gizemli bir hal almaya, sürprizlere gebe gözükmeye, ve çok büyümeye başladı....
Hatırlatalım : Alman akademik aktivistler bir süredir 70'ten fazla ÇALINTI doktora tezinin raporlarını internette yayınlıyorlar, 2 hafta ile 6 ay arasında değişen sürelerde, 10 kadarı federal bakan ve parlamenterlere ait, 20'den fazla ÇALINTI doktora tezini iptal ettirdiler.
***
ABD'deki University of South Florida yöneticileri, Ahmet Yıldırım'ın Ağustos 2011 – Ağustos 2012 arasında 1 yıl süreyle karşılıksız TÜBİTAK bursuyla orada Matematik – İstatistik bölümünde bulunduğunu bildirdi.
Anlaşıldığı kadarıyla Ahmet Yıldırım'ın akademik sahtekarlık dosyaları ilk kez 2010'da doktorasını bitirir bitirmez doçent olmak için başvurmasıyla açılmış. TÜBİTAK bursuna başvurduğunda bile hakkındaki soruşturmalar aleyhine sonuçlanmaya başlamış. Buna rağmen, bu durumu TÜBİTAK'a bildirilmemiş, TÜBİTAK da sormamış. Üstelik Ege Üniversitesi, 1 yıllığına ABD'ye gitmesine de izin vermiş ve muhtemelen maaşını ödemeye de devam etmiş. Ege Üniversitesi Mart 2012'de Ahmet Yıldırım'ı “kendi istifa etmiş” (müstafi) sayarak işten atmış, TÜBİTAK'a yine haber vermemiş. Ahmet Yıldırım, Ege Üniversitesi'nden atıldıktan sonra 5 ay daha karşılıksız TÜBİTAK bursuyla ABD'de kalarak bedava akademik tatil yapmaya devam etmiş. TÜBİTAK bugüne dek Ahmet Yıldırım'ın durumu hakkında hiçbir işlem yapmamış.
Hatırlatalım : Amerikan Federal Araştırma Etiği Ofisi (Office of Research Integrity), akademik sahtekarlık yapanları cezalandırmakta ve verdiği cezaları gerekçesiyle birlikte internet sitesinde tüm dünyaya duyurmaktadır.
***
Ege Üniversitesi, danışman Turgut Öziş'i korumanın dozunu azaltmaya karar vermiş olmalı ki :
(!!) “% 100 ÇALINTI” doktora tezi hakkındaki başvuruya Ege Üniversitesi'nin cevabı (30.05.2014, sayı : 3590, imza : Candeğer Yılmaz (rektör)) :
“.... adı geçen tez danışmanı .... Turgut ÖZİŞ hakkında disiplin soruşturması açılması yönünde .... Fen Fakültesi Dekanlığından gereği istenmiştir. .... Dekanlık .... 02/01/2014 tarihli ve 07 sayılı onayı ile adı geçen hakkında açılan disiplin soruşturması tamamlanmış olup Yükseköğretim Kurumlar Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliğinin 8. Maddesi (i) bendinde (Hizmet içinde taşıdığı resmi sıfatın gerektirdiği itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak) belirtilen “Aylıktan Kesme cezası verilmesi teklif edilmekle birlikte .... İyi Halin değerlendirilmesi başlıklı 16. Maddesi uyarınca “Kınama” cezası ile tecziyesi uygun bulunmuştur.
.... Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Kurulundan Yükseköğretim Kurulu Bilimsel Araştırma ve Yayın Etiği Yönergesi uyarınca jüri üyeleri hakkında öne sürülen iddiaların değerlendirilmesi ve rapor tanzim edilmesi istenmiştir. İnceleme sonucunda; Ahmet YILDIRIM'ın doktora tez jürisi üyelerinin görevlerini yerine getirmede kusurlarının bulunmadığı kanaatine varıldığı bildirilmiştir.”
Ege Üniversitesi'nin önceki yazısında “konunun kapandığı” bildirilirken, bu yazısına göre ise o cevaplarından 3 ay sonra Turgut Öziş hakkında “% 100 ÇALINTI” doktora tezinin sorumlusu olduğundan bahsedilmediği anlaşılan tuhaf soruşturma açılmış. Jürinin sorumluluğuna dair Etik Kurul'a rapor hazırlatılırken, danışman Turgut Öziş'in sorumluluğu Etik Kurul'a sorulmamış, dekanla halledilmiş.
Hileli olduğu ortaya çıkarılan ve “buharlaştırma – unutturma, inkar gibi yöntemlerle örtbas edilemeyen” bazı akademik tezlerin İPTAL EDİLMEDİĞİ, yeni tez yazdırılarak YÖK ve üniversite arşivlerindeki kopyalarla değiştirildiği bilinmektedir.
YÖK ve Ege Üniversitesi'nin hem İPTAL başvurumu hem de Ahmet Yıldırım'ın “% 100 ÇALINTI” doktora tezinin ve doktora diplomasının İPTAL EDİLİP EDİLMEDİĞİni açıklamayı reddetmesi, İPTAL EDİLMEMİŞ olması ihtimalinin yüksek olduğunu düşündürmektedir !  
Ahmet Yıldırım, yakın zamandaki çok sayıda akademik sahtekar örneğinde de görüldüğü üzere her an bir üniversitede doçent – profesör olarak yeniden ortaya çıkabilecektir. Yeniden dikkat çekmemeyi becerebildikçe önü açık olacaktır.
Gelişmeleri duyurmaya devam edeceğiz.
Ege Üniversitesi'ndeki bir başka “% 100 ÇALINTI” doktora tezi (Bilgisayar Mühendisliği) ile ilgili yazışmalar da devam etmektedir. Gelişmeler duyurulacaktır.
 
(*) Dr Tansu KÜÇÜKÖNCÜ : 2001 başından beri “elverişli eko sisteme yerleşen bakteri kolonisi benzeri hızla çoğalan zehirli sarmaşık gibi ülkemiz üniversitelerini kuşatarak boğan, çürüten, kokutan, ve çökerten” “akademik sahtekarlık gelenekçileri”ne karşı insan hakları mücadelesi vermektedir.

23 Haziran 2014

Murat Bardakçı - Ver parayı al unvânı! (HABERTÜRK)

ÖNCE, diline ve imlâsına hiç dokunmadan aynen nakledeceğim şu duyuruya bir bakın:
"...Doktora tez çalışması hazırlamak ileri derecede akademik bilgi ve tecrübe gerektiren bir iştir. Aynı zamanda vaktinizin büyük kısmını alan bir çalışmadır. Zamanınız yoksa yada gereken bilgi ve tecrübeye sahip değilseniz akademik kadromuz bu işi sizin için üstlenmeye hazır. İletişim bölümümüzdeki tez talep formumuzu doldurarak çalışmanızla ilgili detayları ekibimizle paylaşmanız yeterli olacak, bundan sonraki süreçte danışman arkadaşlarımız sizlere en kısa sürede dönüş sağlayacaklardır". 


Şimdi okuyacağınız duyuru da, bir çeşit personel ilânı: 

Tez yazma bir sanattır. Akademik kuralları biliyorsanız çoğu kişi için bu iş bir çocuk oyuncağıdır. Ama öğrencilere gelin sorun bu iş çok sıkıntılı bir süreçtir. Tez yazma sürecinde öğrencilerin çoğu deyim yerindeyse bunalıma girer. Araştırma bölümü ayrı yazma bölümü ayrı sorundur onlar için. Ama tez yazma işi bir sektör olmuş vaziyette. Birçok kişi tez yazma işinden ciddi miktarlarda paralar kazanıyor. Eğer sizde tez yazma kurallarını biliyorsanız bu işi yapabilirsiniz. Bu işin piyasası sayfa başı ortalama 20 tl gibi bir ücrete şu sıralar yapılıyor. İlan ile ilgileniyorsanız kendinizi tanıtan ve iletişim bilgilerinizi bulunduran bir yorum bırakabilirsiniz".  

YÖK VE JÜRİLER NE YAPAR? 
 Bu ilânların ne için verildiğini anlamışsınızdır: Üniversitelerden birinde öğrencisiniz, bitirme tezinizi hazırlamanız lâzım, yahut yüksek lisans veya doktora yapıyorsunuz ve tezinizi yazıp teslim etmeniz gerekiyor diyelim... 

Artık oturup çalışmanıza, kaynakları araştırmanıza, toparladıklarınızı değerlendirmenize ve tez haline getirmenize hiç lüzum kalmamış... Bu işi sizin için yapmaya âmâde gruplardan yahut şirketlerden birine müracaat ediyor, konunuzu ve hazırlamanız gereken metnin uzunluğunu bildiriyor, parasını da veriyor, adamların yazdıkları bu sözüm ona metni üniversiteye götürüyor ve "bilim adamı" oluyorsunuz! 

İşte, üniversitelerin ve bilimin Türkiye'de geldiği son nokta! Bilim adaylığına soyunan herif yahut hatun çalışmaya üşeniyor, kafa patlatıp yorulduğu takdirde bir tarafından terler damlamasından da endişe ediyor ve parayı verip unvan sahibi oluyor! Gittikçe artan intihaller ile zaten mücadele edemeyen YÖK de, üniversiteler de, o üniversitelerin hocaları da tezin nasıl yapıldığından bîhaber olduklarından veya bildikleri halde uğraşmak istemediklerinden bu işe göz yumuyorlar... 

Kişilerin veya grupların öğrencilerin hazırladıkları tezleri YÖK'ün tez yazım kurallarına uygun şekilde yeniden tape ettirmelerini anlarım. Zira bu kurallar askerî talim nizamnamelerine rahmet okuturcasına "Sayfadaki boşluklar soldan iki, sağdan bir buçuk santim olacak; üstte bir virgül altmış iki mikron, altta da üç çeyrek milim boşluk bırakılacak, metni bilmemne fontunun bilmemne boyunda yazacaksınız, dipnotlar bunun beşte ikisi eb'adında yerleştirilecek, tez hocasının ismini de gözümüze sokarcasına koskoca koyacaksınız" gibisinden aşırı şekil şartları ile doludur. Jürilerin çoğu tezin muhteviyatından evvel şekline bakar, değerlendirmede önceliği görüntüye verirler. Dolayısı ile tez metnini bilgisayarda yazmak bazen tezin hazırlanmasından daha zahmetli olur; öğrencinin bu işi profesyonellere yaptırması, yani başkalarına tape ettirmesi anlaşılır bir iştir ama bu işe ayıracak parası varsa... 

TÜY DİKMEK İŞTE BUDUR! 
Ama yine parasını vererek tezin kaynak taramasını, araştırmasını ve üstüne üstlük bir de yazdırılmasını başkalarına yaptırtmaya ne diyeceğiz? Haydi, hoca, jüri ve hattâ YÖK tezin bu şekilde hazırlandığını farkedemeyip uyudu diyelim... Oturduğu yerden ve parasının gücü ile unvan sahibi olan bilim adamı adayının hiç mi utanması yok? 

İnternette böyle çalışan, yani "Ver parayı al unvânı" kuralıyla hizmet sunan ve yazının başında naklettiğim ilânlarından farkedeceğiniz gibi basit imlâ kurallarından bile bîhaber olan Türkçe fukarası dünya kadar sitenin verdikleri ilânların mevcudiyeti bir hakikati apaçık göstermektedir: Aklınıza gelen her yerleşim merkezinde köy okulu misâli üniversite açarsanız netice bu olur, üniversite kavramının da, bilimin de üzerine tüy dikersiniz. 

Türkiye'de bugün "tez" ve "üniversite" dendiğinde yapılan, işte sadece budur! 

19 Haziran 2014

YÖK:"İntihal helaldir" (Anayurt Gazetesi)

MÜ İlahiyat Fakültesi hocası Mazlum Uyar’ın başka birine ait kitabı referans vermeden intihal ettiği fakat YÖK’ün hiçbir işlem yapmadığı öğrenildi. 

MÜ İlahiyat Fakültesi hocası Mazlum Uyar’ın başka birine ait kitabı referans vermeden intihal ettiği fakat YÖK’ün hiçbir işlem yapmadığı öğrenildi. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hocalarından Mazlum Uyar’ın başka birine ait kitabı referans vermeden intihal ettiği fakat YÖK’e şikayet edildiği halde hiç bir işlemin yapılmadığı ortaya çıktı.

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hocası Prof. Dr. Mazlum Uyar ABD George Washington Üniversitesi öğretim üyesi Prof. A. K. Moussavi’nin “Religious Authority in Shiite Islam” isimli kitabından referans vermeden yaklaşık 100 sayfalık bir bölümü 350 kadar dipnotu ile birlikte satır satır, kelime kelime intihal ederek bir kitap yazdığı öğrenildi. Uyar’ın kitabına da “Şii Ulemanın Otoritesinin Temelleri: İmamiyye Şiasında Usulilik ve Hiyerarşik Yapılanması” başlığını koyduğu belirtildi. 

İlahiyat profesörünün YÖK tarafından da cezalandırılmamasının öyküsü şöyle gelişti. Uyar, kitabı Kaknüs yayınlarından piyasaya sürer. Bu kitapla Üniversiteler arası Kurul’dan Doçentlik unvanı alır ve bu unvanla Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne önce doçent daha sonra profesör olarak atanır. Kitabı çalınan Prof. A. K. Moussavi önceki yıllarda İstanbul’da Fatih Üniversitesi’nde görev yapmıştır. Prof. Moussavi intihali fark eder. Gerek Marmara Üniversitesi’ne gerekse YÖK’e 9 Haziran 2013 tarihinde şikayet dilekçesi yazarak intihali delilleriyle ihbar eder ve gereğinin yapılmasını ister. Aynı zamanda Türkiye’den bir avukat tutarak Mazlum Uyar hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na göre işlem başlatılmasını ve ceza davası açılmasını talep eder. Marmara Üniversitesi, Prof. Moussavi’nin şikayeti üzerine Etik Kurulu’nu harekete geçirir ve jüri kurarak intihali tüm detayıyla belirler ve 9 Ocak 2014 tarihinde YÖK’e yazarak “Mazlum Uyar’ın üniversite öğretim mesleğinden çıkarılmasını talep eder. Marmara Üniversitesi aynı zamanda Üniversitelerarası Kurul’a yazarak Mazlum Uyar’ın bu intihal eserle aldığı doçentlik unvanının iptalini ister. 

Bu arada şu gelişmeler olur. Prof. Moussavi’nin Mazlum Uyar’ı YÖK’e şikayet etmesinden tam 3 ay 3 gün sonra 12 Eylül 2013 tarihinde YÖK genel kurulu toplanarak, eski YÖK genel Kurulu’nun 03.06.2005 tarihinde aldığı 2702 sayılı kararını değiştirir. 2005 tarihli bu YÖK kararına göre intihallerde zaman aşımı yoktur. Ancak mevcut YÖK bu yeni kararla intihalde 2 yıllık zaman aşımı kuralını getirir. Bu yeni kurala göre Mazlum Uyar cezalandırılamayacak, üniversitede hocalık yapmaya devam edecektir. Nitekim 21 YÖK üyesinden oluşan YÖK Disiplin Kurulu 22.05.2014 tarihinde 14 üye ile toplanarak 2014/52 sayılı kararla Mazlum Uyar’ın söz konusu kitabının 100 sayfalık intihal içerdiğinin sabit olduğunu, ancak 2 yıllık zaman aşımı kuralı nedeniyle cezalandırılamayacağını” kararlaştırır. Böylece, İlahiyat Profesörü Mazlum Uyar kendisinin şikayet edilmesinden 3 ay 3 gün sonra yine aynı YÖK Genel Kurulu’nun çıkardığı intihal kararıyla korunmuş olur. Mazlum Uyar’ın George Washington Üniversitesi öğretim üyesinin bir kitabından aşırmasıyla Türkiye’nin uluslararası akademik itibarını zedelediği ortadadır. Ancak bu intihal olayının bir başka boyutu daha vardır. Prof. Moussavi’nin intihal edilen “Religious Authority in Shiite Islam” başlıklı kitabı Malezya İslam Üniversitesi tarafından yayınlanmıştır. Malezya İslam Üniversitesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 10 Ocak 2014’teki Malezya ziyaretinde fahri doktora aldığı üniversitedir. Bu üniversite Marmara Üniversitesi’nin Mevlana Değişim Programı çerçevesinde anlaşma yaptığı bir üniversitedir ve Mazlum Uyar’ın hocalık yaptığı İlahiyat Fakültesi’nden öğrenciler halen Malezya Üniversitesi’nde bir veya iki dönem okumaktadırlar. 

Şimdi üniversite camiasında sorulan soru şu: “350 kadar dipnotla birlikte aşırılan 100 sayfalık bu intihal, yapanın yanına kâr mı kalacaktır? Bu kadar kapsamlı ve bu kadar aleni bir intihal eylemi cezasız mı kalacaktır?” Akademisyenler bu kararla intihalin artık suç olmaktan çıktığını söylüyorlar. YÖK’ün bu konudaki kararı şöyle: “Biz intihali tespit ettik, intihal kesin. Ama biz bir şey yapmıyoruz. Çünkü zaman aşımı diye bir şey var.” Üniversiteden görüş bildiren bir akademisyen bu durumu komik olarak niteliyor. “Bir cerrah profesörün diplomasının sahte olduğu ortaya çıksa, olsun varsın, epey zaman geçmiş, önemli değil, diplomanız sahte olsa da siz ameliyat yapmaya devam edin mi denilecek? Acaba bu YÖK üyeleri böyle bir cerrah profesöre ameliyat olmak isterler mi?” 

Bir başka akademisyen daha önemli bir noktaya işaret ediyor: Bu intihal vakaları cezalandırılmadığı müddetçe, artık Yüksek Lisans öğrencilerinin Doktora öğrencilerinin, Araştırma Görevlilerinin bilimsel kuralları gözeterek özgün tez yazmalarını bekleyemeyiz. Genç akademisyenler “Nasıl olsa bir şey olmuyor, başkasının eserinden aşırarak doçent, Profesör olunabiliyor” diyecekler. 

Dahası, hoca YÖK’ün “intihal helaldir” fetvasıyla derslere girmeye, Yüksek Lisans ve doktora tezi yönetmeye devam ediyor. 

29 Mayıs 2014

Pervin Kaplan - Bastır 500 doları yayımlat makaleni (HABERTÜRK)

GEÇEN gün bilimsel yayın kalitesine dikkat çekip akademisyenlerin yayın sayılarındaki artışın atıf oranlarına yansımadığına değinmiştim. Bunun da okul notlarında olduğu gibi “hormonlu yayınlardan” kaynaklanıp kaynaklanmadığını sormuştum. 

Bu sorunun yanıtını, ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Balcı’nın yaptığı çalışma veriyor. Balcı, Türkiye adresli 21 bin 529 makaleyi inceledi ve bunların yüzde 10’unun etki değeri düşük yani atıf sayıları sınırlı dergilerde basıldığını ortaya çıkardı. Balcı’nın da çalışmasında vurguladığı gibi “Sanki bu dergiler Türk akademisyenlerin yazılarını basmak için çıkarılmış”.

Bu dergilerin çoğu Pakistan, Malezya ve Hindistan’daki kuruluşlar tarafından çıkarılıyor. Bazıları da 500 ile 750 ABD Doları karşılığında makale basıyor.

Örneğin Journal of Animal and Veterinary Advences adını taşıyan dergi, 2007’de yayın hayatına girmiş. Yayınlar daha çok tıp, temel bilimler, mühendislik ve ziraat alanlarını kapsıyor. Dergide yayımlanan 1762 makalenin 722’si yani yüzde 41’i Türkiye’deki üniversitelerde görev yapan akademisyenlere ait. Dergide bir tane bile Pakistan adresli yayın yok. 64 editörün 14’ü Türk.

Balcı’nın da dikkat çektiği gibi bu dergi ne zaman Türk bilim camiası tarafından benimsendi ve neden bu kadar çok Türk editör atandı? Acaba bu dergi Türkiye’de çalışan bilim insanlarının makalelerini yayımlamak için mi çıkarıldı?

Balcı’nın örnek verdiği bir başka dergiden daha söz etmek istiyorum. Bu dergi de 2005 yılından bu yana Malezya’dan yayın yapıyor. Scientific Research and Essays adlı bu dergide 2 yıl içinde Türk akademisyenlerin basılan makalelerinin sayısı 373. Bu dergide de basılan tüm makaleler arasında Türklerin yazdıklarının oranı yüzde 40.

Bir de son yıllarda Afrika dergileri de Türk akademisyenler tarafından keşfedilmiş durumda. Bazı ülkelerde adeta “organize” biçimde çıkan bu dergilerin amacı sizce bilime katkı sağlamak mı?

Akademik yükselme kriterleri arasında hakemli dergilerde makale yayımlanmış olması şartı bulunuyor. Bu da doçent ve profesör olabilmek için bazı akademisyenlerin “paralı dergilere” yönelmesine neden oluyor. Bilim dünyasında birçoğunun adı bilinmeyen, bastığı makaleler tartışmalı hale gelen ve neden çıktıkları soru işareti taşıyan bu dergilerde çıkan makaleler de Türk üniversitelerinin “bilimsel yayın” sayılarının artmasını sağlıyor. 
Ancak “Bastır parayı yayımlat makaleni” anlayışına sahip bu dergilerde çıkmış makaleleri YÖK yükselmelerde nasıl oluyor da ciddiye alıp kabul edebiliyor, bu da ayrı bir tartışma konusu.

Unutmayalım, bir kriter getirmezseniz kalitesizlikle de karşı karşıya kalırsınız.

8 Mayıs 2014

AİHM, 33 yıllık "intihal" tartışmasına noktayı koydu .

Eski YÖK Başkanı İhsan Doğramacı'nın, "Annenin Kitabı" adlı kitabını, ABD'li Dr. Benjamin Spock'ın "Baby and Child Care" adlı kitabından aşırdığını iddia ettiği için tazminata mahkum edilen Prof. Dr. Hasan Yazıcı, AİHM'de açtığı davayı kazandı.
Eski YÖK Başkanı İhsan Doğramacı'nın, 1952 yılında yayınlanan "Annenin Kitabı" adlı çocuk bakım kitabını, ilk basımı 1946 yılında yapılan ABD'li Dr. Benjamin Spock'ın "Baby and Child Care" adlı kitabından intihal (aşırma) olduğunu iddia ettiği için 8 bin Euro tazminata mahkum edilen Prof. Dr. Hasan Yazıcı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne açtığı davayı kazandı.

AİHM'in 15 Nisan 2014'te açıkladığı kararda, Yargıtay'ın 2006 yılında Prof. Yazıcı aleyhine verdiği kararın yanlış olduğu, söz konusu kararın ifade özgürlüğüne aykırı bulunduğu belirtildi. Prof. Yazıcı'nın 2006 yılında Prof. Doğramacı'ya ödediği 4 milyon liralık manevi tazminatın bu kez Türkiye tarafından Prof. Yazıcı'ya yasal faiziyle birlikte geri ödenmesine hükmedildi. Yüksek Mahkeme, Prof. Yazıcı'ya 6 bin 500 Euro manevi tazminat ve 1.500 Euro da mahkeme gideri olmak üzere 8 bin Euro ödenmesine karar verdi.

"AŞIRMADA DÜNYA BİRİNCİSİYİZ"
Davayı kazanan Prof. Dr. Hasan Yazıcı, bugün İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kurul Salonu'nda akademisyen arkadaşlarıyla bir araya geldi. "Bir intihal olgusu ve dile getirilmesi hakkında AİHM kararı" konulu toplantıda konuşan Prof. Yazıcı, yaşadıklarını anlattı. Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Bilim Ahlak Komitesi'nin eski Başkanı sıfatıyla anılmak istediğini söyleyen ve halen Bilim Akademisi üyesi olan Prof. Yazıcı,
Türkiye'nin bilimsel aşırmada dünyada birinci olduğunu grafiklerle gösterdi. Prof. Dr. Yazıcı, Amerikan bilim dergisine yapılan başvuruların yüzde kaçının aşırma olduğunun açıklandığını ve Türkiye'nin en yüksek aşırma yapan ülke çıktığını dile getirdi.

TEŞEKKÜR ETTİ
Dava sürecinde kendisine destek veren Kemal Bozkurt, Jale Parla, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Çetin Aşçıoğlu, avukatlar Hakan Emin ve Berrin Yazıcı'ya teşekkür eden Prof. Yazıcı'yı dinleyenler arasında, Prof. Dr. Zafer Üskül ile Prof. Dr. Gençay Gürsoy da vardı.


SÜRECİ ANLATTI
2000 yılında Milliyet gazetesinde "İhsan Doğramacı'yı kınamak" başlıklı bir yazı kaleme aldığını anlatan Prof. Yazıcı, İhsan Doğramacı'nın durumunu Türkiye Bilimler Akademisi Bilim Ahlak Komitesi'nde değerlendirdiklerini söyledi. Prof. Yazıcı, yaşanan süreci şöyle anlattı:


"Aşırma o kadar çoktu ki, denetim komisyonu kuruldu. Ben dedim ki, bu işin başında aşırmanın babası olmaz. Aşırma saptadığımız zaman , 3 aşamamız var. Bir mektup yazıyoruz, 'Bu ayıptır' diyoruz. İkinci aşama daha ağır. Taraflara bunu söylüyoruz. Doğramacı örneğinde olduğu gibi, biz bunu alıyoruz, o insanın çalıştığı en üst kuruma bildiriyoruz. Hukuki yaptırım yok. Ondan sonra tuttuk, Doğramacı'yı kınamaya karar verdik. Resmi raporu verdik. 10 kabul, 1 çekimser oyla kabul edildi. Aradan 1 gün geçti, bir üye şöyle bir mektup yazdı bize; 'TÜBA bu kararla yalnızlaşır'. Biz, bunun üzerine istifa ettik. Doğramacı'yı kınamamak, aynı insanlar tarafından kabul edildi. Bilim Ahlak Komitesi dağıldı."


7 YIL SONRA KARAR ÇIKTI
'Ortada aşırma olmadığı, iki bilimsel eser arasındaki benzerliklerin doğal olduğu' gerekçesiyle hakkında Doğramacı tarafından o dönemin parasıyla 4 milyon liralık tazminat davası açıldığını ifade eden Prof. Yazıcı, yerel mahkemenin mahkumiyet kararından sonra, Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin aleyhte kararına rağmen Yargıtay Genel Kurulu tarafından mahkum edildiğini dile getirdi. Prof. Yazıcı, ardından 2007'de AİHM'e başvurduğunu belirterek, 7 yıl sonra karar çıktığını bildirdi.


İŞTE AİHM'İN GEREKÇESİ
AİHM'in Prof. Dr. Hasan Yazıcı'nın başvurusu üzerine verdiği kararda, şu ifadeler kullanıldı:

"İfade özgürlüğü, demokratik düzenin ayrılmaz parçasıdır. Birey, zaman zaman çevresine aykırı düşecek, şok edici açıklamalar da yapabilir. Böyle açıklamalar, özellikle söz konusu açıklamaların hedefi toplumun önde gelen isimleriyse, toplum çıkarı açısından daha büyük bir hoşgörüyle karşılanmalıdır. Prof. Yazıcı, Prof. Doğramacı'yı suçladığı konu hakkında kapsamlı bir rapor hazırlayan bilimsel komiteye başkanlık etmiş bir akademisyendir. O nedenle hem konuyu iyi bilmektedir, hem de akademik özgürlük açısından böyle bir açıklama yapması hiç de haksız ve dayanaksız değildir. Öte yandan, gerçeklerin açık olduğu durumlarda, değer yargıları ikinci planda kalır. İfade özgürlüğünün temelinde ise gerçekleri dile getirmek yatar. Yargıtay Hukuk Genel Kararı yanlış bulduğumuz kararında, Prof. Yazıcı'nın gerçeği söyleyip söylemediğine gerekli önemi vermemiştir."


TARTIŞMAYI UĞUR MUMCU BAŞLATMIŞTI
Prof. İhsan Doğramacı ile ilgili "intihal" tartışmasını, ilk kez 33 yıl önce, 25 Kasım 1981 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde Uğur Mumcu başlattı. Ancak Prof. Doğramacı, 12 Eylül döneminde kurulan YÖK'ün ilk başkanı oldu. Konu, yıllar sonra bu kez Prof. Hasan Yazıcı tarafından gündeme getirildi. Prof. Doğramacı da Prof. Yazıcı hakkında manevi tazminat davası açtı ve o dönemin parasıyla 4 milyon lira tazminat kazandı.

DHA - Özgür Altuncu - Özkan Arslan

Etiketler

A. Murat Eren (14) AdaManşet (1) Adnan Atalay (1) Adnan Fatih Kocamaz (1) AFRİKA Gazetesi (1) AGOS (1) Ahmet Yıldırım (7) AİHM (2) AKADEMİ TAKİP (1) Ali Demir (2) Ali Rıza Taşkale (1) Almanya (6) Alper Hançerlioğlu (1) ANAKARDER (1) Anayurt (2) Annette Schavan (4) AntalyanınHaberi (1) Ayşe Başel (2) Ayşe Kora (1) Ayşe Çavdar (1) Azem Haslaman (1) Baro Dergisi (1) BASIN AÇIKLAMASI (2) Baybars Külebi (1) Bayram Kaya (1) BBC Türkçe (3) Bekir Karlık (1) Belgeler (5) Bengü Sezen (1) BİA (1) BİANET (1) Bilge Can Yıldız (1) BİLGİ ÇAĞI (1) Bilim Akademisi (1) Bilim Güncesi (1) Bilim ve Ütopya (1) Bilkent Asistan (1) BirGün (3) Burak Cop (1) Burak İzgi (1) Can Ender Gökçe (1) Canan Atalay Aktuğ (1) CBT (30) Cezalar (1) Cumhuriyet (1) Cüneyt Ülsever (2) D. Çiğdem Sever (1) Debora Weber-Wulff (1) Derviş Doğan (2) DHA (1) Diederik Stapel (1) Dilek Gedik (1) Doç. Dr. Burhanettin Kaya (1) Doç. Dr. Doğan Yücel (1) Doç. Dr. Erkan Yüksel (1) Doç. Dr. Hakan Mıhcı (1) Doç. Dr. Kudret Özersay (1) Doç. Dr. Selçuk Can (2) Dr. A. Murat Eren (8) Dr. Ali Oğuz Er (1) Dr. Hakan Özdener (2) Dr. Kaan Öztürk (9) Dr. Nihal Engin Vrana (2) Dr. R Serpkenci (1) Dr. Tansu Küçüköncü (8) Dr. Umut Özkaleli (2) Dr. Çağrı Yalgın (1) Dr. Ömer Gökçümen (2) Dr. Ömür Yılmaz (2) Dr. Şükran Gölbaşı (1) Ege Üniversitesi (4) El Naschie vakası (1) EMO (1) Emrah Göker (2) Emre Can Dağlıoğlu (1) Emre Sevinç (1) Enis Meriç (3) Ercüment Tunçalp (1) Erdal İzgi (1) Erdem Ergen (1) Erdem Uçar (1) Ergün Kasap (4) Ertan Keskinsoy - 2006 (1) Eğitim Sen (1) feyerabend (1) Fikir Ağacı (1) GATA (2) Gazete soL (5) Gazi Üniversitesi (1) GYTE (1) Güncel Anestezi (1) Gündem Kıbrıs (1) Güngör Mengi - 2005 (1) H.İbrahim Dursun (1) Haberler (101) HABERTÜRK (12) Hakan Hastaoğlu (1) Hakan Çırak (1) Halil İ. Dursun (4) Harun Kemal Öztürk (1) Havadis Gazetesi (2) Hayriye Mengüç (1) Haşmet Babaoğlu (1) HUDUT Gazetesi (1) Hürriyet (1) Hüseyin Ekmekçi (1) İhsan Doğramacı (2) İrfan O. Hatipoğlu (1) İTÜ (4) İzzet Özgenç (5) Işıl Öz (4) Kaan Doğan Erdoğan (1) Kadir Boğaç Kunt (1) Kamuoyuna Duyuru (1) Kıbrıs Onlıne (1) KKTC (12) Macaristan (4) Mahmut Lıcalı (2) Marmara Üniversitesi (1) Matematik Dünyası (1) Mazlum Uyar (2) Medimagazin (5) Melih Aşık (1) Melis Alphan (1) meren (5) Metin Münir (10) Metin Özdemir (1) Milliyet (3) Mine G. Kırıkkanat (1) Muhalefet Şerhi (1) Murat Bardakçı (10) Murat Belge (1) Musa Kesler (1) Mustafa Gündoğan (1) Mustafa Helvacı (10) Mümtazer Türköne (1) Mürsel Sezen (1) Nature (1) Nedim Erinç (1) Neşe Doster (1) Neşeli Beyin (1) Nihat Halıcı (1) NTV (5) NTV BİLİM (2) ntvmsnbc (1) Nuran Çakmakçı (4) Nurettin Öztatar (2) Nuriye Akman (1) ODA TV (1) OdaTv (2) ODTÜ (6) ODTÜ-OED (1) OMU (3) Onur Erem (1) Orhan Bursalı (9) Orhan Orhun Ünal (1) Oğuzhan (1) Pal Schmitt (3) Pamukkale Üniversitesi (1) Paul Wouters (1) Pelin Batu (1) Pervin Kaplan (2) Prof. Dr. Ahmet İnam (1) Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta (1) Prof. Dr. Ali Akdemir (1) Prof. Dr. Ali Alpar (1) Prof. Dr. Alpar Sevgen (1) Prof. Dr. Altan Onat (2) Prof. Dr. Ayşe Erzan (4) Prof. Dr. Bahattin Baysal (2) Prof. Dr. Baki Akkuş (1) Prof. Dr. Celal Şengör (2) Prof. Dr. Engin Meriç (1) Prof. Dr. Eser Karakaş (1) Prof. Dr. Fatih Özatay (1) Prof. Dr. Fatma Suna Kıraç (1) Prof. Dr. Fulya Tanyeri (1) Prof. Dr. Güneş Uçar (1) Prof. Dr. Hakan S. Orer (1) Prof. Dr. Hakkı Kahraman (1) Prof. Dr. Haldun Güner (1) Prof. Dr. Haluk Geray (1) Prof. Dr. Haluk Şahin (1) Prof. Dr. Hasan Yazıcı (4) Prof. Dr. Hüseyin Akan (1) Prof. Dr. İ. Halûk Gökçora (1) Prof. Dr. İlker Birbil (1) Prof. Dr. İlter Turan (1) Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın (1) Prof. Dr. İzge Günal (1) Prof. Dr. İzzettin Önder (1) Prof. Dr. Kayhan Kantarlı (11) Prof. Dr. Kor Yereli (1) Prof. Dr. Kurtuluş Töreci (3) Prof. Dr. Levent Doğancı (5) Prof. Dr. Levent Sevgi (3) Prof. Dr. Mehmet Altan (2) Prof. Dr. Metin Balcı (5) Prof. Dr. Mustafa Bekir Selçuk (1) Prof. Dr. Nurettin Abacıoğlu (1) Prof. Dr. Orhan Gölbaşı (1) Prof. Dr. Osman Demircan (1) Prof. Dr. Osman İnci (2) Prof. Dr. Ramazan Aşcı (1) Prof. Dr. Rıdvan Karluk (16) Prof. Dr. Rıfat Okçabol (1) Prof. Dr. Selçuk Candansayar (1) Prof. Dr. Suat Çağlayan (1) Prof. Dr. Tahir Hatipoğlu (1) Prof. Dr. Tahsin Yeşildere (2) Prof. Dr. Taner Özbenli (1) Prof. Dr. Toktamış Ateş (1) Prof. Dr. Türker Alkan (1) Prof. Dr. Ural Akbulut (2) Prof. Dr. Uğur Eser (1) Prof. Dr. Yusuf Altıntaş (1) Prof. Dr. Çetin Kaya Koç (1) Prof. Dr. Özer Bekaroğlu (1) RADİKAL (4) Rahim Er (1) Romanya (1) Rusya (1) Röportaj (1) SABAH (1) SabitFikir (1) Sefa Kaplan (1) Selma Kasap (1) Semuhi Sinanoğlu (1) Serdar Hiçdurmaz (1) Serkan Anılır (5) Seval Çetin (1) soL-Bilim (2) soL-Haber (5) StarKIBRIS (1) subjektif.org (4) T24 (5) TAD (1) Taraf (1) Togan Kafesoğlu (1) Toplumsal Cinsiyet ve Azınlıklar Enstitüsü (2) Trakya Üniversitesi (1) Tufan Erhürman (1) Turgut Öziş (1) TÜBA (2) TÜBAV (1) TÜBİTAK (1) Tülay Sağlam (1) Türk Tabipleri Birliği (1) Türkiye Gazetesi (1) TürkRus (1) UKÜ (1) Umur Talu (1) Umut Newbury (1) UOUD (1) WASET (3) Y. Doç. Dr. Kaan Öztürk (12) Y. Doç. Dr. Aytekin Aydemir (1) Y. Doç. Dr. Fatih Bayraktar (1) Y. Doç. Dr. Fatih Gürsul (1) Y. Doç. Dr. Nevzat Artuç (1) Y. Doç. Dr. Raşit Bilgin (1) Y. Doç. Dr. Serhan Ada (1) Y. Doç. Dr. Özgür Öktel (1) Yahya Fidan (3) Yakalanırsınız (1) Yalçın Doğan (1) Yargıtay Kararı (1) Yarınlar (3) Yeni Düzen (1) YeniHayat (1) YeniŞafak (1) Yorumlar (101) Yoshiki Sasai (1) YÖDAK (7) YÖK (10) Zaman (3) Zeynep Şarlak (1) Ziya B. Güvenç (1) Ziya Güvenç (3) Zülfü Livaneli (2) ÇOMU (1) ÇOMÜ (1) Ömer Dinçer (3) ÖSYM (1) Özgür Aydın (1) Üniversite Konseyleri Derneği (1) ŞALOM (1) Şükrü Bülent Türtat (1)
....
.
.
.

İZLEYENLER