NEDEN ?

https://plagiarism-turkish.blogspot.com


Yükseköğretimde Gözetim ve Denetim - Yasal Çerçeve ve Uygulamalar -
Devlet Denetleme Kurulu Raporu (2009) lütfen tıklayın

2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporu (2016) lütfen tıklayın

Bilim Akademisinin Sahte Belge ve İmza Üretimi Hakkındaki Açıklaması (2025) lütfen tıklayın

“Sahte Diploma Soruşturması” Hakkında Kamuoyu Bilgilendirmesi - Türkiye Barolar Birliği (2025) lütfen tıklayın

Prof. Dr. Ersin Yurtsever etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Prof. Dr. Ersin Yurtsever etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2020

Ersin YURTSEVER - Bilim etiği sorunları: İntihal nedir? (SARKAÇ)

Bilim dünyasında gündeme sık sık, popüler medyaya ise ünlü birisini ilgilendiriyorsa gelen bir kavram var: İntihal.

Türk Dil Kurumuna göre Türkçesi “aşırma” olan bu kelime, Arapça’da “kendine mal etme, benimseme” anlamına geliyor. Değişik yerlerde de çalma, yağmalama olarak da tanımlanıyor.  Bütün bu kelimeler bir hırsızlığı, başkasının olan bir değeri kendine mal etmeyi anlatıyor.

Genelde intihal bir yazarın, düşünürün yazdıklarının (veya söylediklerinin) başka birisi tarafından ilk defa kendisi söylüyormuş gibi ortaya atılması için kullanılır. İnternet çağından önce sözlü olarak ortaya atılmış fikirleri çalmanın ispatı çok kolay değildi. Nitekim, bir bilimsel fikri kimin ilk defa ortaya attığına dair (bilimsel) kavgalar çok olmuştur. Şimdilerde ise her şey kayıt alınabildiği için bu tarz tartışmalar bitmese bile çok fazla duyulmuyor. Ama yazıya dökülmüş fikirler üzerinde çalıntı hala çok popüler.

İntihalin ne olduğu ve neden dikkat edilmesi gerektiğini açıklayabilmek için, bilimsel fikirlerin, sonuçların ne şekilde bilim dünyasına sunulduğu ve yayıldığını anlamak gerekir.

Bilimsel bir değerin yayınlanması 

Bilimsel araştırma sonuçlarının topluma sunumu genellikle bilimsel dergilerde yayınlanan makaleler kanalıyla olur. Bu makaleler, konunun uzmanları olan ve çoğunlukla birden fazla sayıda anonim hakemler tarafından okunur ve değerlendirilir. Hakemlerin görevi, yapılan çalışmada hataların olup olmadığını tespit etmek, sonuçların daha önceden yayınlanmamış olduklarını göstermek (orijinal olmaları) ve yorumların da doğru oldukları konusunda görüş bildirmektir. Bu makale pek çok bilim insanı tarafından okunacağı ve belki de onların çalışmalarına ışık tutacağı için, doğruluğunun önceden kontrol edilmesi gerekir. Dolayısıyla eğer bir makale hakemlerin süzgecinden geçip ciddi bir dergide yayınlamışsa, içeriğinin bilimsel olarak bir değeri olduğu varsayılır.

İntihalin çeşitleri

İntihalin en ciddi şekli, başkasının yazdığı bir yazıyı olduğu gibi kendi isminizle yayınlamak ve bu çok ağır bir suç.  Nitekim bu suçun cezası öğretim üyeliğinden çıkarılmaya kadar gidebiliyor. Bir makalenin tamamının veya çok büyük bir kısmının alınıp yayınlanması daha çok internet kullanımının az olduğu ve yakalanmanın zor olduğu yıllarda çokça karşılaşılan bir ihlaldi. Günümüzde Turnitin, iThenticate vb. gibi veritabanları/yazılımlar sayesinde yayına yolladığınız makalenin başkalarının eserlerine ne kadar benzediğini kontrol edebiliyorsunuz. Bu yazılımlardan şüpheli benzerlik oranları geldiğinde benzerlikleri inceleyerek intihali ortaya çıkarma şansınız var. Başka bir deyişle kimden ne kadar çalındığının bulunması mümkün. Tabii, başka bir dildeki makaleyi alıp Türkçe’ye çevirerek bu kontrollerden kaçmak da olasıdır ki bu bazı sahalarda çok görülen bir etik ihlalidir.

Elektronik kontrolün olmadığı ortamlarda ise bilimsel etiğe aykırı davranışları bulmak hiç de kolay değil. Rusya’da yapılan bir araştırma sonucunda 70000 adet makalenin birden fazla dergide, bir makalenin ise tam 17 farklı dergide yayınlandığı bilgisine ulaşılmıştır ve yine bu araştırma ile 2500 civarında makalenin geri çekilmesi istenmiştir [1]. Örneğin ülkemizde lisansüstü tezlerin elektronik ortama aktarılması henüz tamamlanmadı [2].  Bu durumda tezler arası intihalleri bile bulmak kolay değil.

Daha çok rastlanan intihal örnekleri, başka eserlerden belirli kısımları alıp, kendi yazmış gibi göstermek şeklinde karşımıza çıkıyor. Bilhassa makalelerin giriş kısımları, eski çalışmaların derlenmesi üzerine olduğundan ve teknik kısımlara göre daha iyi bir yabancı dil bilgisine ihtiyaç duyulduğundan bu bölümlerde ders kitapları ve derleme makalelerinden kopyala-yapıştır yapmak en kolay çözüm gibi görünebilir.

Bu kötü alışkanlık maalesef ilkokullardan başlamak üzere çok yaygın. Öğrencilere verilen “araştırma” ödevleri, çoğunlukla Google’da arama yapıp bulunan bir sayfadan alınan cümlelerden oluşuyor. Öğretmenlerin bu konuda dikkatli davranıp, öğrencilere araştırma ödevlerindeki kelimelerin kendilerine ait olması gerektiğini iyice anlatması gerekli. Aslında istenen öğrencilerin okuduklarını anlayıp, yorumlayıp kendi ifadeleri ile tekrar yazmaları.

Atıf vermek nedir? Neden atıf verilir?

Bilimsel makalelerin yazımında ise kullanılan belirli yazım kuralları vardır ve bu kurallar araştırma alanlarına göre farklılıklar göstermesine rağmen temelinde doğru bilgiyi okuyucuya aktarma işlevini sağlar. Doğal olarak yapılan her araştırma, daha önceden yapılmış çalışmalara az veya çok dayanır. Araştırmaya katkı sağlamış olan eski sonuçlara ve fikirlere makalede bunları yazanları belirterek yer vermek gerekir. Bu işleme “atıf vermek” denir. Doğru bir atıf için kimin ne zaman bu düşünceleri ortaya koyduğu ve nerede yayınlandığının (makalenin referansının) açıkça yazılması gerekir. Bu şekilde çalışmayı okuyanların eski kaynaklara kolayca ulaşması sağlandığı gibi, ilk yazarlara da saygı sunulmuş gibi düşünülebilir (veya daha popüler deyimi ile kredi verilir).

Atıf yapılan makalenin referansını belirtmek için farklı formatlar vardır (MLA, APA vb.), bunlardan tercih edilen birisi kullanılabilir. Önemli olan okurun kaynağa rahatlıkla ulaşabilmesini sağlayacak tüm bilgiyi içermesidir.

Atıf verme işlemi iki türlü yapılabilir. Orijinal fikirleri kendi kelimelerinizle ifade edersiniz ki, o zaman sadece o makalenin referansını koymak yeterli olacaktır. Eğer eski referanslardaki kelimeleri aynen kullanmak isterseniz, mutlaka “tırnak” içerisinde yazmanız (ve tabii referansı ile beraber) gerekir. Bu şekilde o kelimelerin sizin olmadığını ama çalışmaya katkısı olduğunu doğru bir şekilde göstermiş olursunuz.

Resim ve grafiklerin kullanımı

Başka yazarların tabloları, grafikleri ve resimlerinin kullanımı ise ayrı bir sorun olan telif hakları ihlallerine neden olabilir. Daha önceden bu bilgileri yayınlayan dergilerin bir kısmı referans vererek kullanımına izin vermekle (Örn. Creative Commons lisanslı dergiler) beraber, bazı dergiler yazılı izin alınmasını şart koşuyor.  Hukuki problemlerle karşılaşmamak için, derginin koşulllarına bakmak ve/veya orijinal makaleyi yayınlayanlar ile haberleşip izin alma işinin doğru bir şekilde çözülmesi şart.

İngilizcesi “plagiarism” olan intihal kavramı aynı zamanda yazarın kendi eski eserlerini de kapsayabilir. “Öz-intihal” olarak adlandırılan bu konu biraz daha karmaşık olduğu için ayrı bir yazıda tartışacağız.

İntihal kavramı, başka bazı ülkelerde olduğu gibi bizde de maalesef az rastlanan bir durum değil. TÜBİTAK, YÖK ve Üniversitelerarası Kurul gibi kuruluşlar, bu konuda yaptırımlar getiriyor. Bununla beraber asıl görev üniversitelere düşüyor. Üniversitelerin kendi içlerinde bilim etiği konusunda eğitim vermenin yanında ortaya çıkan olayları ciddiyetle inceleyip sonuçlandırmaları da etik kavramlarının yerleşmesinde önemli bir rol oynayacaktır.   

Ersin Yurtsever
Bilim Akademisi Etik Kurulu üyesi
Koç Üniversitesi Kimya Bölümü öğretim üyesi

Kaynaklar

[1] D.S. Chawla, Russian journals retract more than 800 papers after ‘bombshell’ investigation, Science, Ocak 2020, https://www.sciencemag.org/news/2020/01/russian-journals-retract-more-800-papers-after-bombshell-investigation
[2] Yaşar Tonta, Müge Akbulut, Lisansüstü tezlere açık erişim, Türk Kütüphaneciliği dergisi, 33, 219 (2019).http://www.tk.org.tr/index.php/TK/article/view/3028/2897

12 Mart 2019

Murat Kılıç & Ersin Yurtsever - Kongreniz uluslararası mı yoksa şehirlerarası mı? (SARKAÇ)

Solvay konferanslarının en ünlüsü yeni ortaya çıkan kuantum teorisinin tartışıldığı beşinci Solvay Konferansıdır (1927). Toplu fotoğrafta görülen 29 kişinin 17si Nobel Ödülü kazanmış bilim insanları. Detaylar
Akademik camiada araştırma sonuçlarının sunumu için iki önemli yol vardır.
  • İlkinde araştırma sonuçları akademik bir dergide, hakemlerin denetiminden geçtikten ve editörce uygun bulunduktan sonra yayınlanır. Bu şekilde sonuçlarınıza prensipte bütün dünya ulaşabilir. Fakat makale yazarken yer kısıtlamaları nedeniyle bazı kısımları özet olarak geçmek zorundasınızdır. Bu da çalışmanızın detaylı bir tartışma ortamına girmesine pek olanak sağlamaz.
  • İkinci bir yöntemde ise, çalışmanızı bilimsel bir toplantıda sözel veya bir poster çerçevesinde sunarsınız. Bu daha kısıtlı bir dinleyiciye hitap eder ama toplantıda zaten konunun uzmanları bulunacağı için, iyi bir etkileşme ve işbirliği ortamı yaratır.
Doğal olarak akademisyenler bu iki kanalı da yoğun olarak kullanırlar.
Bilimsel kongreler ve düzmece kongreler
Bilimsel kongreler nasıl düzenlenir? Öncelikle yoğun emekle!
Kongre düzenlenecek alanda mümkün olduğu kadar uzman insanları bir araya getirmeye çalışacaksınız, gençlere araştırmalarını sunma olanağı sağlayacaksınız, maddi kaynak bulacaksınız vb. gibi pek çok işle uğraştıktan sonra ortaya başarılı bir konferans çıkar.  Bu emeğin karşılığı olarak akademisyenler parasal bir kazanç sağlamaz. Bilimsel işbirliği ve paylaşım için önemli olduğu için bu zahmete katlanırlar.  Bu kongre düzenlemenin “teorik/ütopik” kısmı. Bu yazının konusu ise bundan çok farklı şekilde yaşanan bir nevi trajikomik gerçek durum.
Kongreler için son zamanlarda ülkemizde ortaya çıkan bir sınıflandırma ulusal/uluslararası ayırımı oldu. Eğer katılımcılar Türkiye’deki kurumlardansa ulusal, yabancı katılımcılara da açıksa uluslararası oluyor. Bu çok önemli değil gibi gözükse de günümüzde moda olan performans değerlendirmelerinde çok önemli rol oynuyor, kaynak bulmada da uluslararası sıfatını kazanmak neredeyse şart gibi.
Bu satırların yazarlarına sorarsanız esas önemli olan kongre katılımcılarından üç beş tanesinin farklı ülkeden olmasından ziyade kongrelerin kandırmaca değil bilimsel olması gerektiği.
Elinizi otomatik sözcük tamamlama özelliği açık olan akıllı(!) telefonunuza götürün. Atom, molekül gibi birkaç teknik terim yazın ve otomatik tamamlama özelliği ile rastgele kelimelerle cümleyi tamamlayın. Bu şekilde oluşturacağınız bir sayfalık özet bilimsel (!) bir kongrede konuşma yapmanız için kabul edilecek. İnanması güç fakat 2016 yılında Yeni Zelanda’dan bir araştırmacı rastgele sözcüklerle oluşturulmuş bir metinle aslında bu tür kongrelerin hiçbir bilimsel kriter uygulamadığını ispatladı.
Dünyada ve ülkemizde akademik yükseltme kriterleri bilimsel çalışmanın niteliğinden ziyade kaç adet makale yayınlandı veya kaç kongrede sunum yapıldı sayısına indirgendikçe özellikle “uluslararası konferans” adı altında akademik yozlaşmanın ayyuka çıktığı konferans sayısı arttı.
Bilimsel saygınlığı muhafaza eden toplantıları bir kenara koyarsak, günümüzde bilimsel konferanslar konusundaki yozlaşma iki yönlü olarak kazan-kazan kapısına dönüşmüş durumda. Bu tür bir kongreyi düzenleyen organizatör için akademik anlamdaki kazanımlardan ziyade önemli olan bu kongre sonunda ne kadar maddi kazanç elde ettiği. Bilimsel amaç peşinde koşmayan bu toplantılar, hedefi yalnızca akademik yükseltmeyi hedefleyen ve gerçek anlamda bilimsel bir kongrede çalışma bazında yeterli olmayan akademisyen kadrolarındaki bireyler için düşük hatta yok denecek kadar az akademik kriterlerinden dolayı cazip bir kapı haline geldi.
Bu tür kongrelerin bir bölümü “ne olursan ol gel yeter ki bize katılım ücretini transfer et” mantığı ile mimarlık, fizik, inşaat mühendisliği gibi araştırma konuları anlamında birbirinden çok uzak akademisyenleri kongrelerine kabul ediyorlar.
Bir bilim dalının altında katkısı olan çok sayıda farklı alan olabilir fakat bu kongreler mantıkla bağdaşmayacak geniş bir konu yelpazesinde düşük bilimsel kriterlerle düzenleniyor. Bu kongrelerin davetli konuşmacı profilleri farklı ülkelerden olsalar da dünya çapında isim yapmamış hatta bilimsel performansı orta düzey bir kongrede sözel sunum yapmaya yeterli olmayan kişiler olduğu görünüyor. Oysa bir bilimsel toplantının en önemli tarafını o kongrenin davetli konuşmacıları oluşturur.
Bu tür uluslararası konferanslara dünyadan örneklerden biri conferenceseries.com. “predatory meetings / yağmacı toplantılar” adı altında çok sayıda akademisyenin dikkatini çekmiş ve hakkında defalarca yazılar yazılmış olmasına rağmen hala katılımcı buluyor.
Bir başka örnek ise Tayvan merkezli International Academy Institute’den. Çok sayıda ipucuyla bu kongrelerin “uydurma” oldukları açık, fakat dikkatinizi bir noktaya çekmek istiyoruz. Bu enstitü aynı zaman aralığında ve aynı yerde üç kongreyi birden yapmayı başarmış (!). Tokyo’daki Waseda Üniversitesi’nde 22-24 Temmuz 2015’de yapılan üç ayrı kongrenin davetli konuşmacısı da Profesör Hajime Tozaki. İşin ilginç tarafı Hajime Tozaki zaten Waseda Universitesi’nde çalışıyor. Kongre düzenleyecileri ise Tayvan’dan. Tayvan’da kalkıp Japonya’ya Hajime Tozaki’nin üniversitesine gitmişler orada aynı anda üç kongre düzenleyip üçünde de Profesör Tozaki’yi davetli konuşmacı yapmışlar.  Kendilerini üç web sayfasınında arka planında ayrı fotoğraf seçiminden dolayı kutluyoruz. Bir başka çarpıcı performans Profesör Tozaiki’nin uzmanlık alanının genişliği! Kongrelerden birincisi ekonomi ve sosyal bilimler, ikincisi mühendislik ve doğa bilimleri sonuncusu da spor ve turizm alanları gibi birbirinden çok çok ayrı alanlar olmasına rağmen bütün alanlarda ana konuşmacı olmayı başarmış.
Akademik camianın içindeyseniz muhtemeldir ki Uzakdoğu’dan veya Asya’dan size gönderilmiş kongre davet mektupları vardır. Bu toplantıların bir bölümü sizin son makalenizin başlığını kendi düzenledikleri kongrede davetli sunumunuzun başlığı olarak ilan edebilirler. İnternet sayfalarını ziyaret ettiğinizde internetten alınmış fotoğrafınız ve konuşma başlığınız zaten ilan edilmiş, tek yapmanız gereken 500 USD civarı kongre katılım ücretini ödemek ve bir seyahata çıkmak. Hatta isterseniz kongreye bağlı olarak hızlı bir makale (!) bile yayınlama imkânı sunuluyor. Bu tür bir olay başınıza geldiyse yalnız değilsiniz.
Türkiye’nin durumu
Bu “ilginç” konferanslar konusunda maalesef ülkemizin de şöhreti iyi değil. Bir örnek vermek istiyoruz, isimlere girmeden. Bir bilim dalında “uluslararası” bir kongreyi Türkiye’den bazı akademisyenler düzenliyor, hem de bir kaç senedir. Hepsi Avrupa’da önemli şehirlerde gerçekleştiriliyor. Bir tanesinde 80’in üzerinde sunum var adres ve isimlerden görebildiğimiz kadarıyla sadece ikisinde yazarlar Türkiye’den değil. Bu kadar insanın bu gezisinin masraflarını üniversitelerimiz daha doğrusu bizler karşılıyoruz. Bu akademisyenlerin bilimsel bir tartışma yapmaları için 2500 km yol yapmalarına ne gerek olduğunu da anlamış değiliz.
 Bir kongrenin uluslararası olması için kongrenin yapıldığı salonun haritada ülke sınırları dışında olması tek ve yeterli bir kural değildir.
Bu ve benzer konferanslara çok sayıda örnek bulmak mümkün. Bu satırların yazarlarını üzen bu düzmecenin içinde ülkemizin de adının geçmesi. Örneğin World Academy of Science, Engineering and Technology -WASET isimli ve her yıl birçok düzmece konferans düzenleyen şirket Türkiye merkezli. Türkiye bağlantılarına değinilen birkaç kaynak (Media probes raises questions over quality conferences, EUR scholars published in predatory journals, Another Predatory Conference Organizer from Asia: Academic Fora)
Ne yapılmalı?
Bilimsel kongreler ve bu kongrelerdeki bilimsel çalışmalar üzerindeki fikir alışverişleri yapılan bilimsel çalışmaları yürüten akademisyenin ufkunun açılması bakımından çok çok önemlidir. Fakat kongre alanındaki akademik yozlaşmalar maalesef ülkemizde de ciddi anlamda hissedilir düzeyde. Öyle görünüyor ki karar alıcı kurumların (YÖK, ÜAK ve Üniversite rektörlükleri) bu konuda ivedilikle önlem almazlarsa ülkemiz gereksiz yere ciddi maddi külfetlerin altına girmekten kurtulamayacak. Aynı kaynakların gerçek bilimsel kongrelere ve bu üst düzey kongrelerden gelecek bilimsel kazanımlara aktarılması ülkemizdeki akademik çalışmaların kalitesi açısından son derece önemli. Bilimsel çalışmaların üst düzey olmadığı bir ülkenin teknoloji üretmesinin hayal olduğu tartışmasız gerçeği göz önüne alınırsa, bilimsel toplantılar üzerindeki bu akademik yozlaşma tehlikesi daha iyi anlaşılabilir.
Bu bağlamda Hindistan ve Çin hükümetlerinin akademik yozlaşma örneği gösteren dergilerle olan mücadelesi örnek alınabilir.  “Yüksek ücret, düşük kalite” olarak özetlenen bu tür kongreler ve dergiler için “kara liste” hazırlayarak, bu tür kongrelerden gelecek akademik puanlar anlamsızlaştırılarak; zaman ve maddi israfın önüne geçilebilir. Nitekim bu yazı hazırlanırken, YÖK yağmacı dergi ve konferansların akademik yükseltmelerde değerlendirilmemesi için çalışmalara başladığını duyurdu.
Ama daha doğru olan, bu tarz suç olmayan ama etik değerlere de hiç uymayan davranışların karşısına gene akademik toplulukların çıkması ve durdurmasıdır.
Murat Kılıç (École polytechnique fédérale de Lausanne, Hesaplamalı Kimya ve Biyokimya Laboratuvarı)
Ersin Yurtsever
(Bilim Akademisi üyesi, Koç Üniversitesi öğretim üyesi)

28 Şubat 2019

Ersin YURTSEVER - Para ile tez yazdırma üzerine düşünceler (SARKAÇ)

Uzun zamandan beri üniversite öğrencilerinin bir kısmının ödevlerini başka öğrencilere veya şirketlere yazdırdıkları bilinen bir gerçek. Bu durum ülkemize özgü değil ve gelişmiş olduğunu düşündüğümüz başka ülkelerde de görülüyor. Eskiden bu “ısmarlama” yazılar başkalarına ait yazılardan alıntılarla, kopyala/yapıştır taktiği ile hazırlanırdı. Bu durumu önlemek için ortaya çıkan “turnitin” tarzı yazılımlar, taktiklerin de değişmesi mecburiyetini doğurdu. Bu yazılımlar, eldeki yazı ile elektronik ortamlarda saklanan çok sayıda yazı arasındaki benzerlikleri tarıyor. Bu benzerliklerin dikkatli analizi yazının ne ölçüde kopyalama olduğunu ortaya koyuyor. Bugün TÜBİTAK, YÖK gibi kuruluşlar, üniversiteler ve bir kısım bilimsel dergiler bu yazılımları kullanarak sahtekarlığın önüne geçmeye çalışıyor ve “intihal” diye tanımladığımız bu kopyalama/çalma işlemi de yabancı dilden çeviriler haricinde kolaylıkla yakalanabiliyor.

Son yıllarda intihalden arındırılmış yazıları üreten yeni bir pazar ortaya çıktı. Konunun nispeten uzmanı olan veya alanın jargonunu iyi bilen kişiler tarafından, çalıntı olmayan ödevler ve tezler yazılmaya başlandı. Yani ortaya çıkan ödev ve/veya tezin metni özgündür ve yazdığını iddia eden kişi tarafından satın alınmıştır.  (Başkasının yaptığı bir işi kendisinin gibi göstermenin ahlaki bir sakıncası olmadığına dair ikna çalışması: Neden parayla tez yazdırmalıyım?)

Günümüzün moda konularından olan yapay zekâ da bu konuda epeyce yardımcı oluyor. Örneğin MIT’de hazırlanan bir yazılımla, bilimsel bir dergide Kim Kardashian imzalı bir makale hazırlanıyor ve basılıyor. Sonuçta bir alanda kullanılan cümleler ve ibareleri kullanarak bir yazılıma, o alana aitmiş gibi gözüken bir yazı yazdırmak mümkün.

Geçtiğimiz günlerde (21.2.2019) Türkçe Deutsche Welle tarafından yayınlanan ve sosyal medyada yayılan “Türkiye’de üniversitelerin büyüyen sorunu: Parayla tez yazımı” başlıklı yazıda bu işi yapan bir akademisyen ile konuşulduğu anlatılıyor ve detaylı bilgi veriliyor. Yazıyı hazırlayan Tunca Öğreten, Açık Bilinç programında  bu işleri yapan bir şirketle temasını daha detaylı olarak anlatıyor. Bu tür şirketler bir tez çalışmanız varsa bunun yazım kısmını üstleniyorlar. Ve daha ötesi, tez çalışmasını da yapanlar var, hatta daha kolay hazırlanabilecek tez konusunu bile öneriyorlar. Ayrıca jürilerde de etkili oldukları izlenimini veriyorlar.

Etik olmadığı kesin ama yasal mı?

Bu olayın hukuki boyutları oldukça ilginç. Tunca Öğreten’in belirttiğine göre, şirketler tez yazdırma işleminin hukuken suç oluşturmadığını ve sadece etik olmayan bir davranış olduğunu öne sürüyorlar. Kendilerini iyi kalpli hırsız olarak görüyorlar.

Bu konuyu biraz daha irdelersek:

Öğrenciler lisansüstü yönetmeliğine göre tezi “kendileri” tez yazım kurallarına uygun olarak yazmakla yükümlüdür.  Yönetmeliğe göre tez danışmanı “tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile birlikte tezi enstitüye teslim eder.”  Burada danışmanın rolüne sonra yeniden değineceğiz.  Yükseköğretim Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’ne göre “Sınavlarda kopya çekmek veya çektirmek” ile “Seminer, tez ve yayınlarında intihal yapmak” eyleminin bir yarıyıl ile uzaklaştırma cezası var.  Kendi yazması gereken tezi daha önce yayınlanmamış da olsa başkasının yazmış olduğu bir metinden olduğu gibi almak intihal olarak değerlendirilmelidir.

Eğer tezi yazdıran öğrenci aynı zamanda üniversitede araştırma görevlisi vb. ise 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu m. 53, fıkra b(2.l) uyarınca “Akademik atama ve yükseltmelere ilişkin başvurularda bilimsel araştırma ve yayınlara ilişkin yanlış veya yanıltıcı beyanda bulunmak” kınama cezasını gerektiren bir fiil olarak tanımlanıyor.  Yazmadığı tezi, kendi yazmış gibi sunmak da bu madde kapsamında yanıltıcı beyanda bulunmak olarak tanımlanacaktır.

Tezi yazan kişilerin durumuna gelince eğer tez yazımını gerçekleştiren kişi bir öğrenciyse yine “Sınavlarda kopya çekmek veya çektirmek” ile “Seminer, tez ve yayınlarında intihal yapmak” maddeleriyle uzaklaştırma cezası alabilir.

Tezi yazan bir öğretim elemanıysa 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu Madde 53 4.b’de belirtilen “Görevi sebebiyle veya görevi sırasında doğrudan veya dolaylı olarak her ne ad altında olursa olsun menfaat sağlamak” maddesi uyarınca “kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme” cezası alabilir.

Danışman ve tez jürisinin önemi

Bununla beraber tez jürilerinin, tez değerlendirme konusunda ne kadar hassas davrandıkları ciddi olarak bir tartışma konusu olmalıdır. Öğreten’in yazısında bazı üniversiteler için tez yazımının daha pahalı olduğu çünkü oradaki jürilerin işi daha sıkı tuttukları belirtiliyor.

Halbuki tez danışmanlığı veya başka öğrencilerin tezlerinin değerlendirilmesi akademisyenliğin ana görevlerinden biridir.

Danışman, öğrenciye en yakın olan jüri üyesi olarak, tezi öğrencinin kendi yazıp yazmadığını da irdelemeli ve aksini düşündüğü takdirde tezi “savunulabilir” olarak değerlendirmemeli.

Sadece tezin doğruluğu değil ama içerisindeki bilimsel savların tutarlılığı ve sonuçların sağlıklı olması ciddi bir inceleme gerektirir. Bunun ötesinde tezin dilinin anlaşılabilir olması gibi pek çok noktaya da dikkat gerekir.  Jüri üyelerinin tez savunmasına gelmeden tezi dikkatli incelemiş olmaları, öğrenciyi doğru değerlendirmeleri açısından son derece önemlidir.

YÖK Yönetmeliğine göre, yükseklisans jürilerinde en az bir, doktora jürilerinde ise iki olmak üzere başka üniversitelerin öğretim üyelerinin bulunması mecburi. Jüri oluşumu, normalde Enstitü yönetim kurullarının görevidir. Yani hakikaten sahanın uzmanları arasından, belirli bir menfaat ilişkisi olmayacak kişilerden seçilmelidir.  Bunun için de tez danışmanı bazı isim önerilerinde bulunabilir. Pratikte olan ise neredeyse tamamen tez danışmanının seçtiği jüriler kurulur. Öncelikle Enstitü yönetim kurulunda, her tez konusunda uzman olanların bir veri tabanı bulunmadığı için, danışmanın önerisi kabul görür. Ayrıca, danışmanın istediklerinin dışında isimlerin jüriye konması ise “danışmana ayıp olur” endişesi işe pek uygulanmaz.

Daha sonra ise jüri değerlendirmesi sırasında, üyelerin bu işi ne kadar ciddiye aldıkları da sorgulanması gereken bir noktadır. Zaten arkadaşlardan oluşan bir jüriden, olumsuz sonuç çıkması çok rastlanan bir durum değildir.

Bazen de başka bir üniversitenin tez jürisine “dışarıdan” gelen öğretim üyelerinde bu üniversitede yapılan akademik çalışmaların daha aşağı bir standartta gerçekleştiği gibi bir algı olabilir.   Bu yaklaşım, eskiden Fransız üniversitelerine kolonilerden gelen öğrencilere verilen diplomalarda geçen “bon pour l’Orient– doğu için yeterince iyi” ibaresini hatırlatır ve son derece sakıncalıdır.

Yazıda söylendiği gibi bu olayların sadece vakıf üniversitelerinde olduğu kanısında değilim. Çok daha genel bir sorun ile karşı karşıyayız ve sadece YÖK kurallarını uygulayarak bu durumdan kurtulamayız. Bilim Akademisi Etik Kurulu bu tür ihlallerin tanımı, takibi ve raporlanması üzerine çalışmalar sürdürüyor.  Her üniversitenin kendi içerisinde bu konuya eğilmesi gerekiyor ve işin daha ağır yükü her zaman olduğu gibi biz akademisyenlere düşüyor.

Ersin Yurtsever
Bilim Akademisi üyesi
Koç Üniversitesi Kimya Bölümü öğretim üyesi

!

Türkiye yırtıcı, şaibeli, sahte ve fake dergilerde en çok yayın yapan 3. ülke

Predatory journals: Who publishes in them and why? - Selçuk Beşir Demir Dünyanın en prestijli dergilerinden biri olan Elsevier tarafınd...

Predatory journals: Who publishes in them and why?

.....................................................................


...
...
...

* Rastgele Yazılar




.