NEDEN ?

https://plagiarism-turkish.blogspot.com


Yükseköğretimde Gözetim ve Denetim - Yasal Çerçeve ve Uygulamalar -
Devlet Denetleme Kurulu Raporu (2009) lütfen tıklayın

2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporu (2016) lütfen tıklayın

Bilim Akademisinin Sahte Belge ve İmza Üretimi Hakkındaki Açıklaması (2025) lütfen tıklayın

“Sahte Diploma Soruşturması” Hakkında Kamuoyu Bilgilendirmesi - Türkiye Barolar Birliği (2025) lütfen tıklayın

Prof. Dr. Levent Doğancı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Prof. Dr. Levent Doğancı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Temmuz 2010

Prof. Dr. Levent Doğancı - 2. TEKZİP METNİNE II. YANIT

Bilim ve Gelecek Dergisi’ nin 2010 Temmuz sayısı B  94 - 95 sayfalarında yer alan ve “en iyi savunma saldırıdır” şeklinde tarif edebileceğimiz cümlelerin birçoğunda, değerli okuyucu kitlesini çok yanlış düşüncelere yönlendiren suçlamalar bulunmaktadır:
1. Yardımcı Doçent Doktor Fatma Ülger tekzip metninin birçok yerinde akademik unvanımı yazmayarak “akademik” bir aşağılama yapmaktadır ki, bu deontolojik bir yanlıştır. Unvanımı kendisi vermemiştir, kendisi belirlememiştir. Bu tür yazışmalarda “etik” değerler açısından ileri sürülen suçlamalar ne kadar ciddi olursa olsun, nazik ve deontolojik bir jargon kullanımı esastır.
2. Gerek Jeske’ nin, gerek Anaesthezia editörünün mektuplarında ve gerekse sadece ABD adresli veya NIH destekli yayınlardaki etik hataları “resmi olarak” incelemeye yetkili olan ORI’ nin yöneticisi Dr.John Dahlberg’ tarafından gönderilen elektronik yazışmalarda yapılan işin “plagiarism” olduğu açık bir şekilde belirtilmektedir. Bu duruma yazarlar ısrarla yeterli bir yanıt oluşturamamışlar, yanıt vermemişlerdir. Bunun yerine, daha önceki kurumum olan GATA adresli, son isim olarak yazarları arasında bulunduğum araştırma makalelerinde bulunan çeşitli ifadelere atıf yapılarak, yapılan yanlışlık mazur gösterilmeye çalışılmaktadır. Velev ki anılan yayınlarımda etik yanlışlıklar vardır; bu durum sayın yazarlara etik bir ihlal hakkı tanımaz. İki yanlış bir doğru etmez. Zaten o yayınlarla ilgili etik bir yanlışlık da olsaydı, sayın yazarlar arasında bulunan baş editör profesör tarafından önceki yıllarda YÖK Başkanlığına ve OMÜ Rektörlüğü’ ne atanmamın durdurulması amacıyla verilen şikayet dilekçeleri esas alınır ve herhalde atanmam gerçekleştirilmez, benim akademik unvanım da geri alınırdı. Bununla birlikte bu etik ihlal suçlamasının aydınlatılması açısından ilgili yazarları, adreste bulunan kurum bazında suç duyurusu yapmaları için teşvik ediyorum. Gelin bu şikayetinizi ilgili kuruma yapın ve incelemenin sonucunu hep birlikte -okurlarımızla- görelim (bu sonucu bir satırına bile dokunmadan yayınlanması için Bilim ve Gelecek Dergisi Editörlüğü’ ne ulaştıracağım).
3. GATA etik ihlaller konusunda son derece hassas bir kurumdur. Bu nedenle bölüm başkanı da olsa, anabilim dalı başkanı da olsa tüm sorgulamaları en net biçimde, bazen de suçlanan kişileri örseleyerek, hiç çekinmeden yapar. Bu bağlamda, tekzip’ de ifade edilen “Linezolid” çalışmamıza yapılan ve yazarlar tarafından tekzip metninde ifade edilen haksız-hukuksuz şikayet Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nce incelenip, lehimize sonuçlanmış (AYİM 2.D. Karar Tarihi:13.07.2005 Karar No: E. 2005/37, Karar No: K. 2005/588); ayrıca Ankara 2. FSEK Ceza ve 3. Hukuk Mahkemelerinin ayrı ayrı yargılamaları, 6 değişik bilirkişi incelemesini takiben lehimize bitmiş/bitirilmiş (Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2010); şikayetçi şahsın mahkeme kararlarını Yargıtay denetiminden sonra tirajı en yüksek 3 gazeteden birinde yayınlaması kararı verilmiştir. Şikayet eden maksatlı kişi hakkında açtığımız hukuk davası ise devam etmektedir. Bu makaleyle ilgili olarak bu karmaşık süreç içinde gördüğümüz eksikliği de “corrigendum” içindeki “regret” deyiminin ifade bulduğu şekilde yayınladık, doğrudur. Buradaki potansiyel yanlış anlamanın hiçbir uyarıya gerek kalmadan, kıdemsiz akademisyenlerimin bilimsel geleceği için zamanında düzeltilmiş olmasından da gurur duyarım; esef edilecek bir durum olmadığı mahkeme kararlarıyla sabittir. Konusu geçen çalışma arkadaşlarımın da hepsi hukuki zeminlerde aklanarak, akademik açıdan terfi etmişlerdir. Bu karmaşık yasal durumun arka planını görmeden, şikayetçi şahsın başka suçları nedeniyle akademik görevlerden uzaklaştırılmış maksatlı bir kişi olduğunu bilmeden ve yayınlanarak eser haline getirilen ham data’ nın ilgili kuruma ait kayıtlı bir bilgi olduğunu algılamadan “sadece çamur at izi kalsın” amacıyla yapıla gelen çaba boşuna emektir; öncesinde olduğu gibi hukukun terazisinde tartılır ve hukukun kılıcına da çarpıp gider.
4. Ancak aynı hassasiyeti ne yazık ki plagiarism nedeniyle eleştirilen yazarların halen bağlı olduğu kurumda görememekteyiz. Daha bir iki ay önce Cumhuriyet Gazetesi’ nin manşetine yansıyan yazarların bağlı olduğu kurumun üst yöneticisiyle, Yardımcı Doçent Doktor Fatma Ülger’ in bölüm başkanının yer aldığı bir intihal - duplikasyon ve retraksiyon -olaylarının nasıl sonuçlandırıldığına dair okuyucularımızla paylaşabileceğimiz bir bilgimiz bulunmamaktadır. (Yanıt hakkı doğurmamak üzere ilgili kişilerin isimlerini silerek konuyu okuyucu kitlemizin değerlendirmelerine bırakıyorum, isteyen “OMÜ” ve “intihal” anahtar kelimeleriyle konuyu arama motorlarında daha derinlemesine irdeler: “Cumhuriyet Gazetesi'nin 26 Mayıs 2010 tarihli haberine göre Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde (OMÜ) aralarında .........an’ın da bulunduğu bazı öğretim üyelerinin uluslararası dergilerde yayımlanan makaleleri, “intihal (bilimsel aşırma)” ve “gereksiz, mükerrer yayın” gerekçesiyle etik bulunmayıp bilimsel yayınlar arasından geri çekildi. OMÜ Tıp Fakültesi ....... Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. ..... ve ........ Bölüm Başkanı Prof. ............ ’ün ortak hazırladığı “Effec...........ng” başlıklı makale, Ocak 2006’da “Journal of ................................. Research” dergisinde yayımlandı. Derginin Şubat 2010’da yaptığı açıklamada, ....... ve ........... makalesinin, aralarında E...... Üniversitesi Rektörü ................................ yazdığı bir makalenin de yer aldığı iki farklı yayından intihal yapılarak hazırlandığı vurgulanarak bilim ortamından çekildiği (retraction) duyuruldu. ....... ve ........ün, atıf yapmadıkları diğer iki makaleden paragraf paragraf alıntı yaptıkları ve tabloları kopyaladıkları ileri sürüldü. ........... hakkında Nisan 2009’da sahte belge düzenleyerek ........... Yöntemleri Eğitim Sertifikası aldığı suçlamasıyla Sağlık Bakanlığı tarafından soruşturma başlatılmıştı”. Buyurun bakalım, “kim kimi sorgulayacak?” derken dayandığımız kaynak.
5. Yazarlar arasında bulunan ve bir dönem anabilim dalı başkanlığı da yapmış olan editör profesör atanmam sırasında yüzlerce yayından oluşan bilimsel dosyamı didik didik ederek, suçlamada bulunabileceği etik yanlışlıklar aramış, bulamamış, atanmamı engelleyebilecek bir doneye ulaşamamıştır. Ama yine de “intihal yapmış olduğunu tespit etmiş bulunuyorum” diyerek soruşturma açılmasını sağlamış, bir açıdan da bu konuya olan ilgimi arttırmış, ayrıca (teşekkürlerimle) resmi olarak da aklanmamı sağlamıştır.
6. Jeske’ nin ve bir diğer dergide basılmış bir başka yayının kullandığı cümleleri izinsiz ve iktibas kriterlerine uymadan plagiarise ettikleri için bir önceki yanıtta yer alan İngilizce yazışmalar okuyucu kitlesinin değerlendirilmelerine sunulmuştur. Yazarların tekzipleri okuyucu kitlemiz tarafından tatmin edici bulunmuşsa, demek ki Nature Dergisi’nde yer aldığı üzere, bu düşünce yapısında olanlar, bu kültürü benimseyenler için hiçbir mesele yoktur. Bilim ve Gelecek Dergisinde yayınlanan bu yazıların tamamı bilgi için Doçentlik Sınav Komisyonu ilgili akademisyenlerine de ulaştırılarak, onların da akademik değerlendirmelerini kendi vicdani kanaatlerine göre yapmaları önerilecektir. Dilerim Yardımcı Doçent Doktor Fatma Ülger bu incelemenin sonuçlarından okuyucu kitlemizi mahrum etmesin. Bir diğer yönden, eğer saygıdeğer yazarlar herhangi bir etik ihlalin sorumlu olduğum yazılar içinde de bulunduğunu ciddi olarak iddia ediyorlarsa, bu konu inceleme yoluna her zaman olduğu gibi açıktır. Tüm sonuçlarına katlanır, hakkımı tarafsız yasal platformlarda bugüne kadar olduğu gibi sonuna kadar savunurum.
7. Yardımcı Doçent Doktor F. Ulger’ in makalesi için (in-vitro olduğu için tamamen gereksiz de olsa) daha önceden alınmış bir etik kurul kararı yapılan yanlışı asla korumamaktadır. Poster olarak daha önce ham bilgilerin başka bir yerde-bir kongrede sunulduğunun yayınlanan ve yazarlar tarafından “etik olduğu” iddia edilen ilgi makaleye bir alt bilgi (acknowledgement) olarak konulması da gerekirdi ki bu eksiklikle ilgili herhangi bir açıklama gelmemektedir. Demek ki yanlış olduğunu kabul etmektedir ve yanlışlığın (susarak da olsa) kabul edilmesi bir erdemdir. Aynı konuda daha önce resmi bir şikayette bulunması nedeniyle yazarlar arsında bulunan baş editörün bilgi sahibi olmaması da mümkün değildir. TTB 2008 yılı Etik Bildirgesi’ni bir defa daha hatırlatıyorum. “Başka bir eser veya çalışmadan alınacak her türlü bilgi, veri, tablo ve ifadeler atıf yaparak (kaynak gösterilerek) kullanılmalıdır” ve “ Bir çalışmadan elde edilen veriler ve sonuçlar bölünerek, dilimlenerek birden çok yayın haline getirilmemelidir.”
Ahlakın ilk kuralı “kendine yapılmasını istemediğini başkalarına yapma” dır ve etik değerlere özen gösterilmesini istemek kişilik haklarına bir saldırı, hakaret ve aşağılama değildir. Geçirdiğimiz acı olaylardan alınan derslerin gelecek kuşaklara tarafsız olarak taşınması, akademinin bu konuları çok hassas bir mekanizmayla irdeleyerek “akla-karayı” birbirinden net bir şekilde ayırabilmesi gelecek nesillerimiz için çok gereklidir. Erdem, kişinin yanlışlığını kendi vicdanında da ortaya koyabilmesi, öz savunmasını gerçekleştirebilmesi, gerektiğinde de “hukuk önünde” hesabını vererek aklanabilmesidir.
Saygılar sunuyorum.
Prof. Dr. Levent DOĞANCI
Ankara 7 Temmuz 2010

23 Haziran 2010

Prof. Dr. Levent Doğancı - Tekzip Metnine Yanıt - BİLİM VE GELECEK

BİLİM VE GELECEK, Haziran 2010; Sayı: 76 Sayfa: 92-94
Birinci paragrafta anlatılan olayların (yani yayın aşamasında posterden yayına gidilmesinin, etik kurul onayının olmasının vs.) Bilim ve Gelecek Dergisinde Eylül 2009 tarihinde yayınlanmış eleştirilen konu ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Tekzip gönderen yazarların makalesi “Jeske’ nin” makalesinden yaklaşık 2 yıl sonra basılmıştır ve Jeske’ nin ve bir diğer dergide basılmış bir başka yayının kullandığı cümleleri izinsiz ve iktibas kriterlerine uyulmadan “copy-paste” ile plagiarise etmektedir. Bu tür bir etik ihlalin Türkçe sözlükteki tam karşılığı ise “kopyala-yapıştır aşırma” olarak tanımlanmaktadır. Yazarlar sadece Jeske’ nin cümleleri ve orijinal fikri ile ilgili düzeltme yapmakta, diğer dergiden alınan cümleye ise hiç değinmemektedirler.
Bu konuyu aktardığımız yayın etiği konusunda uluslararası bir uzman olan ve ABD de sadece bu konuyu irdeleyen ORI merkezinin sorumlusu olan “Dr.John Dahlberg’ de” (Ph.D. Director, Division of Investigative Oversight / Office of Research Integrity) F. Ulger ve arkadaşlarının makalelerinde yaptıkları etik ihlali “açık bir plagiarism” olarak tanımlamıştır. 
“Dear Dr. Doganci,
Thank you for sending your questions regarding apparent plagiarism to the Office of Research Integrity.”
"Apparent plagiarism = açık intihal
Nitekim makalesi copy-paste tipi plagiarism ile aşırılan Dr Jeske ‘ de 6 Eylül 2009 tarihli e-mail mesajı ile aynı durum hakkında baş editör ve aynı zamanda da ilgili aşırma makalenin yazarı olan H. Leblebicioğlu’ dan açıklama istemekte ve durumu protesto etmektedir:
Sent: Sunday, September 6, 2009 10:54:27 PM
Subject: Plagiarism
Dear Editor in Chief,
I was surprised to read an article by Fatma Ulger (Annals of Clinical Microbiology and Antimicrobials 2009, 8:7) in your journal, were the basic study idea, setup and introduction was copied from an article of mine published two years earlier in Anaesthesia (Jeske HC, Tiefenthaler W, Hohlrieder M, Hinterberger G and A. Benzer. Bacterial contamination of anaesthetists? hands by personal mobile phone and fixed phone use in the operating theatre. Anaesthesia, 2007, 62; 904?906).
Even if Mr. Fatma Ulger copied the introduction word by word he did not even cite this article.
This type of publishing is not good for the ?Annals of Clinical Microbiology and Antimicrobials?.
I expect an official published excuse from the authors. Both articles have been attached to this mail.
With best regards,
H-C Jeske”
Bu uyarının bir benzeri de aynı tarihlerde Jeske’ nin makalesinin yer aldığı dergi baş editöründen gelmektedir:
“Dear Professor Doganci
Thank you for your email, and for sending me Dr Jeske’s email to the Editor-in-Chief of Annals of Microbiology and Anti-infective Therapy.
I can confirm that I have sought advice from other members of my Editorial Board, including my Deputy Editor-in-Chief who is a Board member of the Committee on Publication Ethics (COPE). Their view coincides with my own that, while there is a degree of plagiarism in this case, it is not substantial and does not involve any scientific data. However, as you have rightly pointed out, the fact that this has happened in a paper written by the Editor-in-Chief of the journal in which it has been published casts a rather different light on matters.
It is therefore my intention to write formally to the Editor-in-Chief of the journal in question, indicating that I have received notification of a possible case of plagiarism, have investigated it, and find the claim to be substantiated. The letter will be copied to the corresponding author of the paper in question, Dr Ulger, to the Chair of the Editorial Board of the journal and to Dr Jeske. I will suggest that an apology to Dr Jeske be printed in Annals of Microbiology and Anti-infective Therapy. If the response to my letter is unsatisfactory, I may, on further consultation, take further action, but, in view of the relatively minor level of infraction in this case, it is unlikely that this will extend to editorial comment in Anaesthesia, as suggested by you.
Thank you again for drawing this to my attention.
Best wishes”
David Bogod FRCA LLM
Editor-in-Chief, 'Anaesthesia'
1st floor, Maternity Unit
Nottingham City Hospital
Hucknall Road
Nottingham NG5 1PB
Telephone: +115 8231895
Fax: +115 8231908
Bu uyarıların ve inanıyorum ki “Bilim ve Gelecek Dergisi” nde yayınlanan tekzip edilmeye çalışılan yazımın etkisiyle (paniğiyle) yazarlar 13 Kasım 2009’da acil bir “corrigendum” yayınlayarak (lütfen özellikle dikkatinizi çekmek isterim, düzeltme yazısı dört gün içinde basılmıştır; süreli yayıncılıkta jet hızı değil, ışık hızı!) Jeske’ nin makalesini kaynaklar listesine 1 no ile dahil etmişler ve özür dilemişlerdir. Demek ki yaptıklarının iyi bir etik uygulama olmadığını kavramışlar ve yanlıştan geri dönmeye çalışmaktadırlar (aferin). Ancak kopyalanan cümlelerin aynen “yeni” giriş bölümünde bırakılmış ve alıntının (iktibasın) aşağıda örneği sunulan TTB Etik Bildirgesi’ ne uygun olarak belirtilmemiş olması “coyp paste plagiarism” in yani etik ihlalin devam ettiğini de göstermektedir.
Correction
Correction: Are we aware how contaminated our mobile phones with nosocomial pathogens?
Fatma Ulger1 , Saban Esen2 , Ahmet Dilek1 , Keramettin Yanik3 , Murat Gunaydin3 and Hakan Leblebicioglu2
1 Department of Anesthesiology and Reanimation, Faculty of Medicine, Ondokuz Mayis University, Kurupelit, 55139, Samsun, Turkey
2 Department of Infectious Diseases and Clinical Microbiology, Faculty of Medicine, Ondokuz Mayis University, Kurupelit, 55139, Samsun, Turkey
3 Department of Clinical Microbiology, Faculty of Medicine, Ondokuz Mayis University, Kurupelit, 55139, Samsun, Turkey
Annals of Clinical Microbiology and Antimicrobials 2009, 8:31doi:10.1186/1476-0711-8-31
The electronic version of this article is the complete one and can be found online at: http://www.ann-clinmicrob.com/content/8/1/31
Received: 9 November 2009,Accepted: 13 November 2009,Published: 13 November 2009
© 2009 Ulger et al; licensee BioMed Central Ltd.
This is an Open Access article distributed under the terms of the Creative Commons Attribution License (http://creativecommons.org/licenses/by/2.0), which permits unrestricted use, distribution, and reproduction in any medium, provided the original work is properly cited.
Correction
The following reference, "Jeske HC, Tiefenthaler W, Hohlrieder M, Hinterberger G, Benzer A. Bacterial contamination of anaesthetists' hands by personal mobile phone and fixed phone use in the operating theatre. Anaesthesia 2007, 62(9):904-6." was omitted mistakenly at the background section and should be added to literature sited section of this manuscript [1]. The author regrets for the oversights and thanks to editors for giving opportunity to both cite and give proper credit to Dr. Jeske's study.
Dr. F. Ulger’ in makalesi bir posterden üretilmiş olabilir; bu çalışma için (in-vitro olduğu için tamamen gereksiz de olsa) alınmış bir etik kurul kararı yapılan “copy-paste” plagiarism’i mazur göstermez. Ancak bu bilginin de (yani poster olarak daha önce ham bilgilerin başka bir yerde-bir kongrede sunulduğunun) yayınlanan ve yazarlar tarafından “etik olduğu” iddia edilen ilgi makaleye bir alt bilgi (acknowledgement) olarak konulması da gerekirdi. Bunun bile yapılmamış olması yeterli etik özenin gösterilmediğinin çok ciddi bir göstergesidir.  
TTB 2008 yılı Etik Bildirgesi’ 50. sayfasında da bizim eleştirilerde bulunduğumuz konu yol gösterici bir şekilde açıklanmaktadır:
50 ETİK BİLDİRGELER ÇALIŞTAYI SONUÇ RAPORLARI -
Yalnızca teknik destek, malzeme ve olgu temini katkısı yazarlık hakkı vermemeli, katkı sunanlara teşekkür edilmelidir.
• Başka bir eser veya çalışmadan alınacak her türlü bilgi, veri, tablo ve ifadeler atıf yaparak (kaynak gösterilerek) kullanılmalıdır.
• Bir çalışma iki ayrı dergide yayınlanmamalıdır. Yabancı bir dergide yayınlanan makalenin ulusal bir dergide yayınlanmak istenmesi durumunda her iki dergi editörü bilgilendirilmelidir.
• Bir çalışmadan elde edilen veriler ve sonuçlar bölünerek, dilimlenerek birden çok yayın haline getirilmemelidir.”
Ayrıca yazarların belirttikleri web sitesinde bulunan poster, 2009 yılında yayınladıkları makalede yapılan ve tarafımızdan eleştirilen plagiarism ihlalinde bulunmamaktadır. Poster makale haline getirilirken (muhtemelen posterde kullanılan yetersiz İngilizce gramer düzeyinin iyileştirilmesi açısından) anılan aşırma olayının gerçekleştirilmiş olduğu açık olarak anlaşılmaktadır. Jeske’ nin orijinal makalesinde yer alan 1861 yılına ait referansı (Ignaz Semmenweils) aşırma makalede de kaynaklarda yer almakta, sanırım sadece büyük bir rastlantı! Eminim aynı cümlelerin “kelime kelime” bulunup ilgili makalede yayınlanması da bu saygın yazar grubuna göre “sadece ya bir rastlantı ya da İngilizce’ nin ödünç alınması! Peki, ya her iki makaledeki ana fikir? Bunun da orijinal ve özgün olduğu insaf ölçülerinde hala savunulabilir mi?
Eleştirilen Baş Editör’ün ek görevlerinin araştırma ve bunun doğal sonucu olarak da yayın işleri ile ilgisi vardır. Zaten de kendisi Baş Editör olarak “Soros Vakıfları” ndan biri tarafından desteklenen bu “paralı makale kabul eden (processing charge)” derginin ilgili sitesinde deklare edilmektedir (Annals of Clinical Microbiology and Antimicrobials levies an article-processing charge per article accepted for publication).
Bir diğer yönden yazarlar tarafında bir hakaret olarak algılanan kelimelerin her birine tek tek ilgili sözlüklerden yanıt verelim:  
1.“kurnaz” Bknz. TDK Sözlüğü: kurnaz Far. ®urn¥s sf. Kolay kanmayan, ufak tefek oyunlarla amacına erişmesini beceren, açıkgöz, hin: “Nedim, kurnaz, benden iki gün evvel izin aldı.” -A. Gündüz.
Yakın Türk politikasından bir örnek verecek olursak “Rahmetli İsmet İnönü için sıkça söylenirdi..."Kafasında kırk tilki dolaşır, kuyrukları da birbirine değmez bir kurnaz politikacı imiş !”
2. aşırmacı = plagiarist, intihalci. Bu eylemin maalesef sözlükte başka bir tanımı yok! Ancak hakaret değil, durumu tarif eden bir sıfat! Bilimsel jargonumuza bu şekilde tercüme edilip, sık olarak (yazarlar tarafından da zaman zaman çeşitli şikâyet dilekçelerinde) kullanılmaktadır…
3.İntihal yapmak = plagiarism yapmak; “copy paste” tipi ama! Bir de ilgili yazarların bağlı olduğu kurumun üst düzey yöneticileri tarafından yapılmış ve “retraction” cezası almış başka türlü “plagiarism” ler de bulunmaktadır ki bu tipler birbirinden ayrı olarak kategorize ve mütalaa edilmelidir.
Yazarlar (Dr Fatma Ülger, Dr Şaban Esen, Dr Ahmet Dilek, Dr Murat Günaydın, Dr Hakan Leblebicioğlu) bu yazıya karşı cevap ve düzeltme yazısının (yani tekzip) yayınlanması için iddia ettikleri beyanlarının gerçekle ilgisi olmadığı gibi; BASIN KANUNU Kanun No: 5187 Kabul Tarihi: 9.6.2004 (Yayımlandığı Resmi Gazete: 24 Haziran 2004 - Sayı:25504) 14 MADDE’ ye göre: 
Düzeltme ve cevap
Süreli yayınlarda kişilerin şeref ve haysiyetini ihlâl edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılması halinde, bundan zarar gören kişinin yayım tarihinden itibaren iki ay içinde göndereceği suç unsuru içermeyen, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmayan düzeltme ve cevap yazısını; sorumlu müdür hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın, günlük süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç üç gün içinde, diğer süreli yayınlarda yazıyı aldığı tarihten itibaren üç günden sonraki ilk nüshada, ilgili yayının yer aldığı sayfa ve sütunlarda, aynı puntolarla ve aynı şekilde yayımlamak zorundadır. Hükümleri amirdir: 
Bu nedenle maalesef bu yasal süreyi de geçirmişlerdir. Nedense yazarlardan biri de tekzip metnine katılmamıştır… Kendilerine böyle bir durumda kaldıkları için üzüldüğümü belirterek geçmiş olsun dileklerimi de iletiyorum. Ayrıca Anayasal bir hak olarak gördüğüm bilimsel görüşlerimin özgürce yayınlanmasının hiç bir suç oluşturmadığına dair verilmiş (ancak kesinleşmemiş) Samsun 2. Asliye Hukuk Mahkemesi kararlarını da en derin saygılarımla kendilerine hatırlatır; yine Anayasal bir hak olan şikayet etme hakkımı kullanarak, 2009 yılında ÜAK ve YÖK Başkanlığı’ na ilettiğim ve yasal hakkım olan yanıtı beklediğim bu durumun nasıl sonuçlanacağını da merakla beklemekte olduğumu bildirir (belki bu kararlar bana ulaştığında yayınlanmalı ve kamuoyuyla paylaşılmalı) saygılar sunarım...
Prof. Dr. Levent DOĞANCI
Ankara 8 Mayıs 2010

Tekzip Metni - BİLİM VE GELECEK

BİLİM VE GELECEK, Haziran 2010; Sayı: 76 Sayfa: 92-94
Tekzip Metni
Eylül 2009 tarihinde derginizin 67. sayısının 49-51. sayfalarında Prof. Dr. Levent Doğancı tarafından “Yayın etiği, ve yasal açıdan kopyala yapıştır ve aşırma” başlıklı bir yazı yayımlanmıştır. Yazının içeriğinde ise “Bunun somut örneğini son aylara ait bir bilimsel makaleden verebilirim: Anaesthesia isimli yabancı bir dergide “Jeske HC, Tienfenthaler W, Hohlrider M, Hinterberger G ve A. Benzer” isimli araştırıcılar tarafından İngilizce dilinde bir araştırma makalesi yayınlanmıştır: “Bacterial contamination of anaesthetists’ hands by personal mobile phone and fixed phone use in the operating theatre”. Bu makale 2009 yılında Ulger F, Esen S, Dilek A, Yanik K, Gunaydin M, ve Leblebicioglu H, tarafından “Are we aware how contaminated our mobile phones with nosocomial pathogens?” isimli bir makale ile intihal edilmiştir. (Annals of Clinical Microbiology and Antimicrobials 2009, 8:7 doi:10.1186/1476-0711-8-7). Buradaki intihal hem orijinal fikir bazında hem de giriş kısmının cümle cümle aşırılması tarzında olmuştur. Yazarlar arasında intihal makalenin yayınlandığı, derginin başyazarının (Editor-in-Chief) da yer alması, bu kişinin araştırma yayın işlerinde sorumlu rektör danışmanlığının yanı sıra TÜBİTAK’ta da benzer danışmanlık görevleri yapıyor olması da durumunun vahametini göstermektedir. Kimi kime şikayet edeceksiniz? Tuzun kokması gibi bir durum…” şeklinde sürülen iddialar mevcuttur. Ayrıca “Akademik unvan taşıyan her kişinin bu eylemi duyurması, deşifre etmesi ve sorumluların cezalandırılmasını istemesi hem bir hak hem de bir görev olarak belirginleşmektedir ve eylem cesaretle yapılmalı, bilimsel arena temiz tutulmalıdır” denilmektedir.
“Are we aware how contaminated our mobile phones with nosocomial pathogens” isimli çalışmanın etik kurul oluru Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Yerel Etik Kurulundan 28 Aralık 2005 tarihinde alınmış olup, çalışma 2006 yılı içerisinde yayına hazır hale getirilmiştir. Çalışma sonuçları 31 Mart – 3 Nisan 2007 tarihinde Münih, Almanya’da gerçekleştirilen 17. Avrupa Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Kongresinde “Are our mobile phones clean” başlığı ve 771 poster numarası ile sunulmuştur ve poster özetine istenirse http://registration.akm.ch/einsicht.php?XNABSTRACT_ID=41210&XNSPRACHE_ID=2&XNKONGRESS_ID=49&XNMASKEN_ID=900
adresinden ulaşılabilmektedir. Posterde sunulan veriler ile makalede sunulan veriler aynıdır. Çalışma poster olarak sunulduktan sonra yöntem ve sonuçlar açısından herhangi bir ekleme de yapılmamıştır. İntihal edildiği belirtilen diğer eser ise Anaesthesia dergisinde 22 Nisan 2007 tarihinde kabul edilmiş ve 9 Ağustos 2007 tarihinde online olarak internette yer almıştır. Açıkça görüldüğü üzere makalemiz, ilgili makale basılmadan önce planlanmış ve sonuçları sunulmuştur. Ayrıca kullanılan yöntem ve elde edilen sonuçlar da intihal edildiği iddia edilen makaleden farklıdır. Bu nedenlerle intihal söz konusu olmadığı açıkça görülmektedir.
Prof. Doğancı yazısında "Bir de müthiş bir kurnazlık sergilenmekte aşırma eylemi sırasında: Orijinal makalenin 1861 yılına ait referansı aşırma makalede de kaynaklarda yer almakta, ancak intihal edilen orijinal makaleye ise kaynaklar listesinde yer verilmeyerek, kişilerin sorgulama yapması kurnazca engellenmeye çalışılmaktadır. Acaba hangi üniversitemizin hangi kitaplığında 1861 yılına ait Avusturya’da yayınlanmış bir dergi bulunmaktadır? Bu aşırmacı yazarlar nereden bulmuşlardır bu kaynağı acaba diye sormadan edemiyor insan!...... Burada iktibas veya “anonim bilgi” kavramlarına da sığınılamayacak kadar “aşırma” mevcuttur ve bunun belli olmaması için de büyük bir gizleme-örtüleme (kamuflaj) faaliyeti yapılmaktadır" diyerek kitaba nasıl ulaştığımızı sorgulamaktadır.
Ignaz Semmenweils'in bahse konu eseri ve el yıkama konusundaki literatüre katkısı, klasik ve bilinen bir konudur, ayrıca Ignaz Semmenweils'in kitabının tümüne
adresinden ulaşılabilmektedir.
Ayrıca konu ile ilgisiz bir şekilde makalenin yazarlarından Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu’nun bu makale yayınlanmadan önce atandığı, gerek idari gerekse danışmanlık görevleri yazıda çarpıtılarak sunulmuştur. Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu’nun gerek Ondokuz Mayıs Üniversitesinde gerekse TÜBİTAK’taki görevlerinin yayın işleri ile ilgisi olmayıp, Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde Proje Yönetimi Ofisi Başkanı, TÜBİTAK’ta ise Sağlık Bilimleri Araştırma Grubu Üyesi’dir. Editör olarak görev aldığı, Annals of Clinical Microbiology and Antimicrobials Dergisi ise “Committe on Publication Ethics (COPE)” üyesi olup etik yayıncılık ilkelerine uyan bir dergidir.
Söz konusu yazıda, makalenin yazarları “Ülger F, Esen Ş, Dilek A, Yanık K, Günaydın M ve Leblebicioğlu H” hak etmedikleri bir biçimde kurnaz, aşırmacı yazar olarak tanımlamakta, intihal yapmakla suçlanmaktadır. Yazı söz konusu bireyleri toplumun ve akademik camianın gözünde küçük düşürmeyi, karalamayı, mesleki saygınlıklarına gölge düşürmeyi hedeflemekte ve kişilik haklarına karşı ağır bir saldırı teşkil etmektedir. Kullanılan dil ve üslup ile yayın ahlakı göz ardı edilerek ilgili kişilere zarar vermek amacıyla, hiçbir araştırmaya dayanmayan tek taraflı ve maksatlı beyanlardan oluşan gerçek dışı bu yazıya karşı cevap ve düzeltme yazısının yasal haklar saklı kalmak üzere derginizde yayımlanmasını talep ederiz.
Dr Fatma Ülger
Dr Şaban Esen
Dr Ahmet Dilek
Dr Murat Günaydın
Dr Hakan Leblebicioğlu

24 Aralık 2009

Prof. Dr. Levent Doğancı - YAYIN ETİĞİ VE YASAL AÇIDAN 'KOPYALA –YAPIŞTIR' VE AŞIRMA

Bilim ve Gelecek,
Sayı 67, Eylül 2009 
 
Plagiarism (intihal) Latince bir terminolojiden gelmektedir ve Osmanlıca bir sözcük olan “intihal"i dilimize çalıntı ya da aşırma olarak çevirebiliriz. Türk Hukuk Lügatin’ de: “Başkasına ait bir telifi, güzel sanatlardan bir eseri kendisine nispet etmek; bir kitabın ibarelerini, musiki bestesinin namelerini, takdim ve tehir ile veya baştan başa his olunur derecede ifade tarzını tahrif ile kendi namına vermek” olarak tanımlanmıştır. Ülkemizde, akademik yükselme ve atanmalar için getirilen yönetmelik hükümlerinin yayın bağlantılı ve göreceli bir şekilde nitelikten daha çok sayıya dayanır bir halde olması sonucunda, aşırma eylemi karşımıza daha sık ve daha “kurnaz” bir karakterle çıkmaya başlamıştır. Yasal anlamda intihalden bahsedebilmek için özgün eserde bulunan eser sahibine özgün “hususiyetin” aşırma eserde de aynen bulunması gerekmektedir. Yoksa bir eserden esinlenerek, ancak kendine has özgünlüğünün yansıtıldığı eserlerde intihalden “yasal” anlamda söz edilemez. Ancak burada makale yazım aşamasında yeterli akademik özen gösterilmez ise yasal ve etik değerler kavramı karşımıza çelişkili olarak çıkabilir. Kısaca, başkasının eserini veya eserin bir bölümünü kendisininmiş gibi gösterme aşırmadır ve hem yasalar hem de etik değerler karşısında bir suçtur. Bu kavramın “iktibas” (alıntı) ile karışmaması ve bilimsel bir linç metodu olarak da kullanılmaması için özellikle genç akademisyenlerin çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Yasal olarak tanımlanan ve suç teşkil eden “aşırmanın”, yayın etiği açısından kavramı biraz daha değişiklik göstermektedir. Bir başka anlatımla, etik değerler açısından “intihal” yasa karşısındakinden daha esnek bir anlam kazanmaktadır ve daha geniş boyutlardadır. Daha açık olarak belirtmek gerekirse, yararlanılan daha önce yayınlanmış orijinal eserin adresiyle, sahibinin adı belirtilerek ve akademik yayın ilkelerine uygun olacak bir şekil ve ölçüde aktarılması etik ve yasaldır. Düşüncenin boyutlandırılması açısından da yaratıcı düşünceye yol açmak bakımından gereklidir de. Burada eser tarifinin de çok net bir şekilde yapılması gereklidir. Bir kliniğin, kurumun, laboratuarın ham verileri bir buluş ya da yaratıcı esere ait değil ise yasal bağlamda “eser” değildir ve bu birikmiş-kaydedilmiş bilgilerin kullanımı da herhangi bir kişinin tekelinde değildir. İntihal “başkasının eserini” kendine mal etme durumudur. Ham bilgilerde “sahibinin özelliğini taşıma” gibi bir özellik olmayacağından ve bağımsız-özgün bir fikrî çalışmanın sonucu ortaya çıkan bir üründen söz edilemeyeceğinden intihalden de söz edilmez. Böyle bir ham veri telif hakkının devri sözleşmesine konu olamayacağı gibi, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun sağladığı korumadan da yararlanamamaktadır.

Bilimsel yayıncılıkta aşırma problemi ülkemizde çok ciddiye alınması gerekir büyük bir problem haline gelmektedir. Uluslar arası arenada ülke bilim camiasının saygınlığına gölge düşürecek boyutlarda önemli bir sorun oluşturmakta, bilimselliğe ve gerçek bilimsel üretime önemli zararlar vermektedir. Bu durumun çok çarpıcı bir örneğini “Nature” Dergisi’nin 6 Eylül 2007 sayısında görmekteyiz: “Türk Fizikçileri Bilimsel Aşırma Suçlamasıyla Karşı karşıya”. Doğa bilimlerinin bilimsel etki faktörü (ISI 2006: 26.681) en yüksek dergisinde böylesi çirkin bir makaleyle anılmamız ülkemizi ve ülkemizin gerçek bilim insanları rencide etmektedir. Bu durumun cezasız kalması veya çok sınırlı bir şekilde cezalandırılması da aşırmacıları hem yüreklendirmekte, hem de daha kurnaz yöntemler bulmaya teşvik etmektedir. Branşımız açısından da sık olarak benzer durumlarla karşılaşıyoruz. 2006 yılı içinde “Journal of Hospital Infection” isimli yabancı bir dergi, ülkemizin önemli bir üniversitesinden ve daha da üzücü olanı o üniversitenin en üst yöneticisinin de yazarlar arasında bulunduğu tümüyle aşırma bir makaleyi internet ortamında makalenin üzerine kırmızı mühürlerle “retraction” (geri çekme) ibaresi yazarak bilimsel ortamdan geri çekmiştir. Ancak gerek akademik kurumlarda yöneticilik yapan meslektaşlarımız gerek ise YÖK Başkanlığı kendilerine cesaretle iletilebilen bu tür etik ihlaller karşısında yeterince önlem almak ve idari tasarruflarını kullanmak konusunda çok istekli değillerdir. Genellikle en kıdemsiz akademisyenin cezalandırılması, idari hukuk yolu ile de bu cezanın kaldırılması bir strateji olarak belirginleşmekte, bu yol ile az bir zaman kaybı ile akademisyen görevi başına, biraz kulağı çekilmiş olarak geri dönebilmektedir. Özellikle de etik ihlalde bulunan kişinin çevresel sosyal ilişkileri (ki bu aynı klik, aynı politik görüş, aynı locaya kayıtlı olma vs. olabilir) cezanın ağırlığını belirleyebilmektedir. Ender olmayacak şekilde de idareciler değil konuya sessiz kalmak, konuyu kendilerine ileten akademisyenleri örselemekten de kaçınmamaktadırlar. Bu ise dürüst çoğunluğun sessiz kalması, kaderine razı olması ve bilimsel arenanın gittikçe daha “azılı” aşırmacılara terk edilmesi anlamına gelmektedir ki sürecin tehlikesi ortadadır.

Aşırma modelleri içinde değişik teknikler kullanılmaktadır. Daha önce görev yaptığım kurumların birinde birbirinin neredeyse aynısı olan ve birimin en üst idarecisi tarafından “yönetilmiş” iki uzmanlık tezi, aşırmanın anlaşılmaması için değişik kurum kütüphanelerine kaydettirilerek, intihal gizlenmeye çalışılmıştı. Bu durumu görevim gereği eleştirmem ise (tez yöneticisinin üst düzey idarecisi olması nedeniyle) çok büyük bir olay haline getirilip, sonunda önüme kabahatimmiş gibi konulmuştu. Daha uzmanlık tezi aşamasında bilimsel etik değerleri büyük bir kurnazlıkla çiğneyen bu sahte bilim insanlarının daha üst akademik düzeylerde bilim üretemeyecekleri de aşikârdır. Nature’ de yayınlanan makale de maalesef bu olguya işaret etmekte ve akademik namusumuzu en hafif deyimiyle “sorgulamakta” hatta -alınmaca yok- tam anlamıyla karalamaktadır. Cümle aynen şöyledir: “There are some cultures in which plagiarism is not even regarded as deplorable”. Yani; “bazı kültürler var ki buralarda aşırma acınması gereken bir durum bile değil…” Tabii bahsedilen kültür bizim kültürümüz! Makale daha da sertleşiyor üslubunda: “It’s dishonest and sloppy!”. Yani, “şerefsizce ve sulu bir durum”. Kurumsal düzeydeki eksiklerimizi sorgulama ve ilgili düzenlemeleri ivedilikle yapma zorunluluğumuzu gözler önüne seren sert bir uyarıdır bu ifadeler. Aşırma en önemli akademik suçlardan ve en az diğer akademik suçlar kadar (duplikasyon, masa başı veya lap-top yayıncılık) tehlikeli ve adi. Akademik hırsların sadece bilimsel bir yarış olması gerekiyor. Aldırmazlık ise bu işi fütursuzca yapan birçok “özde değil, sözde” akademik insanı hak etmediği makamlara getirebiliyor. Bunun somut bir örneğini en son aylara ait bir bilimsel makaleden verebilirim: “Anaesthesia” isimli yabancı bir dergide “Jeske HC, Tiefenthaler W, Hohlrieder M, Hinterberger G ve A. Benzer” isimli araştırıcılar tarafından İngilizce dilinde bir araştırma makalesi yayınlanmıştır: “Bacterial contamination of anaesthetists’ hands by personal mobile phone and fixed phone use in the operating theatre”. Bu makale 2009 yılında Ulger F, Esen S, Dilek A, Yanik K, Gunaydin M ve Leblebicioglu H. tarafından “Are we aware how contaminated our mobile phones with nosocomial pathogens?” isimli bir makale ile intihal edilmiştir. (Annals of Clinical Microbiology and Antimicrobials 2009, 8:7 doi:10.1186/1476-0711-8-7). Buradaki intihal hem orijinal fikir bazında hem de giriş kısmının cümle cümle aşırılması tarzında olmuştur. Yazarlar arasında intihal makalenin yayınlandığı derginin başyazarının (Editor-in-Chief) da yer alması, bu kişinin araştırma-yayın işlerinden sorumlu rektör danışmanlığının yanı sıra TÜBİTAK’da da benzer danışmanlık görevleri yapıyor olması durumun vahametini göstermektedir. Kimi kime şikayet edeceksiniz? Tuzun kokması gibi bir durum… Bir de müthiş bir kurnazlık sergilenmekte aşırma eylemi sırasında: Orijinal makalenin 1861 yılına ait referansı aşırma makalede de kaynaklarda yer almakta, ancak intihal edilen orijinal makaleye ise kaynaklar listesinde yer verilmeyerek, kişilerin sorgulama yapması kurnazca engellenmeye çalışılmaktadır. Acaba hangi üniversitemizin hangi kitaplığında 1861 yılına ait Avusturya’da yayınlanmış bir dergi bulunmaktadır? Bu aşırmacı yazarlar nereden bulmuşlardır bu kaynağı acaba diye sormadan edemiyor insan! Orijinal makaleden serbestçe yararlanıp yeni eser yaratma olanaklı ise de, bunun yöntemi yazarlar arasında bulunan tüm akademisyenler tarafından kesinlikle tam olarak bilinmektedir. Burada iktibas veya “anonim bilgi” kavramlarına da sığınılamayacak kadar “aşırma” mevcuttur ve bunun belli olmaması için de büyük bir gizleme-örtüleme (kamuflaj) faaliyeti yapılmaktadır. Mealen yapılanın dışında iktibasın yararlanmada yöntem ve miktarla sınırlı olduğu, bir anlamda nicel olduğu unutulmamalıdır. Bu yararlanmanın nitelik olarak esinlenme sınırını aştığı, hem fikri hem de kompozisyon açılarından yasal olmayan intihalin yapılmış olduğu görülmektedir. Hukuk ve etik açılardan iktibas, dürüstlük kurallarının ve amacın gerektirdiği ölçüyü aşmaması hâlinde meşru olmakla birlikte, intihal kesinlikle kabul edilemez bir durumdur. Sanıldığının ve bir savunma mekanizması olarak kullanılmaya çalışılan durumun kesinlikle aksine intihalle, iktibas arasında değil; daha çok yararlanma serbestisi ile intihal arasında var olan ve kimi zaman da çok ince olan çizginin belirgin olarak yukarıdaki örneklerde geçildiği görülmektedir. Akademik bir unvan taşıyan her kişinin bu eylemi duyurması, deşifre etmesi ve sorumluların cezalandırılmasını istemesi hem bir hak hem de bir görev olarak belirginleşmektedir ve eylem cesaretle yapılmalı, bilimsel arena temiz tutulmalıdırYukarıda isimleri verilen uluslar arası kuruluşların aldığı ortak bir karar ile İngilizce dilinde yayınlanmış bir eserde daha önceden yayınlanmış 11 kelimenin kaynak belirtilmeden yan yana bir araya gelmesi “intihal” olarak isimlendirilmektedir. Bu duruma da bir örnek vermek gerekir ise:
-“Neisseria meningitidis resides in its natural habitat within the nasopharyngeal tract of humans” bu cümle google search de sitasyon adresi www.brown.edu/Courses/Bio_160/.../nmenin.html - olan bir cümle…

- "N. meningitidis" resides in it's natural habitat within the nasopharyngeal tract of humans. ikinci adresi de: www.freewebs.com/smarques19/pathology.htm -

Kopyala – yapıştır örneği ise (eminim yazarlar kendilerini anonim bilgi olarak savunacaklardır) : “To the Editor; Neisseria meningitidis resides in its natural habitat within the nasopharyngeal tract of humans". Aaaaaa, aynı cümle, ne tesadüf ? Yayının adresi ise şu şekilde: “Genetic and Antigenic Characterization of Neisseria meningitidis Strains from Turkish Recruits in 2006 (Inter Med 47: 1949-1950, 2008) (DOI: 10.2169/internalmedicine.47.1310). Bu örnek WAME ve COPE ‘ a göre intihal; ama bizim YÖK ya da başka bir bilimsel kurum ne der bilinmez tabii!

Ancak bu işin ülkemiz akademik coğrafyasında tam bir zıt yönü de var: “Bilimsel linç girişimleri”! İdari veya akademik rakibin bertaraf edilmesinde intihal suçlaması çok başarıyla kullanılıyor ki, bu da büyük bir ahlaksızlık ve cezasız kalmaması gerekli bilimsel bir suç aslında. İntihal veya başka bir akademik suçun işlenmiş olduğunu söyleyen akademisyenin bunu kanıtlarıyla ortaya çıkartması ve mutlaka kanıtlaması gerekir. Basit suçlamalar, dedikodu mahiyetindeki fısıltılar, haksız suç duyuruları ve haksız ihbar mekanizması da bilimsel üretimlerimize ciddi sekteler vurmaktadır ve bilimselliğe yakışmamaktadır. Örneğin akademik bir yükselme veya atanma aşamasında “posterlerin” makale olması ile ilgili çeşitli “örseleme” eylemleri sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu açıdan TÜBİTAK tarafından desteklenen ve kitap halinde yayınlanan “Sağlık Bilimlerinde Ulusal Yayıncılık” serisi esas bir kaynak başvuru kitapları olmaktadır. Aynı konu “World Association of Medical Editors” (WAME) ve “The Committee on Publication Ethics” (COPE) kurumlarına ait internet sayfalarından da izlenebilir.

Prof. Dr. Levent Doğancı
Ankara
drlevdog@yahoo.com

1 Ekim 2007

Prof. Dr. Levent Doğancı - Plagiarism (Bilimsel Aşırma) Ülkemizde Çok Ciddiye Alınması Gerekir Bir Problem (MEDİMAGAZİN)

Nature dergisinin 6 Eylül 2007 sayısında Türkiye ile ilgili çok önemli bir makale yayınlandı: “Türk Fizikçileri Bilimsel Aşırma Suçlamasıyla Karşı karşıya”. Doğa bilimlerinin bilimsel etki faktörü en yüksek dergisinde (ISI 2006 impakt faktörü 26.681) böylesi çirkin bir konuyla anılmamıştı ülkemiz ve ülkemizin bilim insanları.


Suçlama ODTÜ gibi eski ve köklü bir kurumla birlikte daha yeni sayılabilecek Mersin, Dicle ve Çanakkale Üniversitelerinin değişik fakültelerinde görev yapmakta olan doktora öğrencileriyle değişik seviyedeki akademisyenlere yöneltilmiş önemli bir iddia. Ancak hemen şunu belirtmekte yarar var; ODTÜ kurumsallaşmış kimliği ile konuya eğilip, bu bilimsel etik ihlal karşısında belli ölçütlerle suçluları cezalandırmış. Diğer üniversitelerde ise henüz bize yansıyan bir ses yok.

Branşımız açısından da benzer durumlarla karşılaşıyoruz sıklıkla. Bunu en azından kendi deneyimlerimden birçok örnekler vererek aktarabilirim. Daha geçen yıl “Journal of Hospital Infection” isimli yabancı bir dergi ülkemizin önemli bir üniversitesinden ve o üniversitenin en üst yöneticisinin de adını taşıyan yayınlanmış aşırma bir makaleyi kırmızı mühürlerle geri çektiğini duyurdu okurlarına internet ortamında. Ancak gerek akademik kurumlarda yöneticilik yapan meslektaşlarımız gerek ise YÖK Denetleme Başkanlığı kendilerine cesaretle iletilebilen bu tür etik ihlaller karşısında yeterince önlem almak ve idari tasarruflarını kullanmak konusunda çok istekli değiller. Özellikle de eğer etik ihlalde bulunan kişi kendi çevrelerinden ise (ki bu aynı klinik, aynı politik görüş vs. olabilir) değil konuya sessiz kalmak, konuyu kendilerine ileten akademisyenleri örselemekten de kaçınmamaktadırlar.

Örneğin daha önce çalıştığım bir kurumda birbirinin neredeyse aynısı olan iki uzmanlık tezini eleştirmem, tez yöneticisinin aynı zamanda kurumun üst düzey idarecisi olması nedeniyle çok büyük bir olay haline getirilip, sonunda önüme kabahatimmiş gibi konulmuştu. Tezler tozlu raflarda duruyor, isteyene detayı ile verebilirim, bakabilir.

Nature dergisinde bulunan yazı maalesef bu olguya da işaret etmekte ve akademik vicdanımızı – kültürümüzü (bir diğer deyişle namusumuzu) en hafif deyimiyle sorgulamakta hatta -alınmaca yok- karalamaktadır. Cümle aynen şöyle: “There are some cultures in which plagiarism is not even regarded as deplorable”. Tercümesi şöyle; bazı kültürler var ki buralarda aşırma acınması gereken bir durum bile değil… Tabii bahsedilen kültür bizim kültürümüz! Makale daha da sertleşiyor üslubunda: “It’s dishonest and sloppy!”. Yani, bu şerefsizce ve sulu bir durum.

Makalenin yayımından sonra internet ortamında suçlanan akademisyenlerin kendilerini savunmak için yazdıkları ve elektronik ortamda yayılan ifadelerini de inceledim. Böyle bir derginin karşı tarafın kabul edilebilir bir savunması olmasına rağmen bu şekilde bir yayın yaparak ileride doğabilecek ciddi hukuki yaptırımları göze alamayacağını düşünüyorum. Branşım olmadığı için savunmalarda yazılan hususları da incelemek benim açımdan mümkün değil. Ancak konuya TÜBA’nın da 11 Eylül basın bülteni ile (Bilim Etiği Çağrısı) müdahil olduğunu görüyoruz. Tepkisini haklı ve sert ifadelerle aktarıyor TÜBA “Yayınlanan haber, ülkemizde bilim ve bilim ahlakının durumu konusunda, gerek bireysel gerekse kurumsal düzeydeki eksiklerimizi sorgulama ve ilgili düzenlemeleri ivedilikle yapma zorunluluğumuzu gözler önüne seren sert bir uyarıdır” diyor.

Aşırma en önemli akademik suçlardan ve en az diğer akademik suçlar kadar (duplikasyon, masa başı veya lap-top yayıncılık) tehlikeli ve adi. Akademik hırsların sadece bilimsel bir yarış olması gerekiyor.

Aldırmazlık, bu işi fütursuzca yapan birçok sözde akademik insanı hak etmediği makamlara getirebiliyor. Bu işin tam zıt bir yönü var bir de: Bilimsel linç girişimleri için de bulunmaz bir Hint kumaşı bu arena. İdari ve akademik rakibin bertaraf edilmesinde başarıyla kullanılıyor ki, bu da büyük bir ahlaksızlık ve bilimsel bir suç aslında. Bunu yapanların da yanına kâr olarak kalmamalı bu suç. Her iki yön de titizlikle irdelenerek her iki çok olumsuz ucun önlenmesi açısından yasal ve idari önlemler cesaretle uygulanmalıdır.

!

Türkiye yırtıcı, şaibeli, sahte ve fake dergilerde en çok yayın yapan 3. ülke

Predatory journals: Who publishes in them and why? - Selçuk Beşir Demir Dünyanın en prestijli dergilerinden biri olan Elsevier tarafınd...

Predatory journals: Who publishes in them and why?

.....................................................................


...
...
...

* Rastgele Yazılar




.