NEDEN ?

https://plagiarism-turkish.blogspot.com


Yükseköğretimde Gözetim ve Denetim - Yasal Çerçeve ve Uygulamalar -
Devlet Denetleme Kurulu Raporu (2009) lütfen tıklayın

2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporu (2016) lütfen tıklayın

Bilim Akademisinin Sahte Belge ve İmza Üretimi Hakkındaki Açıklaması (2025) lütfen tıklayın

“Sahte Diploma Soruşturması” Hakkında Kamuoyu Bilgilendirmesi - Türkiye Barolar Birliği (2025) lütfen tıklayın

Yarınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yarınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2012

Memleketimden intihal manzaraları (Yarınlar)

Yarınlar’ın evvelki sayılarında da değindiğimiz üzere, akademide intihalin ve diğer “akademik yolsuzluk” çeşitlerinin yaygınlığı Türkiye’nin acı tablosundaki gerçeklerden yalnızca biri.(1) 2002’den bu yana onlarca kez kanıtlandığı üzere; AKP eksenli gerici, cemaatçi zihniyetin akademiyi zapturapt altına alma girişimlerinin “mahsulü” oldukça verimli çıktı. 2012 yılına da “hızlı” giriş yapan AKP-tipi akademide; yeni yılın ilk ayı içerisinde ortaya çıkarılan üç büyük intihal vakası sosyal medyada geniş yankı buldu. Dikkat edin burjuva basında demiyoruz, zira malumdur alayı AKP’yi yağlamakla meşgul. Mevzubahis üç vaka da AKP-Cemaat ikilisiyle pek içli dışlı. Hepsinin buluştuğu yer ise “Cemaat’in Sesi” Zaman Gazetesi.>>>

11 Ekim 2007

Prof. Dr. İzge Günal - Tek yöntem intihal değil (Yarınlar)

Geçtiğimiz aylarda fizikçiler arasında önemli sayıda ismin intihalle gündeme gelmesi, konuyu yeniden öne çıkardı. Akademinin arka yüzünde neler oluyor?
Aslında intihal akademik yolsuzluk türlerinden sadece birisidir. Madem güncel, önce intihalden başlayalım. İntihal, başkasının eserinin tümünü ya da bir parçasını kendisine aitmiş gibi göstermektir. Burada hiçbir emek sarf etmeden, düşünsel faaliyette bulunmadan başkasının üretimine el koyma söz konusudur. Yani açık bir biçimde hırsızlıktır; fikir, düşünce hırsızlığıdır. Diğer türler içerisinde; fabrikasyon veya masabaşı üretim diye adlandırılan uydurmacılık, falsifikasyon diye bilinen verilerin saptırılması, traşlama diye adlandırılan hipotezi desteklemeyen verilerin saklanması, salamlama olarak adlandırılan bir bütün oluşturan çalışmanın parçalara bölünerek yayınlanması, duplikasyon olarak bilinen aynı çalışmanın birden fazla yerde yayınlanması, kıyak yazarlık diye bilinen bir kişinin hiçbir emeği olmadığı veya emeği geçse bile yazar olmaya yetecek kadar emeği olmadığı bir çalışmaya isminin yazılması ve bunun tam tersi emeği geçen kişilerin çalışmada isminin yer almaması yer almaktadır. Sanırım burada önemli olan akademik yolsuzluk türleri arasında, topluma ve bilim dünyasına verdiği zararlar açısından bir ayrım yapmak gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında bu türler arasında uydurmacılık, verilerin saptırılması ve traşlama daha önemli hale gelmektedir. Bu üç türde de literatüre gerçeği yansıtmayan veriler sunulmaktadır. Bunlarda zarar tüm bilim dünyasını etkilemektedir. Örneğin; hiç yapılmamış bir deneyin sonuçları yapılmış gibi yayınlandığında (uydurmacılık) veya deney yapılıp sonuçlarla oynanıp yayınlandığında (saptırmaca veya traşlama) dünyanın herhangi bir yerinde başka birisi bu deney sonuçları üzerine bir başka çalışma planladığında sonuç hüsran olacaktır; çünkü zaten temel alınan çalışma yoktur ve/veya gerçeği yansıtmamaktadır. Diğer akademik yolsuzluk türleri aşırma (intihal), salamlama, duplikasyon, kıyak yazarlık veya hayalet yazarlık da elbette çok ciddi suçlardır. Ancak burada yayın içindeki bilgiler doğru olduğu sürece bilim dünyasına verilmiş büyük bir zarar yoktur. Örneğin; aşırmada aşırılan kişinin hakkı gasp edilip, aşıran kişi haksız bir yarar sağlamıştır. Ancak, üçüncü şahısların bundan bir zararı olmaz. Benzer durum, salamlama, duplikasyon ve kıyak yazarlık için de geçerlidir; burada sadece haksız bir biçimde kişilerin yayın sayısı artırılmaktadır.
Akademik işleyişin kendisi yolsuzluğu teşvik ediyor olabilir mi? Yani neden oluyor tüm bunlar?
Akademik yolsuzlukların neden yapıldığı konusu da içinde bulunulan topluma göre değişir. Örneğin; ABD gibi, çalışmaların büyük şirketlerden alınan fonlarla yürütüldüğü ülkelerde akademik yolsuzluk ciddi bir gelir kaynağı olabilir; bu durum, akademik yolsuzluğu teşvik eden faktörler arasında sayılmaktadır. Akademik yükselme hırsı, nedenler arasında öne sürülen diğer bir faktördür. Ancak, Türkiye’de akademik yükseltmelerde ölçüt kullanılması son beş, altı yılın gerçeğidir. Kaldı ki, konulan resmi ölçütler de gerçek anlamda çok basittir. Bu nedenle bunun da Türkiye’de akademik yolsuzluğun nedenlerinden biri olabileceği ama esas nedeni olamayacağı düşüncesindeyim. Sanırım esas neden, tabi Türkiye için, ciddi bir bilgi üretme geleneğinin olmayışıdır. Tüm dünyada toplumsal yapının gelişimiyle ve dayatmasıyla ortaya çıkan üniversite ve bilgi üretimi Türkiye’de üst yapı belirlemesiyle oluşmuştur. Toplum içinde bilgi ne kadar değerli ise, toplum ne denli hurafelerden uzak ise, yaşam ne kadar bilgi temelli ise akademi de o oranda bilgi üretir. Aksi durumda bilim karşıtlığı egemen olur. Bilim karşıtlığı derken kastettiğim astroloji vs. gibi sahte bilimler artı var olan bilimsel üretim sürecinin sahtekarlıkla sabote edilmesidir. Özetle bilgi üretiminin toplumsal karşılığının ve geleneğinin olmamasının temel sorun olduğu kanısındayım.
Akademik yolsuzluğun yasalarda ve YÖK yönetmeliğindeki yaptırımları nelerdir?
TC yasalarında akademik yolsuzluk bir suç olarak tanımlanmıyor. Bu nedenle de etik kurullardan ceza alan kişilerin cezaları mahkemelerce iptal ediliyor. Çünkü, bunların bir tanesi hariç diğerlerinin yasalarda karşılığı yok. Sadece aşırma (intihal) fikri mülkiyet hakları içerisine giriyor. Ancak, bunun da yargıya götürülebilmesi için, bizzat kendisinden aşırılan kişinin dava açması gerekiyor. Aşırma ne derece büyük olursa olsun, üçüncü şahısların konuyu yargıya taşıma hakları yok. Çünkü böyle bir durumda yargı açık bir biçimde “tamam burada aşırma olabilir ancak bundan sana ne” diyor. YÖK disiplin yönetmeliğinde de yine sadece aşırma bir suç olarak tanımlanıyor ve cezası ağır; ‘aşıran kişinin öğretim üyeliği ile ilgisi kesilir’ diyor. Bu maddenin nasıl işletildiğine geçmeden önce şu noktaya bir kez daha dikkat çekmek istiyorum. Daha ciddi bir akademik yolsuzluk türü olan uydurmacılık, saptırmacılık ve traşlama ile biraz önce söz ettiğim diğer yolsuzluk türleri hiçbir şekilde, hiçbir yönetmelikte suç olarak tanımlanmıyor. Gelelim YÖK disiplin yönetmeliğindeki maddenin nasıl işletildiğine; herhangi bir aşırma olayı saptadığınızda, konunun geleceği bütünüyle ilgili üniversitenin rektörünün elindedir. Siz konuyu YÖK’e bildirseniz bile, hatta ilgili rektörlüğün bu konuda hiçbir işlem yapmadığını, hatta rektörlüğün de bu sürecin bir parçası haline geldiğini YÖK’e bildirseniz bile YÖK hiçbir soruşturma yapmadan dosyayı yine ilgili rektörlüğe yollayıp onun yanıtını da size iletmektedir. Bu durumda eğer akademik yolsuzluk yapan kişi rektörlüğe yakınsa hiçbir şekilde hakkında hiçbir cezai işlem yapılmamaktadır.

Bilimde köşe dönmece: İntihal (Yarınlar)

Bilge Can Yıldız

Büyük kısmı, 14 tane fizikçinin ikili ya da üçlü kombinasyonlarının imzası ile yayınlanmış yetmişe yakın makale, intihal gerekçesi ile uluslararası bilimsel makale arşivi arxiv.org’dan geri çekildi. İşin akıllara durgunluk verecek olan yanı ise, bu makalelerin kendi aralarında dönüp dönüp birbirlerine atıfta bulunuyor olmaları.
Artık intihal sözcüğünün anlamını bilmeyen kalmamış olsa gerek. Aşırma da diyorlar ama sözcüğün bu karşılığı kavramın azametini göz ardı ediyor sanki, çocukken bakkaldan sakız yürütme işini çağrıştırıyor. Bu yüzden, geçtiğimiz haftalarda ‘Türk fizikçilerinin alnına sürülen kara leke’ tadında haberlerde duyduğumuz meseleyi, ‘aşırma’ diye adlandırmak alnımıza kara lekeyi sürenlere haksızlık etmek olur. Büyük kısmı, 14 tane fizikçinin ikili ya da üçlü kombinasyonlarının imzası ile yayınlanmış yetmişe yakın makale, intihal gerekçesi ile uluslararası bilimsel makale arşivi arxiv.org’dan geri çekildi. İşin akıllara durgunluk verecek olan yanı ise, bu makalelerin kendi aralarında dönüp dönüp birbirlerine atıfta bulunuyor olmaları. Biraz daha ayrıntılandıralım: yayınların neredeyse hepsinin üst başlığı olan genel görelilik ve kuantum kozmolojisi konuları ile ilgili bir kısım doküman, çeşitli şekillerde bir araya getirilerek çok sayıda makale türetilmiş. Örneğin yayından kaldırılan makaleler arasında en çok sözü edilen intihalci, ODTÜ doktora öğrencisi Mustafa Saltı’nın imzasının bulunduğu tam kırk tane makale var. Saltı’nın en yakın takipçisi yirmi dokuz makale ile yine ODTÜ’den Oktay Aydoğdu. ODTÜ’den bir öğretim görevlisi bu sayıların ne anlama geldiğini şöyle anlatıyor: “Üç makale ile bir insan YÖK’ten doçentliğini alabiliyor. ODTÜ Fizik Bölümü’nde bugün doçent iken profesör olmak isterseniz 16 makale size yetiyor. Durum bu iken, iki doktora öğrencisi 22 ayda 46 makale yazıyor.”

Aslında bu intihal hikayesi geçtiğimiz yıl Kasım ayında başlıyor. Gerek yayın çıkarmada seri üretime geçmelerinden, gerekse sözlü sınavlardaki başarısızlıklarından şüphelenen 4 öğretim görevlisi Saltı’nın ve Aydoğdu’nun yayınlarını incelemeye başlıyorlar. Google taraması ile yaptıkları araştırmada, yayınların tümünde başka makalelerle ve kendi içlerinde örtüşen kısımlar olduğunu hatta bazılarının paragraf paragraf örtüştüğünü görüyorlar. Manzara oldukça komik aslında. İş son derece özensiz, üstünkörü icra edilmiş. Kullandıkları yöntem ‘kopyala-yapıştır’. Olur da herhangi bir taramada ortaya çıkar diye düşünmüş olsalar gerek; paragraf içinde, sözcüklerden biri ya da birkaçı yanlış yazılıyor. Böylece bir cümle tırnak içinde arandığında sonuçlarda bulunamıyor. Ama pervasızlıklarından olsa gerek, içinde yanlış yazılmış sözcük olan bir cümle aratıldığında, aynı cümle yanlış hali ile bir başka makalede çıkıyor. Kullanılan İngilizce son derece kötü, bölümler arası geçişler birbirinden kopuk, vs. Bilkent Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Mehmet Özgür Oktel, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde intihalle suçlanan öğretim üyelerinden aldığı savunma mesajına cevap olarak yazdığı e-postada bu özensizliği şöyle anlatıyor: “Ben elektronik bant yapısı ile ilgili bir makalemde bir anda ‘o da bant bu da bant’ diye yara bantlarının özelliklerinden bahsetsem, üstelik bunu da bir hastanenin web sayfasından aynen indirmiş olsam, ne düşünürdünüz? Aynı konuda yazılan introductionların (giriş) benzediğini mi, yoksa intihal yaparken kantarın topuzunu iyice kaçırdığımı mı?” Sonuçta, 15 Mart 2007 tarihinde Etik Kurul, yayınlarda intihal olduğu kararına varıyor ve her iki doktora öğrencisi de ikişer dönem uzaklaştırma cezası alıyorlar. Durum, ikilinin makalelerinden bir tanesinin yayınlanmış olduğu yüksek enerji fiziğinin en saygın dergilerinden biri olan Journal of High Energy Physics’e ve onlarcasının yayınlanmış olduğu arxiv.org’a bildiriliyor. Arxiv.org’un kurucusu Prof. Dr. Paul Ginsparg yapılan uyarı üzerine, kendilerinin de zaten şüpheleniyor olduğunu ve yayınları inceleyeceklerini bildiriyor. Sonuçta intihal kararı veren site, makaleleri yayından kaldırıyor ve olayı tüm dünyaya duyuruyor. Journal of High Energy Physics de bahsi geçen makaleyi kaldırıyor ve internet sitesinde ‘İntihal yüzünden geri çekilmiştir. Yayınladığımız için pişmanız!’ şeklinde açıklama yapıyor. Ardından olay kelimenin tam anlamıyla bilim dünyasının gündemine oturuyor.

Ortaya çıkan bu akademik yolsuzluk karşısında Nature dergisi 6 Eylül’de çıkan sayısında “intihali acınası durumda bir şey olarak bile görmeyen kültürler var” diyor. İntihal yaptıkları ortaya çıkan akademisyenlerin buldukları ilk fırsatta kendilerini “bunda bir şey yok, herkes aynı şeyi yapıyor” diye savunmaları aslında Nature’ın yorumunu doğrular nitelikte. İhsan Doğramacı davasında Yargıtay “Bilimsel olmayan eserlerde göndermesiz alıntılar olabilir.” kararını vermişti. Hal böyleyken herkesin yapması da şaşılacak hatta ‘acınası bir şey’ gibi görülmeyecektir. Ama bu sefer durum sanki biraz farklı. Mesele tüm dünya kamuoyu gözünde ifşa olunca bizimkiler (medya, bir kısım yüksek rütbeli rektörler, vs.) namus belasına da olsa kınama mesajlarını duyurdular cümle aleme.
Dileyelim ki ibret olsun!
Kaynak:http://www.milliyet.com.tr/2007/09/21/yazar/munir.html

!

Türkiye yırtıcı, şaibeli, sahte ve fake dergilerde en çok yayın yapan 3. ülke

Predatory journals: Who publishes in them and why? - Selçuk Beşir Demir Dünyanın en prestijli dergilerinden biri olan Elsevier tarafınd...

Predatory journals: Who publishes in them and why?

.....................................................................


...
...
...

* Rastgele Yazılar




.