NEDEN ?

https://plagiarism-turkish.blogspot.com


Yükseköğretimde Gözetim ve Denetim - Yasal Çerçeve ve Uygulamalar -
Devlet Denetleme Kurulu Raporu (2009) lütfen tıklayın

2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporu (2016) lütfen tıklayın

Bilim Akademisinin Sahte Belge ve İmza Üretimi Hakkındaki Açıklaması (2025) lütfen tıklayın

“Sahte Diploma Soruşturması” Hakkında Kamuoyu Bilgilendirmesi - Türkiye Barolar Birliği (2025) lütfen tıklayın

20 Ağustos 2025

Ayşegül BAŞAR - AKADEMİ 20 YILDA NASIL YOZLAŞTI? (BİANET)

Sahte diploma skandalı, yalnızca münferit bir sahtekârlık değil, kamusal alanda köklü bir yozlaşmanın göstergesi. Eğitim Sen eski Genel Başkanı ve akademisyen Prof. Dr. Nejla Kurul, bianet’e yaptığı değerlendirmede, bu olayın üniversiteler ve kamusal alan açısından büyük bir güven kaybı yarattığını söylüyor.

Diplomaların bilgi ve beceriyi güvence altına alan belgeler olduğunu hatırlatan Kurul, "Bu yalnızca bir çetenin işi değil, sistematik bir yozlaşmanın sonucudur" diyor. Ayrıca Kurul’a göre sahte diploma satışının yalnızca dolandırıcılık değil, aynı zamanda kamusal görevlerin haksız biçimde işgal edilmesi anlamına da geliyor.

Sahte diploma skandalını bir akademisyen ve eğitimci olarak nasıl değerlendirirsiniz? Basit bir dolandırıcılık suçu olarak görülebilir mi, toplum açısından sonuçları neler? Bu skandalı yolsuzluk ve yozlaşma kavramlarıyla nasıl ilişkilendiriyorsunuz?

Sahte diploma basma ve para karşılığında satışı olgusu, yolsuzluk ve yaygınlığına bakarak yozlaşma kavramları ile anlaşılabilir. Diplomalar, mezun kişilerin belli düzeyde niteliğini, yani bilgi, beceri ve tutumlarını güvenceye alan belgelerdir. Bu açıdan bu belgeler toplum tarafından üzerinde uzlaşılmış yasal yollar, normlar ve kurallarla edinilebilir. Gerekli koşulları karşılamamış ve fakülteye adım bile atmamış bir kişiyi diploma sahibi yapmaya çalışmak kamu görevlisinin yolsuzluğu iken sahte diplomayı alan ve kullanan kişi açısından resmi belgede sahtecilik suçu işlenmiş olur. Yani kamusal alanda bir yeri, bir konumu haksız biçimde işgal etmiş ve onu sömürgeleştirmiş olursunuz, bu suçtur.

"Kamu görevlileri 'yolunu kaybetmiş'tir"

Sahte diploma basma ve satışı, sürecin içindeki kamu görevlilerinin çerçevesi çizilmiş yoldan sapmaları olarak değerlendirilir. Yani kamu görevlileri ‘yolunu kaybetmiş’tir, kamu görevlileri kamu yararını ve kamu görevini suistimal etmektedir. Bunu kişisel olarak maddi veya statü kazanmak için ya da zorlandığı, baskı altında kaldığı için yapabilir görevli. Yolsuzluk ağı içine giren kamu görevlisi, rüşvet, kayırmacılık ve görevini kötüye kullanma gibi pek çok davranışı sergiler. Sahte diploma olayının içinde kamu görevlileri olduğu gibi kamunun dışında insanların da suç ortağı olduğu açıktır.  Yolsuzluk münferit olaylardan ibaret olabilir. Yozlaşma ise bu sürecin yaygın, kapsamlı ve sistematik hale gelmesidir. Bir başka deyişle, yozlaşma, bir ülkedeki “köklü ve temel ekonomik, politik, hukuki ve sistemin duygu ve düşünce dünyasının bozunuma uğraması demektir:

"Yolsuzluk ve yozlaşma arasındaki ortak nokta, yasa dışı, haksız veya zararlı olmasıdır. Gerek yolsuzluk gerekse yozlaşma, en temel güdüde, “insanların yasaları kabul etmediği için veya tercih ettikleri veya uymak zorunda oldukları başka çıkarları veya arzuları olduğu için ihlal etmesi” durumunda ortaya çıkmaktadır."[1]  

Son cümle özellikle önemlidir ve Türkiye’deki yolsuzluk ve yozlaşmayı anlatır niteliktedir. Bu iki olgunun temel güdüsü, insanlar yasaları kabul etmedikleri için bunu yapıyor olabilirler. 2011 yılında soru çalmayı meşru gören kişinin sözleri bu bağlamda ilginçtir: "Bugüne kadar hep sol kesim atandı. İnançsız insanlar kurumlara yerleşti. Bizim de oralarda olmaya hakkımız yok mu?"[2]  Bu ifade de mevcut düzeni olumsuzlama ve hatta reddetme tavrı hakimdir. Ayrıca ideolojik ve politik derinlikten yosun bu bakış açısı, siyasal iktidarın yıllardır yapmaya yaratmaya çalıştığı iki büyük kutbun yasal olanını meşru görmemesi, yasal olmayanı ise meşru görmesidir. Yani bu yasal düzenlemeleri aşmak için "her şey mubahtır". Yolsuzluk ve yozlaşmayı meşrulaştırırken "öncekiler de çalıyordu; bunlar çalıyor ama çalışıyorlar da!" diyen milliyetçi muhafazakâr kesimlerin bu yöndeki suçlara ortak olacak bir algılarının olduğu söylenebilir. Toplumsal kutuplaştırmanın sonucunda, hınç ve kin siyaseti ile "kendinde her hakkı görme" anlayışı giderek yaygınlaşıyor. Kamu görevlerine girişte sıkça bahsedilen mülakatlarda da açıktan, göz göre göre, kulaklar duya duya kayırmacılık yapıldığı biliniyor ancak yukarıdaki anlayış devreye girdiği için karşı koyuş çok zayıf olabiliyor.

"Buzdağının görünen yüzü"

Soru çalmayı münferit bir grubun faaliyeti olarak yolsuzluk olarak adlandırmak buzdağının görünen yüzüdür, altında yatan ise kamu yönetimince ve kamu kurumlarındaki yozlaşmadır. İlki için soruşturmalar yapılır, Devlet Denetleme Kurulu devreye girer, birkaç kişi cezalandırılır, bunlar itirafçı olup serbest de bırakılabilir, bu şekilde kamuoyu yatıştırılır, ancak yozlaşma olanca hızıyla devam eder. Ne yazık ki böyle oldu soru çalma olaylarında.

Bu savımızı desteklemek için 2024 Yolsuzluk Algı Endeksi’ne bakalım.[3] Endekse göre Danimarka 90 puanla birinci sıradadır, bu ülkeyi 88 puanla Danimarka, 84 puanla Singapur, 84 puanla Yeni Zelanda izlemektedir. Türkiye 180 ülke arasında 34 puanla 107. Sırada yer almıştır. Bu puan 2012’de 48’lerdeyken, yani daha az yolsuzluk yapılırken darbe girişiminin ardından gelen otoriterleşme ve muhalefetin üzerinde baskıyla 34’e kadar gerilemiştir. Türkiye’de yolsuzluk algısı yaygındır ve kamu yönetiminde yozlaşmayı da göstermektedir. Üniversiteler de bu sürecin dışında değildir; akvaryumdaki su bulandığında, su da yaşayan her canlı bundan etkilenir.

Sahte diploma skandalı ile birlikte akademiye duyulan güvensizlik de artmış durumda. AKP döneminde akademide nitelik açısından görülür bir gerileme de söz konusu. Dünü/bugünü açısından üniversitelerdeki nitelik kaybını nasıl değerlendirirsiniz. Yolsuzluk ve yozlaşmanın toplumsal sonuçları ne olacaktır?

Bu süreçte bazı üniversitelerin adı geçiyor; ancak kamuoyunu bilgilendirecek açıklıkta bilgilendirmeler yapılmıyor. Kamu yönetiminde yozlaşmanın yaygınlaştığı böylesi dönemlerde üniversitelerin tüm bunların dışında kalması mümkün değil. Üniversiteler kamuoyu nezdinde gücünü yitirdi, bir itibar kaybı da söz konusu. 15 Temmuz Darbe girişimi sonrasında Gülen Cemaatiyle bağlantılı olduğu iddiasıyla binlerce akademisyen üniversitelerden ihraç edildi. 15 Temmuz darbe girişimini fırsat bilerek bu girişim ile hiçbir ilişkisi olmamasına karşın barış akademisyenleri gibi demokrat ve özgürlükçü akademisyenler yine KHK’lerle ihraç edildi. Barış akademisyenleri “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriyi imzalayarak şimdilerde kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun amaçları arasında yer alan şiddeti bitirme çabasını, 9 yıl önce hayata geçirmek üzere yola çıktıkları için üniversitelerinden ihraç edildiler. Üniversite içinde demokratik muhalif bileşenlerin gücü bu uygulamalarla kırıldı.

"Rektörlerin, üniversite bileşenleri ile bağı koparıldı"

Yine darbe girişiminden sonra 1 Ağustos 2016’da "Rektörlük Seçimleri" 676 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 85 inci maddesi ile kaldırıldı. Rektörler artık doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından atanmaya başladı. Rektör seçimlerini kaldıran diğer bir tarih 12 Eylül askeri darbesi idi. Önceki dönemlerde, öğretim üyelerinin katıldığı kısmi demokratik mekanizmaya dahi siyasal iktidar tahammül edilmedi. Rektörlerin, üniversite bileşenleri ile bağı koparıldı; üniversite yönetimlerinin hukuk dışı uygulamalarına "Hayır, dur!" diyecek güçler sindirildiği koşullarda doğrudan Saray’a bağlanan rektörler üniversiteleri oldukça otoriter ve dolayısıyla keyfi bir anlayışla yönetmeye başladılar.

Köklü bir üniversite olan İstanbul Üniversitesi, Saray tarafından atanmış rektöre bağlı yönetim kurulu kararıyla yıllar önce verilmiş diplomayı siyasi nedenlerle iptal etme hakkını kendini görüyor. Tarihi olan üniversitelerde bunlar yapılabildiğine göre küçük kent üniversitelerinde neler olabilir sorusunu sormadan edemiyoruz. Rektörle aynı soyadı taşıyan kişilerin üniversitelerde istihdamı, adrese teslim kadro ilanları, siyasal iktidardan yana sendikaların üniversite yönetimleri eliyle güçlendirilmesi, yaygın akademik sansürle oto sansürü güçlendirme, hiçbir demokratik mekanizma bırakmama ve benzeri örnekler, üniversitelerin halini ortaya koyuyor. Tüm bu gelişmeler üniversite içinde ve dışında yolsuzluğa bulaşmış kişilerin olabileceği iddiasını güçlendiriyor. "İstediğimizi yaparız bize kimse karışamaz."

"Üniversiteler sessiz ve suskun"

Öte yandan siyasal iktidar üniversitelerde dikensiz gül bahçesi oluşturamadı. Bunun en etkili örneği Boğaziçi Üniversitesi. Bu üniversitedeki uygulamalardan yolsuzluğun ve yozlaşmanın anatomisini gözlemliyoruz. Bu uygulamalar, sadece "yolunu kaybetmiş" kamu görevlileri eliyle yapılmıyor; siyasal iktidar tarafından da destekleniyor, o yüzden yolsuzluk değil yozlaşma ile karşı karşıya olduğumuz iddiası oldukça güçlüdür. Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyım atanması, bölüm başkanlıklarına usul ve teamüllere uymayan atamalar, usul ve teamüllere aykırı biçimde yeni fakültelerin kurulması karşısında akademisyenlerin ve öğrencilerin direnişi de beş yıldır sürüyor.

Uzun zamandır üniversiteler sessiz ve suskun! Bu nedenle kitleler nezdinde yoksanız, görünür değilseniz üniversiteye güvenmek ya da güvenmemek gibi bir görüş oluşturamazsınız. "Özgür, özerk, demokratik, hakikatin peşinde üniversite" var mı? Hali hazırda eğitimin ve araştırmaların niteliği düştüğü için birkaç üniversite dışında, diplomalar neyi temsil ediyorlar? Diplomaları kullanım ve değişim değerini değersizleştiren bir süreç yaşıyoruz. Ancak bazı üniversitelerin açıktan diploma hırsızlığı ile anılması üniversite fikrine çok büyük zarar veriyor.

Bir yolsuzluk ve yozlaşma sonucu olan sahte diploma basımı ve satışı konusundaki gelişmelere dair ve bunun nasıl önlenebileceğine dair hangi politika ve uygulamaların geliştirildiği konusunda kamuoyuna düzenli bilgi verilmedi, kamuoyu uyutuldu. Önceki "soru hırsızlığı yozlaşmasında Cemaatin işi" denildi; sonraki yolsuzluklarda "Devlet Denetleme Kurulu inceliyor" dendi, kamuoyu ne olduğunu, önlemler için nelerin yapıldığını hala öğrenememiş durumda. O yüzden demokratik kamuoyu bu sürecin mutlaka takipçisi olmalı! Yine kamu görevine giriş için mülakatlardaki yolsuzluk ve yozlaşma devam ediyor. Bu gelişmeler birbiri ile ilişki içinde.

Doktorlar, mühendisler, öğretmenler vs toplumun fazlasıyla saygı duyduğu meslekler. Ancak artık tüm bu mesleklerin içinin boşaltıldığına dair eleştiriler var. İnsanlar sağlık hizmeti alırken gittiği doktora ya da evini yaptırdığı mimara/mühendise güvenemiyor. Sizce bu güven kaybının temelinde ne yatıyor?

Üniversite eğitiminin niteliği konusunda ciddi gerilemeler yaşanmasına karşın sayıları görece azalsa da nitelikli doktorlar, mühendisler ve öğretmenler var; bununla birlikte mesleki bozunum devam ediyor. Üniversite eğitiminin niteliğindeki düşüşe koşut olarak meslek üyelerinin, işçilerin sendikalarına ve meslek örgütlerine dahi müdahaleler devam ediyor. Kurum müdürleri sendikalı kamu görevlileri ve kamu işçilerini mevcut sendikalarından istifa ettirmeye ve yandaş sendikaya geçirmeye çalışıyor; çalışma barışını bozacak düzeyde baskı yapıyor, onları sürgün ve işten çıkarma ile tehdit ediyor; bu da yolsuzluk ve yozlaşma olarak nitelenebilir; çünkü işçilerin ve emekçilerin sendikal örgütlenme özgürlüğü elinden alınıyor. Öğretmenler açısından, AKP’nin iktidara geldiği dönemde on binler düzeyindeki üye sayısını 374 binlere çıkaran arka bahçe sendikalarla karşı karşıyayız. Mesleki çürümenin nedenlerinden birisi de bu! Sendikalar ve meslek örgütlerinin önemli bir kısmı gerçek niteliğini, emekten yana etik ve politik duruşunu yitirdiğinde, iktidarla birlikte işçileri ve emekçileri oyalayan ve yöneten kurumlar haline dönüşüyorlar.

"Yolsuzluk ve yozlaşma karşıtı hareketler oluşturmalıyız"

Tüm bu gelişmelere karşın toplumsal mücadelemiz devam ediyor ve edecek de. Yolsuzluk ve yozlaşma sürecine “dur” diyecek olanlar yine etkin yurttaşlar ve onların toplumsal örgütlenmeleri olacaktır. Okulda, hastanede veya belediyede ve diğer kurumlarda hem bu kurumlardan yararlanan yurttaşlar olarak hem de yolsuzluk ve yozlaşmanın dışında kalan kamu görevlileri olarak "dur!" diyecek gücü kendimizde bulmalıyız, örgütlenmeliyiz, yolsuzluk ve yozlaşma karşıtı hareketler oluşturmalıyız.

Sanki suç/etik algımız da değişiyor, normalleşiyor. Gençler açısından özellikle ciddi bir geleceksizlik ve güvensizlik söz konusu. Üniversitelerdeki bu gerileme/yozlaşma gelecek nesle etkisi nedir, nasıl önü alınabilir? 

Gazze’de yemek dağıtım anlarına dikkatli gözlerle baktığımızda, hiçbir norm kural ve değer olmadan herkesin yemek almaya çalıştığını izliyoruz. "Şu çocuğa sıra verin öne geçsin, daha şu kadın ve yaşlının tenceresini doldurun!" diyen yok! Çünkü açlık ve sefalet herkesin en acil sorunu! Çaresizlik ve yılgınlık dönemlerinin en acı izleri bunlar.

İsrail tüm gücüyle saldırıp yakıp yıkarken, başka bir düzlemde, başka bir ülkede iktidar gücü kamusal alanlara mevcut yasal düzenlemeleri hiçe sayarak hoyratça girebilir, onların içini boşaltabilir, iktidar gücünü ele geçirenler, hukuki norm ve kuralları hiçe sayabilir. Bunlar bugün ülkemizde yaşadığımız şeyler. Artık olan bitene şaşıran pek az siyasal parti, demokratik kitle örgütü, sivil toplum örgütü, kurum ve kişi kaldı.

"Kabullenişi kırmak zorundayız"

Bu gelişmelerin toplumsal alanda milyonlarca kişi üzerinde, özellikle gençler üzerinde derin etkileri var. Bazı gençler yurt dışına gitmek istiyor, bazıları ayrımcılığın derin izlerini taşıyor, umutsuzluğa ve yılgınlığa düşebiliyorlar. Bu süreç kimilerini de, bir iş için, bir unvan ve bir diploma için onurunu ayaklar altına alarak yolsuz ve yoz işlerin içinde yer almaya itiyor, böylece yozlaşmanın bir parçası haline getirebilir. İş ve istihdam için torpil arama arayışı pek çok dönemde vardı, ama buna karşı kamu kurumları ve üniversiteler dik durabiliyorlardı.

Şimdilerde, yolsuzluk algısı yaygınlaşıyor, sorular çalınıyor, diplomalar çalınıyor, sahte diplomalar satılıyor. "Çalıyorlar, ama çalışıyorlar" diyerek oy veren yurttaşların yolsuzluk ve yozlaşmayı kabullenişini kırmak zorundayız. Sosyal ve demokratik bir cumhuriyete çok ihtiyaç duyuyoruz. Hukukun üstünlüğü, güçler ayrılığı ilkesini yaşama geçirecek, demokratik, laik, sosyal hukuk devletini yeniden hayata geçirmeliyiz.  O yüzden kadın örgütleri siyasal iktidara mevcut haliyle bile "yasaya dokunma, uygula!" diyor.

15 Ağustos 2025

Doç. Dr. Ergül HALİSÇELİK - Liyakat öldü, kul hakkı çiğnendi: Ahlaki çöküşün adı sahte diploma (12punto)

Bir milletin geleceği, evlatlarının aldığı eğitim ve sahip olduğu liyakatle şekillenir. Eğitim kurumlarının amblemini taşıyan diplomalar, bilgi ve emeğin onay belgesidir. Ancak bugün Türkiye, yalnızca bireysel bir sahtekârlık değil; alın terinin, emeğin ve adaletin göz göre göre gasp edildiği sahte diploma krizi ile karşı karşıya. Yıllarca ders çalışıp sınavlarda ter döken, emeğiyle bir yere gelmeye çalışan milyonlarca gencin hayalleri, birkaç sahte belgeyle çalınabiliyor. Liyakatin yerini torpil, emeğin yerini sahtekârlık aldığında, yalnızca belgeler değil, bir ülkenin vicdanı da sahteleşir. Bu kriz, kâğıt üzerindeki bir mühürden ibaret değil; yarınlarımızı kime emanet edeceğimiz sorusunun tam merkezindedir. Temelinde ise yıllar içinde gevşeyen denetimler, esnetilen kurallar ve liyakatın geri plana atılmasıyla beslenen yapısal bir erozyon yatmaktadır. Sahte diplomalar, emeğin, bilginin ve adaletin nasıl yok sayıldığının en görünür sembolüne dönüşmüş; devletin vicdanını ve toplumun adalet duygusunu çürüten bir tablo ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle meseleyi, hem teknik boyutuyla hem de tarihsel kökleriyle ele almak, gerçek bir çözüm için zorunludur.

Yakın olan makama, ehil olan kenara: Ekonomik çıkar düzeninin ahlaki yıkımı

Türkiye’de son dönemde ortaya çıkan sahte diploma skandalı, ülkenin uzun süredir içinde bulunduğu rant ekonomisinin en çarpıcı yansımalarından biri olarak hafızalara kazındı. Kısa vadeli çıkarların, liyakat yerine sadakatin ödüllendirildiği bu sistemde; partizanca atamalar, torpilli işe alımlar ve kamu kaynaklarının belirli gruplara aktarılması artık sıradanlaşmış durumda. Bu yozlaşmış düzen, sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal çöküşü de hızlandırıyor.

Rant ekonomisi, çıkar ilişkilerine dayalı bir döngü oluşturuyor: Taraflar, istediklerini elde ettikleri sürece sistem devam ediyor; çıkar dengesi bozulduğunda ise krizler kaçınılmaz hâle geliyor. Bugün yaşanan ekonomik dar boğaz, bu sürdürülemez yapının artık tıkandığının en açık göstergesi. Sahte diploma olayı ise bu çürümenin sembolü haline gelerek, liyakatin tamamen göz ardı edildiğini, ehil olmayan kişilerin kritik görevlere getirildiğini gözler önüne serdi.

Ekonomide yıllardır süren “ahlaksız büyüme” modeli, siyasette ve kamu yönetiminde de kendini gösteriyor. Kamu yönetimindeki bu yozlaşma yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de etkiler. Gençler, emeğin değil ilişkilerin ödüllendirildiğini gördükçe adalet inancı zayıflar. Bu da toplumsal huzurun ve üretkenliğin uzun vadede çökmesine yol açar. Liyakatin yok sayıldığı bir düzen, eninde sonunda hem devleti hem de milleti zayıflatır. Bu düzen, kamu kurumlarını ehil olmayanların eline bırakıp dürüst çalışanları kenara itebilir.

Güvenin erozyonu, yapısal yozlaşmanın yükselişi

Ekonomik ahlaksızlık, zamanla bireylerin etik dışı davranışları olağan kabul etmesine yol açıyor. İnsanlar, haksız rekabetin kaçınılmaz olduğuna, başkalarının hukuksuz yollarla avantaj sağlayacağına inandıkça, bu çarpık düzene uyum sağlama eğilimine giriyor. Böylece hem iş dünyasında hem de günlük yaşamda yozlaşmayı besleyen bir kısır döngü oluşuyor.

Sahte diploma skandalı, bu döngünün kurumsal boyutunu gözler önüne serdi. Şeffaflık ve hesap verebilirlikten uzaklaşan kamu kurumlarında, liyakat yerine sadakatin tercih edilmesi, devletin her kademesinde işlevsizliğe yol açıyor. Halkın kamu yönetimine duyduğu güven sarsılırken; adalet, fırsat eşitliği ve dürüstlük ilkeleri kâğıt üzerinde kalıyor.

Yolsuzluğun kalıcı hale gelmesi, kurumsal ahlaki çöküşü derinleştiriyor. Sahte diplomayla göreve gelenler yalnızca görevlerini kötü icra etmekle kalmıyor; aynı zamanda nitelikli kadroların önünü kapatarak devletin ve toplumun gelişimini baltalıyor. Hukuki, politik ve sosyo-ekonomik yapıyı saran bu çürüme, politik kutuplaşma ve keyfi yönetim anlayışıyla birleştiğinde, demokratik düzenin temel taşlarını tehdit ediyor.

Bir belgenin değeri, onu hak edenin emeğiyle ölçülür. Ancak yetkinlik yerine yakınlığın ödüllendirildiği bir sistemde, belge yalnızca bir formaliteye dönüşür. Bu anlayış, vasıfsız kişilerin önemli görevlere gelmesini olağanlaştırırken liyakatli kişilerin dışlanmasına yol açar.

Sahte diplomalar ancak denetim mekanizmalarının çürümesiyle varlık bulur. Bugün Türkiye’nin sorunu, sadece eğitimde değil; kontrol ve hesap verme kültürünün yok olmasındadır. Kamu kurumlarının ehil olmayanların eline bırakılması, dürüst çalışanların ise kenara itilmesi, “nasıl olsa sorgulanmaz” anlayışını pekiştirerek sahte diplomayı normalleştiren bir ortam yaratmaktadır.

Güvenin çöküşü, adaletin ölümü

Bir toplum, yönetenlerine güvenini kaybettiğinde; ekonomi durur, adalet zedelenir, sosyal barış bozulur. Güven, devlet ile vatandaş arasındaki en temel bağdır. Bu bağ zedelendiğinde, insanlar emeğinin karşılığını alacağına inanmaz. Böyle bir ortamda çalışkanlık, dürüstlük ve üretkenlik yerini umutsuzluk ile kayıtsızlığa bırakır. Güven kaybı, yalnızca bireyleri değil, bütün toplumsal düzeni sarsan sessiz bir yıkımdır.

Sahte diploma krizi, adil ve eşit fırsat ilkesine vurulmuş ağır bir darbedir. Bu skandal, yalnızca hukukun değil, emeğin ve liyakatin de ihlalidir. Dahası, diplomasını alnının teriyle kazanan milyonlarca gencin emeğini hedef alarak onların adalet duygusunu zedeler, geleceğe dair inançlarını kırar.

Her sahte belge, çalınan bir gelecek: Skandalın adli ve idari boyutu

Sahte diploma skandalı, yalnızca bireysel bir sahtekârlık değil; dijital güvenlik ve denetim mekanizmalarındaki ciddi açıkların ürünü olarak ortaya çıktı. Türkiye bugün, birkaç kişinin değil, devletin en kritik damarlarına sızan planlı ve yaygın bir düzenle yüzleşiyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesine göre, üst düzey kamu kurumu yöneticilerinin elektronik imzaları kopyalanarak çok sayıda kişiye sahte diploma ve belge düzenlendi. Sahte e-imzalar aracılığıyla, köklü üniversiteler de dâhil olmak üzere birçok kurumun sistemine izinsiz giriş yapıldı ve usulsüz belgeler oluşturuldu. Soruşturma, bu durumun münferit değil, organize ve sistematik bir yapının sonucu olduğunu ortaya koyuyor. İddianamede şüphelilere yöneltilen suçlamalar arasında şunlar yer alıyor:

• Usulsüz e-imza üretimi ve kamu sistemlerine yetkisiz erişim

• Sahte lise, lisans ve yüksek lisans diploması düzenlemek

• Not ortalamalarını usulsüz şekilde yükseltmek

• Sahte ehliyet belgesi düzenlemek

• Ehliyet sınavı yazılı ve direksiyon notlarını değiştirmek

Bu tablo, yalnızca belgelerin sahteliğini değil; aynı zamanda o makama liyakatle gelebilecek kişilerin haklarının gasp edildiğini gösteriyor. Her bir sahte diploma, hem emeğin hem de adaletin yok sayıldığının kanıtı niteliğinde. Yaşananlar, denetim mekanizmalarında köklü ve kapsamlı bir temizlik ihtiyacının ertelenemez olduğunu ortaya koyuyor.

Duvarlar yüksek, kapı içeriden açık: Diploma krizinin teknik boyutu

Sahte diploma sorunu, yalnızca ahlaki değil; teknik ve kurumsal denetim zafiyetlerinin de bir sonucudur. Resmî makamlar, dijital sistemlerin güçlü güvenlik katmanlarına sahip olduğunu vurgulasa da sahada yaşanan vakalar, bu koruma zincirinin kritik noktalarda delindiğini göstermektedir. Görünürde “kapalı devre” işleyen sistemler, pratikte insan hatası, yetki suiistimali veya yazılım açıklarıyla aşılabilmektedir. Kısacası, duvarlar ne kadar yüksek olursa olsun, içeriden açılan küçük bir kapı tüm güvenlik mimarisini işlevsiz bırakabilir.

Teknolojik altyapı ne kadar güçlü olursa olsun, onu yöneten irade şeffaf ve bağımsız değilse, güvenlik önlemleri kâğıt üzerinde kalır. Asıl zafiyet, teknik sistemlerden çok kadrolarda ve işleyişte ortaya çıkmaktadır.

YÖKSİS ile e-Okul sistemlerinin tam entegre olmaması, e-imza ve dijital sertifikaların kötüye kullanılabilmesi, sahte belgelerin dijital ortamda kolayca üretilebilmesi bu krizin zeminini hazırlamaktadır.

BTK’nın sorumluluğunda verilen e-imzalarda kimlik kontrol süreçlerinin yetersiz kalması, bazı kamu görevlilerinin imzalarının yasa dışı yollarla ele geçirilmesine ve bu imzalarla e-Devlet ile YÖK sistemlerine sahte diplomaların yüklenmesine yol açmıştır. Bu belgeler, resmi veri tabanlarında meşru görünecek şekilde işlenmiştir.

En basit doğrulama yöntemlerinin uygulanmaması ve bağımsız kontrol mekanizmalarının eksikliği, sürecin en kritik açıklarından biridir. E-imza kullanımında iki faktörlü doğrulama (2FA) gibi standart güvenlik adımlarının atlanması; SMS, e-posta onayı veya kullanıcıya doğrudan “Bu siz misiniz?” sorusunun yöneltilmemesi, sistemi savunmasız bırakmıştır. YÖK, Milli Eğitim Bakanlığı ve SGK arasında çapraz veri kontrolü yapılmaması, sahte belgelerin uzun süre fark edilmeden kalmasına neden olmuştur. QR kod veya blockchain tabanlı diploma doğrulama sistemlerinin devreye alınmamış olması da bu riski artırmaktadır.

Bazı kritik kamu sistemlerinde e-imzanın tek yetki kaynağı olarak kullanılması, güvenliği zayıflatan başka bir unsurdur.

Sertifika kullanımındaki olağandışı hareketleri gerçek zamanlı tespit edecek mekanizmaların eksikliği; aynı IP üzerinden kısa sürede yapılan çoklu başvuruların, benzer T.C. kimlik numaralarının veya tekrar kullanılan belgelerin tespit edilmesini engellemektedir. Personel alımlarında yalnızca beyan ve fotokopi belgelerle işlem yapılması, orijinallik kontrolünü tamamen devre dışı bırakmaktadır.

Tüm bunlara ek olarak, bazı vakalarda soruşturmaların siyasi veya kurumsal baskılarla durdurulması, krizin çözümünü daha da zorlaştırmaktadır. Bu tablo, teknik güvenlik kadar bağımsız, kararlı ve etkili bir denetim kültürünün de hayati önem taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır.

Bürodan amfiye, sınıftan eve: Kul hakkı ve ahlaki çöküşün zincirleme etkisi

Bir Bürokrat Olarak: Kamu görevine sahte diploma ile gelmek, daha ilk günden kul hakkı yemektir. Hak edilmemiş maaş, yetki ve imkân, başkasının emeğini gasp eder; kurumsal güveni eritir, dürüst bürokratları sistemden uzaklaştırır.

Bir Akademisyen Olarak: Sahte diploma, yıllarını bilime adamış akademisyenin emeğini hiçe sayar. Üniversiteler, bilgi üreten kurumlar olmaktan çıkar; kişisel ve siyasi çıkar odaklarına dönüşür.

Bir Öğrenci Olarak: Diploma, hayallerin ve alın terinin simgesidir. Sahte belgeyle öne geçen biri, çalışarak kazanma inancını zedeler. Bu adaletsizlik, gençleri ya umutsuzluğa iter ya da “ben de böyle yol alırım” anlayışına sürükler.

Bir Fedakâr Veli Olarak: Çocuğunu okutmak için ekmekten, ısınmadan, tatilden kısan; bazen ikinci bir işte çalışan veya tarlada daha fazla mesai yapan veliler için diploma, aile emeğinin ve fedakârlığının sembolüdür. Sahte diploma, sadece çocuğun hakkını değil; ailenin onurunu ve umudunu da gasp eder. Velinin inancı kırıldığında, çocuğun eğitime olan güveni de sarsılır.

Boş unvanlar ülke taşımaz: Etik devlet ve şeffaf denetim

Bu tür skandalların önüne geçebilmek için:

Liyakat esaslı atamalar yasal güvence altına alınmalı.

Diplomalar, bağımsız ve güvenilir doğrulama mekanizmaları ile teyit edilmeli.

Kamu kurumlarında şeffaflık ve hesap verebilirlik, vazgeçilmez yönetim ilkesi haline gelmeli.

Etik eğitim, toplumun tüm kesimlerinde yaygınlaştırılmalı.

Devlet, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ahlaki liderlik de göstermek zorundadır. Çünkü ahlaki çöküş, birkaç sahte belge vakasından ibaret değildir; bu, bir ülkenin geleceğini sessizce ama derinden karartan en büyük tehdittir. Bir ülkenin gerçek sermayesi, diploması değil, liyakatidir; o elden giderse, geriye sadece boş unvanlar kalır.

Medeniyetleri ayakta tutan sessiz güç: Liyakat

Liyakat, yalnızca modern çağın bir yönetim ilkesi değil; insanlık tarihi boyunca adaletin ve düzenin temel taşlarından biri olmuştur.

İslam tarihinde, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed, görev ve yetki verirken akrabalık bağına değil, ehliyet ve güvenilirliğe önem vermiştir. “İş ehil olmayana verildiğinde kıyameti bekle” hadisi ve Hz. Ali’nin “Bir insanı layık olmadığı yere koymak zulümdür” sözü, liyakatsizliğin toplumu çökerten en büyük tehlikelerden biri olduğunu vurgular. Mekke’nin fethinden sonra Kâbe’nin anahtarlarının, hizmeti ve güvenilirliğiyle tanınan Osman bin Talha’ya teslim edilmesi, bu anlayışın çarpıcı örneklerinden biridir.

Eski Türklerde ise Orhun Yazıtları’nda, devlet yöneticilerinin halkın refahını gözetmesi, bilgili ve cesur beylerin görev alması gerektiği belirtilmiştir. Göktürkler’de kağan seçiminde soy bağı dikkate alınsa da, asıl belirleyici unsur savaş meydanındaki başarı ve devlet yönetimindeki yetkinlik olmuştur.

Osmanlı’da liyakat, özellikle yükseliş döneminde devletin temel direklerinden biriydi. Devlet kadrolarına alınacak kişilerin yetenekleri “Enderun Mektebi” gibi özel kurumlarda titizlikle sınanır; başarılı olanlar yükselir, başarısız olanlar ise görevden alınırdı. Fatih Sultan Mehmet’in kanunnameleri, memuriyetin ehliyet ve sadakat esasına göre verilmesini açıkça şart koşuyordu.

Cumhuriyet döneminde ise 1924 Anayasası, kamu görevlerine girişte ehliyet ve liyakati anayasal güvence altına aldı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Benim gözümde hiçbir şey yoktur, ben yalnız liyakat aşağıyım” sözü, bu ilkenin önemini en net biçimde ortaya koyar. Cumhuriyetin ilk yıllarında, alanında yetkin ve eğitimli kadrolar sayesinde hukuk, eğitim ve ekonomi alanlarında büyük ilerlemeler sağlandı. Ancak 1980 sonrası artan siyasi kadrolaşma, liyakat ilkesini zayıflatarak bugün karşı karşıya olduğumuz sahte diploma krizinin zeminini hazırladı.

Tarihten bugüne medeniyetleri ayakta tutan liyakat, terk edildiğinde devletin de toplumun da temelleri sarsılır.

Sonuç: Geleceğin anahtarı liyakat, en büyük tehdit ahlaki çöküş

Sahte diploma krizi, yalnızca bir sahtekârlık değil; liyakatsizliğin, kuralsızlığın ve ahlaki çöküşün en görünür sembolü haline gelmiştir. Bu skandal, emeğin değersizleştiği, denetimin yok sayıldığı ve güvenin eridiği bir düzenin açık göstergesidir. Türkiye’nin yeniden ayağa kalkması, ancak liyakati esas alan, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışıyla mümkündür.

Bu mesele bir kâğıt parçasının ötesinde; kul hakkı yiyenlerin ödüllendirildiği, dürüstlerin ise kenara itildiği bir düzenin fotoğrafıdır. Çözüm, yalnızca hukuk koridorlarında değil; ailede, okulda, iş yerinde ve medyada hayata geçirilmelidir. Her birey kendi alanında dürüstlük ilkesini korumalı, haksızlığa karşı sesini yükseltmelidir. Unutulmamalıdır ki, liyakat, bir ülkenin varoluş güvencesidir. Eğer korunmazsa, hiçbir ekonomik başarı, hiçbir siyasi zafer, bu ülkenin ruhunu onaramaz.

Bir zamanlar dimdik ayakta olan kurumlara duyulan güven, şaibeli sınavlar, torpilli atamalar ve bu skandalla birlikte derinden sarsılmıştır. Gençlere yeniden umut vermek, hayal kurma cesareti ve gelecek inancı aşılamak için önce bu güven bunalımını kabul edip onarmak zorundayız. Çünkü güvenin kaybolduğu yerde umutsuzluk kök salar, gelecek kararır.

Sahte diploma krizi, yalnızca bireysel bir sahtekârlık değil; rant ekonomisinin yarattığı çarpık düzenin, liyakatsizlik kültürünün ve ahlaki erozyonun en somut göstergelerinden biridir.

Liyakat yok sayıldığında, en görkemli devlet bile kendi elleriyle yıkımını hazırlar. Ancak liyakat yeniden tesis edildiğinde, en derin krizler bile bir milletin yeniden doğuşuna dönüşebilir. Unutmayalım: Bir milletin en büyük diploması, kurumlarına olan güvenidir.

İşi hak edene vermemek hak edene, hak etmeyene vermek ise herkese zulümdür. İşi ve yetkiyi hak eden, liyakatli ehline verirseniz:

İş güzel ve kaliteli olur,

İş ucuz ve ekonomik olur,

İş çabuk, verimli ve etkin olur,

Bu işten ahlak ve vicdan sahibi herkes mutlu olur.

12 Ağustos 2025

Timur SOYKAN - ‘3 saatte nasıl inşaat mühendisi oldum’ (BirGün)

3 saatte mühendislik diploması alan da var, 500 bin TL’ye diploma sahibi olup silinen de sosyal medya aracılığıyla diploma alan da. Pek çoğu bu diplomaları kendilerinin talep etmediğini, haberlerinin olmadığını söylüyor. Ancak kayıtlar onları yalanlıyor.

Elektronik imza ile diploma sahibi yapılanlardan Mehmet Tahir Gülmez anlatıyor: “Sosyal medyada para ile diploma verildiğine dair bir reklam gördüm. WhatsApp üzerinden iletişime geçtiğim şahıslara kimlik bilgilerimi gönderdim. 2-3 saat sonra bu şahıslardan ‘E-DEVLETTE GÖRÜNÜYOR’ diye mesaj geldi. E-devlete baktığımda Ege Üniversitesi İnşaat Fakültesi mezunu olduğumu gördüm.”

İşte bu kadar basitti. 29 yaşında İzmir’de yaşayan ve üniversite sınavını kazanamayan Mehmet Tahir Gülmez artık inşaat mühendisiydi. Bu devlet kaydıyla sabitti.

Devlet kurumlarına sahte e-imza ile sızan çete diploma, ehliyet gibi çok sayıda belge üretti. Çete, YÖK ve üniversitelerin dijital sistemlerine sızarak hukuk, inşaat mühendisliği, mimarlık, gıda mühendisliği, bilgisayar mühendisliği mezuniyet belgeleri yükledi. Para ödeyen kişiler, bu üniversitelerin devlet kaydında görünen gerçek diplomalarına sahip oldu. Çete, depremde hayatını kaybeden avukatların mezuniyet bilgilerini değiştirerek diploma satışı yapmıştı. Bu diplomaları alarak birkaç saat içinde üniversite mezunu olan sahtekarlar, ifadeleri ve onlar hakkındaki tespitleri bu köşede yazacağım. Pek çoğu bu diplomaları kendilerinin talep etmediğini, haberlerinin olmadığını söylüyor. Ancak telefon incelemelerinde diploma satın almak için pazarlık yaptıkları ortaya çıktı.

∗∗∗

 ‘DİPLOMA SATIN AL’ GRUBU

• Ahmet Yıldız, 37 yaşında, Adıyaman Besni’de yaşıyor. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi diploması aldı.

AHMET YILDIZ İFADESİ:

"Facebook’ta ‘Hoca’ diye hitap ettiğim bir kişi ile tanıştım. WhatsApp üzerinden konuşmaya devam ettik. Hoca, diploma çıkartmak karşılığında benden 400 bin TL istedi. Meblağ yüksek gelince vazgeçtim. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi kaydımın nasıl ve ne şekilde oluşturulduğunu bilmiyorum. 26 Temmuz 2024’te e-devlette mezuniyet kaydımı sorgulamam tesadüftür."

∗∗∗

‘SUÇLU HUKUKÇU YAPILDI’

• Alper Kaan Çukurluo, 36 yaşında, İstanbul Bahçelievler’de yaşıyor. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi diploması aldı.

ÇUKURLUO İFADESİ:

"Fatih Kulaklı isimli arkadaşım beni Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olarak sisteme kaydettirmiş. Bunu arkadaşım Fatih’ten öğrendim. Fatih Kulaklı bunu başkasına yaptırmış ama bana ismini söylemedi. ‘Alex’ takma ismiyle tanıdığım Gökay Celal Gülen’in bu işi yaptığını tahmin ediyorum. Suçlamayı kabul etmiyorum."

TESPİTLER:

Alper Kaan Çukurluo’nun telefonunda yapılan incelemede ‘Alex’ takma adlı çete lideri Gökay Celal Gülen ile sürekli irtibat halinde olduğu tespit edildi. Telefonunda yabancı şahıslara ait ikamet izni, vatandaşlık başvurusu gibi illegal işler yaptığı tespit edildi.

∗∗∗

OKUL MÜDÜRÜ YÖNLENDİRDİ

• Esra Gençoğlu, 46 yaşında, Hatay’da yaşıyor. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi diploması aldı.

GENÇOĞLU’NUN İFADESİ:

"2018 yılında yeğenimin okulunda müdür olan Tahsin S., bana üniversite okuyup okumadığımı sordu. Adalet Meslek Yüksekokulu’nda okuduğumu söyledim. Beni 4 yıllık üniversite mezunu yapabileceğini söyledi. Makedonya’da iki yıl okuyup Türkiye’de fark derslerini vererek denklik alabileceğimi anlattı. Mete Gül isimli bir kişinin telefonunu verdi. Mete Gül’ün Makedonya’da LODOSSTAR Yurt Dışı Eğitim ve Dil Okulları’nın sahibiydi. Parça parça 2 bin euro gönderdikten sonra Makedonya’ya davet edildim. Hiçbir şekilde eğitime başlayamadım, herhangi bir belge de almadım."

TESPİTLER:

Esra Gençoğlu’nun telefonunda diploma çıkartılması için görüşmeler yaptığı belirlendi. Diploma için görüştüğü kişi Gençoğlu’na Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi kaydına ilişkin videolar göndermişti.

∗∗∗

İDDİALARI REDDETTİ AMA...

• Yalçın Maraşlı, 35 yaşında. Çukurova Adana’da yaşıyor. Gazi Üni. Teknik Eğitim Fakültesi Talaşlı Üretim Öğretmenliği diploması aldı.

MARAŞLI’NIN İFADESİ:

"Yalçın Adana Çukurova’da Can Delux Apart Otel’in işletmecisiyim. Otele gelen müşteriler, otelin internet şifresini kullanır. Ziya’yı (Çete lideri olduğu iddia edilen Ziya Kadiroğlu) şu anda nezarette birlikte olmamız nedeniyle tanıyorum. Bu şahsı 12 Ekim 2024’te otelime müşteri olarak giriş yaptı. Ertesi gün otelin önünde dışarıdan gelen şahıslar tarafından bacağından vuruldu. Bana ait görüntünün Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi diplomasını bu şahıs hazırlamış olabilir. Şüphelilerin hiçbirini tanımıyorum, bu kişilerle bir iletişimim yok."

TESPİTLER:

Yalçın Maraşlı’nın fotoğrafı BTK Başkan Yardımcısı’nın da arasında olduğu çok sayıda üst düzey yetkili adına hazırlanan kimliklerde kullanıldı. Çok sayıda şüpheli ile telefon görüşmesi tespit edildi. Ziya Kadiroğlu ile pek çok mesaj kaydı vardı. Ziya Kadiroğlu’na ‘Abi’ diye hitap ediyordu. Sahte diploma ve ehliyet oluşturma konusunda çok sayıda sohbet kaydı tespit edildi.

∗∗∗

ANAHTARCI MÜHENDİS OLDU

• Adnan Taşdemir, 50 yaşında, Adana’da yaşıyor. Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği diploması satın aldı.

TAŞDEMİR’İN İFADESİ:

"Adana Çukurova’da anahtarcı dükkanım var. Daha önce dükkanımda çalışan bir kişi vasıtasıyla Ali Çiçek yanıma geldi. Adıma diploma çıkartabileceğini söyledi. 1.5 ay sonra Ali Çiçekli beni aradı ve e-devlet hesabımı kontrol etmemi istedi. Baktım. Ege Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünden mezun kaydımı gördüm. Ali Çiçekli bu kaydı kimsenin bilemeyeceğini söyledi. Sonra Ali Çiçekli’nin uyuşturucu madde kullanmaktan cezaevinde olduğunu öğrendim."

TESPİTLER:

Adnan Taşdemir’in telefon incelemesinde delile ulaşılamadı.

∗∗∗

500 BİN TL’YE DİPLOMA

• Aytül Çiçekli Dursun, 55 yaşında. Adana’da yaşıyor. Atatürk Üniversitesi Resim İş Öğretmenliği diploması aldı.

DURSUN’UN İFADESİ:

"Bir yıl önce kardeşim beni Ziya Kadiroğlu ile tanıştırdı. Ziya Kadiroğlu, “Seni Resim ve İş Öğretmenliği diploması yaptıralım mı?” diye sordu. 5 ay kadar sonra e-devlet’ten baktığımda Atatürk Üniversitesi’ne ait mezuniyet kaydımı, diplomamı gördüm. Para ödemedim. Bir ay sonra diploma silindi."

TESPİTLER:

Telefonunda diploma satın aldığına dair yazışmalar tespit edildi. Hatta bir komşusuna diploma fiyatını 500 bin TL olarak bildirmişti.

∗∗∗

2,5 MİLYON TL İSTEDİLER

• Emre Gökdemir, 41 yaşında, Ankara’da yaşıyor. Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği diploması satın aldı.

GÖKDEMİR’IN İFADESİ:

"Arkadaş ortamında Yasin isimli şahısla tanıştım. Bana para karşılığı diploma çıkartabileceklerini söylediler. 2.5 milyon TL istediler. Para göndermedim, böyle bir talebim olmadı. Bir süre sonra bu şahıs beni arayarak Ege Üniversitesi İnşaat Mühendisliği diploma çıkarttıklarını söyledi ve 2.5 milyon TL istedi. E-devlete baktığımda diploma görünüyordu. Bu kaydın silinmesini istedim."

∗∗∗

FACEBOOK’TAN DİPLOMA

• Güler Kahraman Büyükkeleş, 44 yaşında, Hatay’da yaşıyor. Atatürk Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü diploması aldı.

BÜYÜKKELEŞ’İN İFADESİ:

"Yaklaşık bir yıl önce sosyal medyadan ‘Devlet onaylı sertifikalar’ başlıklı bir reklam görüp tıkladım. Facebook’un mesaj kısmına yönlendirildim. Buradan iletişime geçtiğim şahıslar, bir ay online eğitim sonrası devlet onaylı yaşam koçluğu sertifikası vereceklerini söylediler. Bunun için 100 bin TL istediler. T.C. kimlik numaramı ve telefonuma gelen kod numarasını istediler. Sonra beni e-devlet uygulamasına yönlendirdiler. Girip mezuniyet durumumu sorguladığımda ‘Atatürk Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü mezunu yapıldığımı gördüm.”

∗∗∗

KOPYAYA BİLE ZAHMET ETMEDİLER

Eskiden sadece sınavlarda kopya çekilirdi. Artık devletin sistemlerine sızarak öğrencilerin notları yükseltiliyor. Sahte e-imza ile devletin kapalı dijital sistemlerine sızan çete, öğrencilerin notlarını da değiştirdi. Böylece ortalamaları geride kalan sahtekar öğrenciler, derslerine çalışan, başarılı olan öğrencilerin önüne geçti. Skandalın iddianamesinde şu tespitler yapıldı:

• Ahmet Ruşen U.: Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği not ortalamasını 1.29’dan 3.29’a yükseltildi.

• Buruç Ö.: Yıldız Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği’nde 0.64 olan genel ortalaması 2.55 yapıldı.

• Doğukan Fırat Ö.: Yıldız Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği’nde 0.83 olan genel not ortalaması 3.01’a yükseltildi.

• Enes Talip C.: Yıldız Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği’nde 1.46 olan genel not ortalaması 3.12 olarak değiştirildi.

• Mehmet Ç.: Yıldız Teknik Üniversitesi Mühendislik İnşaat Mühendisliği lisans bölümünde kayıtlı öğrenci iken 1.74 olan genel not ortalamasını 2.92’ye yükseltildi.

Notları ile oynanan öğrenci sayısının çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor.

∗∗∗

E-SKANDALDA 6 KRİTİK SORU

Elektronik imza skandalı, devlet sisteminde diploma ve ehliyet oluşturulmasıyla sınırlıymış gibi gösterilmek isteniyor. Ancak iddianamede skandalın çok daha büyük olduğuna dair ipuçları var. Bazı sanıklara dair ayırma kararları da yeni soruşturmaların yürütüldüğünü ortaya koyuyor. Bu noktada çok önemli sorular oluşuyor.

• Soru 1

Çete, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı ve başkan yardımcısının sahte e-imzalarını oluşturdu. Bu kişiler devletin dijital kalbinin merkezinde bulunuyor. Çete bu e- imzalarla devletin kapalı bazı sistemlerine sızdı mı? Tüm toplumun kişisel verilerini ele geçirdiler mi? Bazı veriler değiştirildi mi? Bu konuda kesin tespitler yapılabiliyor mu?

• Soru 2

İddianameye göre; çete, Ölçme Değerlendirme ve Yerleştirme Hizmetleri Daire Başkanı, YÖK Eğitim Öğretim Daire Başkanı adına çıkarılan e-imza ile sistemlere yetkisiz erişim sağladı. Bu sistemlere girerek çok önemli sınavların sonuçlarını, puanlarını değiştirdiler mi? Çetenin kilit elemanlarından torbacı Mıhyeddin Yakışır ifadesinde "ÖSYM sitesine yapılan girişler, ÖSYM’nin sistemlerinde sınav puanı yükseltmek için yaptıkları erişimdir” dedi.

• Soru 3

İddianameden çetenin, Göç İdaresi’nin sistemlerini hedef aldığı net bir şekilde anlaşılıyor. Göç İdaresi Başkanlığı İstanbul İl Göç Müdürü ve Göç İdaresi Başkanlığı İstanbul İl Göç Uzmanı’nın sahte e-imzalarını çıkartıyorlar. Çete, Göç İdaresi sistemlerine sızarak vatandaşlık, oturum izinleri için kayıtlar oluşturdu mu? Çetenin mensubu olduğu öne sürülen Alper Kaan Çukurluo’nun cep telefonunun incelemesinde şu tespit yapıldı: “Yabancı şahıslara ait ikamet izni, vatandaşlık başvurusu ve bunun gibi işlemleri illegal olarak yaptığı tespit edildi.”

• Soru 4

Çete, Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. üst düzey yöneticisinin de sahte e-imzasını kullandı. Turkcell kullanıcısı olan vatandaşların verileri çetenin eline geçti mi? Çete bu şirketin verilerine ulaşıp değiştirebildi mi?

• Soru 5

Çetenin uyuşturucu suçlarıyla bağlantısı iddianamede yer alıyor. Bazı şüpheliler, çete liderlerinin uyuşturucu sevkiyatı yaptığını öne sürüyor. Çetenin sahte kimlik ve e-imza işlerinde kullandığı Mıhyeddin Yakışır, uyuşturucu suçundan firariydi. Ve bu çete Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’ndaki komiserin sahte kimliğini yapıp e-imza çıkarttı. Çete bu e-imzayı kullanarak herhangi bir işlem yaptı mı? Emniyet Genel Müdürlüğü’nün açıklamasında çetenin emniyet sistemlerine sızamadığı belirtildi.

• Soru 6

Çete üyelerinden Ayhan Ateş ifadesinde üniversitelere akademisyen olarak yerleştirilen Türkiye genelinde 400’den fazla kişi var” dedi. Halı yıkamacıyken para ile psikoloji diploması aldığı ortaya çıkan Abdullah Volkan Uçak’ın cep telefonunda ise 250 bin TL’ye doçentlik verilmesiyle ilgili mesajlar bulundu. SBKEZ kullanıcı isimli şahısla yazışmasında ise tezli yüksek lisansın sisteme kaydedilmesi, e-devlet sisteminde kaydın görünmeye başlaması konusunda mesaj kayıtları vardı. Bu iddialar doğru mu?

11 Ağustos 2025

Prof. Dr. Selçuk CANDANSAYAR - Naylondan diplomalar zamanı (BirGün)

Sahte diploma ve e-imza sahteciliği skandalı gerçekte halı yıkamacısı olan bir “üçkağıtçının” sahte psikolog diplomasıyla insanları kandırması üzerinden tartışılıyor. Suçluların en “garibanlarından” biri odağa alınarak, çete reisleri dikkatlerden kaçırılıyor.

Sahte psikolog haberi, her üniversite sınavı sonrası anaakım medyanın köpürttüğü “dağdaki çoban, hiç dersaneye gitmeden Boğaziçi’ni, ODTÜ’yü kazandı” haberleriyle benzer işlevi görüyor. Yoksul ama zeki çobanımız, bakın gördünüz mü çalışınca oluyor mesajını yayarak eğitim sistemindeki eşitsizliği gözden kaçırır, yüzbinlerce yoksul öğrencinin sınav başarısızlığının üstünü örter. Halı yıkamacı psikolog da “büyük sahtekarların” soruşturulmasının önünü kesip, skandalı bir kaç üçkağıtçının basit suçu düzeyine indirir, sistemin sorgulanmamasını sağlamaya çalışır.

Sorun sahte ehliyet, lisans diploması, tapu, başkasının imzasıyla kredi çekme, şirket kurma vs. dolandırıcılıkların çok daha ötesinde. E-imza sahteciliği ile ilgili dava dosyasını inceleyenler de çoğu suçun klasik dolandırıcılık yöntemlerinin teknolojik olanaklardan yararlanılarak yapılması olduğunu görüyorlar. Bu hal, sahtecilik suçunun ağırlığını ve tehlikelerini azaltmıyor. Oturduğunuz tapulu evinizin sizin “sahte e imzanızla” satılmasının ve tapu kayıtlarına göre de bu satışı sizin yaptığınızın kayıtlı olmasının basit bir suç olmadığı ortada. Bu tip dolandırıcılıkların teknolojinin yardımıyla yaygınlaşması ve binlerce mağdura yol açması da basit bir durum değil elbet.

Günümüzdeki sahtecilikleri, geçmişteki klasik sahteciliklerden ayıran asıl fark başka bir alanda. Sahteciliği yapanın elde ettiği sahte belge, diploma, yetki vb. her ne güçse onun sahte değil de gerçek olduğuna kendisinin de inanması. Demem o ki, elde ettiği belgeye “büyüsel bir güç” atfederek, madem artık diplomam var, o halde biliyorum ve yapabilirim diye kendisinin de inanması.

Kendi disiplinimden bir örnek vererek açıklamaya çalışacağım. Öğrenciliğimden başlatırsam, 44 yıldır tıp fakültesinde çalışıyorum. Bu yarım yüzyıla yaklaşan dönem boyunca üniversite ortamında hak etmeden alınmış diploma, unvan vs sahibi olan insanlarla hemen her zaman karşılaşmışızdır. Bu insanlar hep vardılar ama neredeyse net bir tarih verebilecek kesinlikte iki farklı dönemde özellikleri farklıydı. Bir çok meslektaşımın da bana katılacağını düşündüğüm bu net tarih, 2010-11 öncesi ve sonrası.

İLK DEPREME KADAR DAYANIR

Tıp, uygulamalı bir disiplin, kanlı canlı insana müdahale edilir. İlaç verilir, ameliyat yapılır vs. Sosyal bilimci arkadaşlar kızmasın ama yanlış yapılan bir sosyolojik analizin neden olabileceği sonuçlarla karşılaştırılamaz. Tıp disiplininde yanlış yaparsanız öldürürsünüz! Kolonları yanlış yerleştirilmiş bir bina yine de yıllarca ya da ilk depreme kadar ayakta kalabilir. Tıpta ise, bir saate kalmaz öldürebilirsiniz.

İki binlerin ortalarına kadar da öyle ya da böyle doktor olmuş, şu ya da bu şekilde ihtisas yapmış, ardından da kurduğu çoğu zaman siyasi, kimi zaman memleketlilik, bazen de hoca şakşakçılığı ile hak etmeden doçent, profesör olmuş insanlar olurdu. Fakülte içinde, misal cerrahi profesörü olarak kasım kasım kasılarak gezerler, çoğu zaman asistanlarına hazırlattıkları dersleri anlatır, punduna getirip idari bir görev kapmaya bakarlardı. En uyanıkları memleketten gelen tüm hastaların hastanedeki işlerini kovalayıp, siyasi rant devşirip, milletvekili olmaya çalışırlardı. Bu “hocalar” bütün bu “işleri” yaparlar ama “hastaya ellerini sürmezlerdi”. Hadlerini bilirlerdi!

DAHA DONAMSIZ DAHA BİLGİSİZ

Son on beş yıldır, benzeri “hocalar” hasta tedavi edebileceklerine kendileri de inanıyorlar! Bu insanlar için tıp fakültesinin 6 yıllık eğitimi, doktor olmayı öğrenmek analıma gelmiyor. Tıpta Uzmanlık Sınavına girebilmek için sınava hazırlanmakla geçen bir süre. Çoğu tıp öğrencisi son iki yıl TUS dersanesine yazılıyor ve sadece sınava hazırlanıyor ya da elde ettiği çalınmış sınav sorularının cevaplarını ezberlemeye. TUS’u kazanıp uzmanlık eğitimine girince de bu kez uzmanlık eğitimi (ihtisas), uzmanlık belgesinin alınması için sabırla beklenmesi gereken 4-5 yıldan öte bir anlam taşımıyor. Uzmanlık tezi bir özel merkeze yazdırılıyor. Ardından mecburi hizmette bu kez parayla araştırma basan “sahte bilimsel” dergilerde doçentlik başvurusu için gereken makaleler yayınlatılıyor. Sahte bilimsel dergi derken kastım kağıt üstünde her şeyi gerçek olan ama aslında “bilimsel hiçbir değeri olmayan” dergiler. Mecburi hizmet bittikten sonra, eğer AKP-MHP bloğundan bir referans getirebiliyorlarsa direkt öğretim üyesi kadrosuna atanıyorlar. Doçentlik sınavı tamamen kağıt üzerinde yapılıyor. Gerekli ölçütler kağıt üzerinde karşılanmışsa da doçent olunuveriliyor.

Asıl sorunlardan can alıcı olan burada başlıyor. Bu şekilde doçent olanlar kendileri de kendilerinin artık doçent düzeyinde yetkin olduklarına inanıyor ve hasta tedavi etmeye, ders vermeye, asistan yetiştirmeye başlıyorlar!  Kısa vadede can alıcı olan hakikaten can alabilmeleri, uzun vadede ise her sonra gelen kuşağın bir öncekinden daha niteliksiz, daha donanımsız, daha bilgisiz olması.

Tıp için böyle de, iktisat için farklı mı? Bir üniversitenin “yalakalık” olsun diye verdiği fahri ekonomi profesörü unvanını alan da kendisinin ekonomide profesör yetkinliğinde olduğuna inanıyor. Mimar bina tasarlıyor, makine mühendisi makine yapıyor, jeoloji mühendisi sondaj yapıyor, matematik öğretmeni matematik öğretiyor.

Sevgili Turgut Uyar’ın olağanüstü dizelerini günümüze uyarlamamız gerekiyor; aslında korkulacak çok şey var, çünkü her şey naylondan…

9 Ağustos 2025

Gökçer TAHİNCİOĞLU - “Sahte diploma” çetelerinin uzun tarihçesi… (T24)

Sorular çalınıyor, üniversiteler hileyle bitiriliyor, sahte diplomalar alınıyor, yüksek lisans ve doktora işlerine baksanız tablo daha vahim hale geliyor. Şimdi Ankara Başsavcılığı’nın açtığı iki dava üzerinden bir başarı hikâyesi yazılmaya çalışılıyor ama sorun çok eskiye dayanıyor

Sahte diploma skandalının açığa çıktığı günden bu yana, iktidara yakın gazeteci ve yazarlar, AKP’den bazı isimler, skandalı konuşmak yerine, bu yapının açığa çıkarılmasının ne kadar büyük bir başarı olduğunu konuşuyor.

Konuşmakla yetinmiyor, kendilerine yakın kesimleri de azarlıyor aynı isimler.

Bunun bir başarı hikâyesi olduğunun kamuoyuna anlatılmasını istiyor.

BTK Başkanı dahil devletin en kritik birimlerinde görev yapan insanların elektronik imzalarının kopyalanması, bu elektronik imzalarla sisteme girilmesi, aylarca sistemde cirit atılması, diplomadan ehliyete, not yükseltmeden lise mezuniyetine kadar her alana el atabilmeleri büyük bir skandal değil onlara göre.

Onlara göre buna değil bu işleri yapanların nasıl açığa çıkarıldığına odaklanmamız lazım!

Bir de ÖSYM gibi kurumlar var.

400 sahte diploma olduğunu iddia edenler hakkında suç duyurusunda bulunmuş kurum. Benzer haberleri yapanları da savcılığa bildirecekmiş.

Buyursun Ankara Başsavcılığı’nı bildirsin o zaman. Zira bu konudaki ifadelerin tamamının kaynağı savcılık.

Evet, 400 sahte diploma bulgusu yok ancak ifade ve iddialar var. Bunların yazılması da gayet olağan.

Ancak burası tartışma değil susturma ülkesi. Sessiz kalındığında sorun yok oluyor sanıyorlar.

***

Pek öyle değil.

Yurttaş olarak devletin ilgili birimlerinden herkesin gerçeği talep etme hakkı var.

İnsanlar çocukları okusun diye ömür harcıyor.

Gençler hayatlarının en güzel çağlarında zalim bir sistem içerisinde diploma almaya çalışıyor.

Diplomalarına rağmen iş bulamayan gençler çalacak kapı aramaya başlıyor.

Birileri de bahşedilmiş koltuklarını sağlama alabilmek için sahte diploma alıp, servetine servet katıyor.

Elbette gerçeği bilme hakkımız var.

***

Buradan hareketle soralım.

Bu yapıya benzer yapıların yıllarca faaliyette bulunmasına neden göz yumuldu.

İnternette, Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırı biçimde “devriye gezen” polis ve jandarma, üç beş öğrencinin sloganını bile bulup soruşturma konusu yaparken, “diploma, ehliyet, tez, denklik” belgesi vereceğini söyleyen bu yapılarla hiç karşılaşmadı mı?

Bir tanesinin bile peşine düşmedi mi?

***

2020 yılında “şikâyet var” adresine ulaşan şikayetler, bugün yapılan şikayetlerle aynı.

“Para verdim ama diploma gelmedi”, “paramı verdim ama diploma sisteme işlenmemiş”, “Parayı göndermeme rağmen henüz dönüş yapmadılar.”

En azından yurttaşı dolandırılmasın diye bu yapıların peşine düşülür değil mi, öyle olmamış…

Olmadığını da diploma verilmeyenlerden değil verilenlerden görebiliyoruz.

***

Sahte diploma yapılanmasının sahte diploma çıkarttığı üniversitelerden biri de Yıldız Teknik Üniversitesi…

28 Eylül 2024 tarihine dönelim.

Üniversite yönetimi, ölen eski mezunların ve öğrencilerin bilgileri kullanılarak 11 kişinin sahte diploma aldığı yönündeki iddialar üzerine idari soruşturma açıldığını kamuoyuna duyurdu.

Buna göre bir yapı, ölen eski mezunların bilgilerini sistemden silerek, sahte diploma alan kişilerin bilgilerini sisteme ekledi. Üniversitenin mezunu gibi görünen kişiler, e-Devlet üzerinden sorgulanabilen kare kodlu sahte diplomalar elde etti.

O dönemde açıklama yapan yazılım şirketinin sahibi, özellikle 2022 öncesinde kullanılan sistemin eski mezunların bilgilerinin değiştirilmesine açık olduğunu, sahte diploma almış kişi sayısının daha yüksek olabileceğini belirtti.

Gazeteci Murat Ağırel, soruşturma numarasına kadar detayıyla bu skandalı yazdı ancak sonucu ile ilgili bilgi kamuoyuna yansımadı.

Yine aynı günler…

İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet de aynı günlerde bir skandalı ifşa etti. Hürriyet, 2019’da, seçimden üç gün önce sözleşmeli memur olarak belediyeye alınan AKP Milletvekili Emine Zeybek’in gelininin üniversite diplomasını doğrulamak için Gazi Üniversitesi’ne yazı gönderdiklerini ancak “Böyle bir diploma yok” yanıtı aldıklarını anlattı. Hürriyet, “Sahte diploma ile 5 yıl boyunca memur maaşı almış. Durumu savcılığa bildirdik ve hakkında dava açıldı. Ancak ne bir tutuklama kararı çıktı ne de bir soruşturma başlatıldı” dedi. Yargılama sonunda hapis cezası verildi ancak diplomanın kim tarafından hazırlandığı araştırılmadı.

***

Daha da geriye gidelim…

2019 yılına örneğin.

Bir ilan:

“Endişe edenler yazmasın

“Nasıl güvenirim? Diplomam gelir mi? diye endişe edenler lütfen yazmasın. 2017’den bu yana hizmet vermekteyiz. Hiç kimseyi mağdur etmedik. Etmeyiz de…

Nasıl çalışıyoruz?

■ Öncelikle sitemizdeki formu dolduruyorsunuz.

■ Sonra size özel diploma taslağını hazırlıyoruz.

■ Diploma taslağını sizin onayınıza sunuyoruz.

■ Onayınızdan sonra cebe 500 TL havale ediyorsunuz.

■ Cep telefonunuzda internet bankacılığı olmak zorunda. l Kargo ücretsiz ve kapalı zarfta 2 günde teslim ediliyor.”

***

Eski Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Şubat 2016’da yaptığı açıklamada, geçmiş dönem atamalarında sahte öğretmen ve sahte diploma çetesi olduğunu tespit ettiklerini söyledi. Avcı, "Muhtemelen bu çete veya çeteler, Şubat atamaları için de bazı öğretmen adaylarına musallat olabilir. Çok ciddi paralarla, 30-40 bin lira alarak bu sahte diplomaların pazarlandığına dair bir duyum da geldi. Öğretmen adayları tevessül etmesin, yazık olur, soruşturma derinleştirildi" dedi.

Hemen ardından Beyoğlu O. İlkokulu'nda da bir sahte öğretmen vakası saptandı. Yıldız Teknik Üniversitesi'ne (YTÜ) ait diplomayla 24 yıl öğretmenlik yapan ismin diplomasının sahte olduğu anlaşıldı.

Aynı tarihlerde Diyarbakır’da sahte diplomayla KPSS'ye girip sınıf öğretmeni olarak atanan isimler tespit edildi.

Bakanlığın araştırmaları sonucu 71 “öğretmenin” sahte diplomalı olduğu ve yıllarca devletten maaş aldıkları anlaşıldı.

***

Daha da geriye gidelim…

13 Aralık 2013’te Ankara Cumhuriyet Savcılığına yapılan şikayetle, Wushu Milli Takımlar Teknik Direktörlüğü yapan kişinin lise diplomasının sahte olduğu belirtildi.

Yöntem ilginçti. Bir meslek lisesinden mezun olan ismin diploma numarası kopyalanmış, aynı numarayla bir diploma daha düzenlenmişti.

Benzer örneklerin olup olmadığı ise derinlemesine araştırılmadı.

***

Sahte diploma kullananlara ne oluyor peki?

Önümüzde Bakan Yardımcısı Hamza Yerlikaya örneği de var. Gerçi isminin geçtiği habere hemen erişim engeli geliyor ama Yerlikaya’yı anmadan olmaz.

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığı, Vakıfbank Yönetim Kurulu üyeliği gibi görevlerde de bulunan Yerlikaya’nın lise diplomasının sahte olduğu mahkeme kararıyla kesinleşti ama önlenemez yükselişine engel olmadı. Kariyerini başarıyla sürdürüyor!

Sınav sorularının çalınmasıyla ilgili çok sayıda yargılama devam ediyor. “FETÖ işi” demek, işin içinden çıkmak kolay.

Farklı tarihlerde üstünkörü araştırma yaptığınızda bile karşınıza onlarca örnek çıkıyor.

Sorular çalınıyor, üniversiteler hileyle bitiriliyor, sahte diplomalar alınıyor, yüksek lisans ve doktora işlerine baksanız tablo daha vahim hale geliyor.

Ve Ankara Başsavcılığı’nın açtığı iki dava üzerinden bir başarı hikâyesi yazılmaya çalışılıyor.

Başarı bunun neresinde?

Olsa olsa her yeni sisteme kendilerini hemen entegre ederek bunca yıl başarıyla sahte diploma işlerini sürdüren çeteleri “başarılı” bulmak mümkün bu hikâyede…

Gürbüz EVREN - Sahte diploma skandalı; 2 milletvekili ve 3 bakan istifa etti (Independent Türkçe)

Son zamanlarda Türkiye'nin gündemine gelen her konu, çok ağır siyasi tartışmalara yol açıyor.

Bu da toplumdaki kamplaşmayı büyüttükçe büyütüyor.

Yeni tartışma, daha doğrusu kamplaşma konumuz, önemli kurum ve kuruluşlardaki yöneticilerin e-imzaları taklit edilerek üretilen sahte diplomalar, yükseltilen notlar, düzenlenen belgeler oldu.

Garip bir toplumuz, çünkü ülke gündemine gelen her olayın sadece Türkiye'de yaşandığını düşünüyoruz.

Oysa sahte diploma skandalları birçok Batılı ülkede yıllar öncesinde başlamış ve bazı siyasilerin görevlerinden istifasına yol açmıştı.

İspanya

Geçen 21 Temmuz'da, İspanya Ulaştırma Bakanı Oscar Puente, muhalefetteki Halk Partisi Milletvekili Noelia Nunez hakkında bazı iddialar gündeme getirdi. 

Nunez'in hukuk, kamu yönetimi ve İngiliz filolojisi mezunu olmadığını, yalan söylediğini duyurdu.

Muhalefet Milletvekili Nunez ise bu bölümlere kayıt olduğunu, ama eğitimini tamamlayamadığını açıklayarak, halktan özür dileyip görevinden istifa etti.

Endülüs Bölgesel Hükümeti Başkanı Juan Manuel Morena, medyada eğitim durumunun sorgulanması üzerine, özgeçmişinde yazdığının aksine işletme fakültesi mezunu olmadığını açıkladı.

Valencia Bölgesel Hükümeti Başkanı Pilar Bernabe, özgeçmişinde yazdığının aksine iletişim fakültesi yüksek lisans diploması olmadığını itiraf etti.

Valencia Bölgesel Meclis üyesi Sosyalist Milletvekili Jose Maria Angel, geçmişte kamuda işe girmek için sahte diploma kullandığı ortaya çıkınca, özür dileyerek istifa etti.

Ekstremadura Bölgesel Hükümeti bakanlarından İgnacio Hiquera, pazarlama bölümü olmayan bir üniversiteden pazarlama diploması aldığı ortaya çıkınca istifa etti. 

Bu istifaların ardından İspanya'daki birçok siyasetçi, öz geçmişlerinde temizlik ve değişiklik yapmaya başladı.

Eski Madrid Bölgesel Hükümet Başkanı Cristina Cifuentes, 2018 yılında Kral Juan Carlos Üniversitesinden sahte yüksek lisans diploması aldığı ortaya çıkınca istifa etti.

Eski Sağlık Bakanı Carmen Manton, 2018 yılında, Kral Juan Carlos Üniversitesinden sahte yüksek lisans diploması aldığı ortaya çıkınca istifa etti.

Fransa

Fransa, Toulon Üniversitesi'ne bağlı 2 yıllık İşletme Yönetimi yüksek okulu diploma skandalıyla sarsıldı.

Buna göre, 2004-2005 döneminde başlayan ama 2009'da ortaya çıkan skandal kapsamında 300 Çinli öğrenciye diploma satıldığı belirlendi.

Eğitim bakanlığı müfettişleri, Fransız öğrencilerin başarı oranı yüzde 60 iken Çinli öğrencilerin başarı oranının yüzde 100 olduğunu saptadı.

Derinleştirilen soruşturmada diplomaların Çinli öğrencilere 2 bin 700 euro karşılığında satıldığı ortaya çıktı.

Polonya

2015-2023 yılları arasında ülkedeki tüm siyasi partilere bulaşan bir diploma skandalı ortaya çıkarıldı.

Buna göre, Collegium Humanum adlı bir özel üniversitenin 5 bin euro karşılığında İşletme yüksek lisans diploması dağıttığı belirlendi.

Soruşturma sonucu hemen her partiden önemli isimlerin bazı büyük özel ve kamu şirketlerinin yönetim kurulu üyeliğine gelebilmek için bu diplomaların kullanıldığı saptandı.

İsrail

İsrail vatandaşı 40 kişinin, Ermenistan'daki 3 üniversiteden sahte tıp ve eczacılık diploması aldığı 2018 yılında tespit edildi.

İşin daha da vahim yanı, tıp diploması alanların İsrail Sağlık Bakanlığı'nın verdiği onayla hastanelerde doktor olarak çalıştığı ortaya çıktı. 

Aynı şekilde eczacılık diploması alanların da sağlık bakanlığı onayıyla eczane açıp işlettikleri saptandı. 

Sahte doktorlar görevden alındı, eczaneler de kapatıldı.

Avustralya

Ülkenin önde gelen 98 kamu kuruluşunda çalışmak isteyenlere, Avusturalya üniversitelerdeki sistemlere girerek sahte diploma, belge, sertifika düzenleyerek satan Çinli bir çete 2019'da ortaya çıkarıldı.

Toplam 1200 kişiye sahte diploma verildiği ve bunlardan yaklaşık 150'sinin kamu kuruluşlarında çalıştığı saptandı. 

Suudi Arabistan

Sağlık sektörü çalışanlarına yönelik 2019'da yapılan gizli bir soruşturma sonucu 3 bin 755 sahtecilik vakası tespit edildi.

Sahte diplomalı 57 doktor tutuklandı. 

İnşaat Mühendisleri Konseyi ise inşaat sektöründe çalışmak üzere başvuran 2 bin 294 sahte inşaat mühendisi belirledi. 

İtalya

Ülke çapında bir ihbar sonucu yapılan soruşturmada, sahte hukuk diploması olan yüzlerce avukat saptandı.

Söz konusu avukatların hiç İspanyolca bilmedikleri halde İspanya'daki Kral Juan Carlos Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kayıt oldukları ortaya çıktı.

Bu kişilerin, derslere devam etmeden, sınavlara girmeden hem de yüksek lisans derecesiyle mezun oldukları belirlendi. 

Sayıları 500 olarak açıklanan mezunların sadece İtalya'da değil Avrupa Birliği ülkelerinde de avukatlık mesleğini icra ettikleri açıklandı.

Lübnan

Karışıklıkların, çatışmaların bitmediği Lübnan'da, 2018'de aralarında Beyrut Amerikan Üniversitesi'nin de bulunduğu 4 üniversitenin, ortalama 5 bin dolara sahte diploma sattığı ortaya çıktı.

Sahte diploma sahiplerinin çoğunun Arap ülkelerinde önemli görevlerde bulunduğu saptandı.

Güney Afrika 

İktidardaki Afrika Ulusal Kongresi Milletvekili Pallo Jordan, özgeçmişinde doktora yaptığına ilişkin bilginin yalan olduğu ortaya çıkması üzerine 2014'de istifa etti.

"Uzun yıllar partisine ve halka yalan söylediği için çok üzgün olduğunu, özür dilediğini" belirten Jordan, 1 dönem bakanlık da yapmıştı.

Japonya

Japonya'da Shizuoka kenti Belediye Başkanı Ito Maki Takubo, sahte diploma kullandığı iddialarının gündeme gelmesi üzerine 7 Temmuz 2025'te istifa etti. 

Tokyo Üniversitesi mezunu olduğunu iddia eden Takubo'nun üniversiteden atıldığı ortaya çıktı.

Takubo, düzenlediği basın toplantısında halktan ve belediye çalışanlarından özür diledi.

Brezilya

Dönemin Devlet Başkanı Jair Bolsonaro'nun Eğitim Bakanı Carlos Decotelli'nin öz geçmişindeki diplomaların sahte olduğu ortaya çıkınca Temmuz 2020'de istifa etti.

Bakan Decotelli'nin yüksek lisans diploması ile Arjantin ve Almanya'da yaptığını belirttiği 2 doktoranın sahte olduğu anlaşıldı.

Pakistan

Bu ülkede faaliyet gösteren bir şirketin 370 web sitesi üzerinden, var olmayan üniversitelere ait on binlerce sahte diploma sattığı belirlendi.

Şirketin aylık gelirinin 120 milyon dolar olduğu saptandı.

Sahte diploma sahiplerinden 450 kişinin Asya ve Afrika ülkelerindeki resmi kuruluşlarda bürokrat olarak çalıştığı ortaya çıktı. 

Pakistan hükümeti 2010 yılında 1100 federal ve eyalet milletvekilinin diplomalarını inceleyen bir soruşturma yapmıştı. Diplomaları sahte olduğu ortaya çıkan 160 milletvekili hakkında dava açılmıştı.

Pakistan'da ortaya çıkarılan çete benzeri birçok yapı halen daha internet ortamında faaliyet gösteriyor ve kimi zaman komik fiyatlara bazı önemli uluslararası üniversitelerin adlarını kullanarak diploma satmaya devam ediyor. 

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki her eyaletten siyasetçilere ilişkin onlarca sahte diploma vakası var.

Bunları sıralayıp yazıyı uzatarak hem sabrınızı taşırmayalım hem de sizi yormayalım. 

Bu ülkelerdeki elektronik imza sahteciliğine ve devlet kurumlarına dijital müdahalelere de ayrıca bakacağız. 

8 Ağustos 2025

Prof. Dr. Armağan ÖZTÜRK - Sahte Diplomalar ve Sahte Hayatlar (daktilo1984)

Kamuda sahtecilik haberleri sahte diplomalı 400 profesör ve doçent şeklinde duyuruldu önce. Kısa süre sonra bu tür haberlerin içeriğinin gerçeği yansıtmadığını anladık. E-devlet ve YÖK sistemine sahte diploma yükleyebilen bir çeteyle karşı karşıyaydık. Gerçekten de sahte diplomalar sisteme tanımlanmış, yasa dışı yollarla bazı kişiler diploma sahibi olmuştu. Ancak sahte diplomalarla yapılmış bir akademik kariyer örneği yoktu.

Bu arada e-hizmet sağlayıcıları aracılığıyla gerçekleşen bu organize suç girişimi sadece üniversiteler ve MEB’i değil, adliye, tapu, ehliyet sınavı gibi çok sayıda başka alan ve hizmeti de hedef almıştı. Sahte diploma haberlerinin yoğunlaştığı bu süreçte bir süredir akademinin gündeminde olan başka meseleler de yeniden tartışmaya açıldı. Parayla doçentlik dosyası hazırlayan, makale bastıran, tez yazdıran şirketleri yeniden hatırladık. Akademik ahlak büyük bir yozlaşma içinde. Bu bir kör kuyu. O kuyudan çıkış yolu var mı? Açık yüreklilikle tartışmaya ihtiyacımız var.

Devletin elektronikleşmesinin kırtasiyeciliği azalttığı ve verimliliği arttırdığı açıkça ortada. Bu bağlamda e-devlet yakın tarihin en başarılı kamu hizmeti. Ancak ortaya çıkarılan bu skandal sistemde güvenlik zafiyeti olduğunu da ortaya koyuyor. Özellikle hizmet sağlayıcılar bakımından bir sorun var. E-imza dağıtımı ve kurulumu noktasında ciddi bir güvenlik denetimi gerekiyor. Her şirket elini kolunu sallayarak e-imza işine girememeli. Üst düzey kamu görevlilerinin bu hizmetten yararlanması noktasında daha sıkı güvenlik protokollerine ihtiyaç var.

Hızlı elektronikleşmeden kaynaklanan sorunlara çözüm bulma noktasında iyimser olabiliriz. Sistemdeki bu kriz sistem içi aktörler tarafından tespit edilip kamuya açıklandığına göre devlet aygıtı e-imzayı yeniden düzenleyen bir dizi çalışmayı gündemine alacaktır. Üniversitelerin merkezinde yer aldığı yozlaşma sorununu kontrol altına almak ise hiç de kolay değil. Çünkü karşımızda insan davranışlarını daha kötüye yönlendiren iç içe geçmiş iki faktör var: Öncelikle toplumsal yozlaşma ekonomik çöküşe paralel bir şekilde çok arttı. Pek çok alan, eylem, aktör ve norm bakımından bir anomi durumuyla karşı karşıyayız. Ayrıca yükseköğrenime şu an egemen olan bakış açısı, sahtekarlık ve yozlaşmayla sonuçlanan bozulma eğilimini güçlendiriyor.

Önce topluma dair bir şeyler söylemek gerekli. Eski Türkiye’den Yeni Türkiye’ye geçerken pek çok kurum ve kural değişti. Yan yana söylendiğinde çelişkili gibi görünse de daha neo-liberal ve bireyci, aynı zamanda daha muhafazakar ve içe kapanmacı bir dünyada yaşıyoruz. İnsani ilişkiler zayıfladı. Akrabalık ve mahallenin hayatımızdaki belirleyici rolü de. Artık her iki evlilikten biri boşanmayla sonuçlanıyor. Evlilik yaşı yükseldi. Evlenmeyen çok sayıda orta yaşlı yalnız birey var. Çocuk sayısı da aile başına bir ortalamasına inmek üzere.

Ekonomik krizin tüm toplumu kasıp kavurduğu gerçeği de unutmamalı. İnsanların çalışarak refah içinde yaşama umudu azaldı. Enflasyon arttıkça ahlak geriledi. Fiyatlamada ölçülülük öncelikli bir amaç olmaktan çıktı. Kimsenin kendisini diğer insanlardan sorumlu görmediği, yanındaki kişiyle konuşmak yerine telefondan internete girmeyi tercih ettiği, verilen sözlerin tutulmadığı, yalan ve iftiranın yaygınlaştığı bir ülkede yaşıyoruz. Toplumun giderek yığına dönüştüğü bir ortamda yozlaşmadan kaçmak imkansız. Para kazanmak için bebekleri öldüren doktorlar, sahte diploma satan iş adamları şaşırtıcı değil bu nedenle. Çeteleşme normalimiz oldu.

Üniversiteler de toplumun bir parçası. Toplumsal çöküşten onlar da nasibini alıyor. Genel bir memnuniyetsizlik var herkeste. Hoca yaptığı işten, öğrenci aldığı eğitimden hoşnut değil. Kurallar sürekli bir şekilde gevşetiliyor. Nitelik ve kalite ise nicelik artışına paralel bir şekilde düşmekte. Bugünün bir üniversite öğrencisi 20 yıl önceki lise mezunu kadar hayata hazır değil. Sadece bilgi düzeyi değil görgü de azalmakta. Tabii sürekli bir şekilde şikayet ederek bir yere varmak mümkün değil.

Hükümet, YÖK ve üniversite rektörleri sorunun asıl nedeni konusunda daha açık fikirli olup bir an önce yeni bir bakış açısı ve tedbirlere yönelmeli. Sahte yayın, intihal ve parayla bilim yapma alışkanlıklarını azaltmak için nicelik artışı sınırlanmalı. Daha fazla üniversite daha iyi üniversite demek değil. Ayrıca öğretim üyelerinin atama koşullarını ağırlaştırdığınızda kendiliğinden bir şekilde bilimi geliştirmiş olmuyorsunuz. Hatta aksi yönde eğilimler ön plana çıkmakta. Herkes zamanla yarışıyor. Kimsenin okumadığı çok sayıda çöp makale var. Hiçbir işe yaramayan sayısız proje zamanı ve emeği tüketiyor. Bu paradigma yerine, yarışmadan kopmadan, ama bilimi de zamana yayarak bilimsel çalışma koşullarını iyileştirmek mümkün.

YÖK’ün doçentlikte bekleme süresi, doçentlikte sözlü sınav, akademik kadro atamalarında daha fazla dil puanı ve daha nesnel yarışma koşulları için yeni mevzuatlara doğru yol alması gerek. Şu anki YÖK yönetimi ve pek çok üniversite rektöründe böyle bir vizyon ve sorunları çözme kapasitesi olduğu açık. Ancak sorunların farkına varmak, onları çözmek için yeterli olmuyor her zaman. Yozlaşma hepimizin ortak sorunu. İşbirliğine gitmeden, birbirimize yardım etmeksizin yabancılaşmadan kurtulmamız ve yeni bir akademi yaratmamız ise imkansız.     

!

Türkiye yırtıcı, şaibeli, sahte ve fake dergilerde en çok yayın yapan 3. ülke

Predatory journals: Who publishes in them and why? - Selçuk Beşir Demir Dünyanın en prestijli dergilerinden biri olan Elsevier tarafınd...

Predatory journals: Who publishes in them and why?

.....................................................................


...
...
...

* Rastgele Yazılar




.