NEDEN ?

https://plagiarism-turkish.blogspot.com


Yükseköğretimde Gözetim ve Denetim - Yasal Çerçeve ve Uygulamalar -
Devlet Denetleme Kurulu Raporu (2009) lütfen tıklayın

2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporu (2016) lütfen tıklayın

Bilim Akademisinin Sahte Belge ve İmza Üretimi Hakkındaki Açıklaması (2025) lütfen tıklayın

“Sahte Diploma Soruşturması” Hakkında Kamuoyu Bilgilendirmesi - Türkiye Barolar Birliği (2025) lütfen tıklayın

AKADEMİK SAHTEKARLIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AKADEMİK SAHTEKARLIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2024

Belma AKÇURA - Bilimsel makale yalanı! (Milliyet)

Gazeteciler haber kaynağı olarak genellikle sağlık, eğitim, güvenlik, iklim değişikliği ve ekonomik kalkınma gibi alanlarda politika oluşturma sürecine rehberlik eden bilimsel veri ve akademik makalelere güvenir. Oysa son yıllarda geri çekilen akademik makalelerin sayısındaki artış hayli dikkat çekici. Geçen yıl Retraction Watch veri tabanına göre son on yılda 10 bin makale kriterlere uymadığı için geri çekildi.  

The Journalist Resource, Marie Ordway imzasıyla yayımlanan bir makale, bu kaynaklara neden kuşkuyla yaklaşmamız gerektiğinin kanıtlarıyla dolu. Makaleye göre; akademik dergiler sadece 2022 yılında etik ihlaller veya araştırmada sahtecilik gibi nedenlerle 4600’den fazla bilimsel makaleyi geri çekti.  

***

Geçtiğimiz hafta konu Türkiye medyasının da gündemindeydi. Gazeteci Sibel Bahçetepe’nin kaleme aldığı bir habere göre, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü’nden bir grup akademisyen Koronavirüs döneminde bir antibiyotik ve antiviral ilacı hastaların izni olmadan tedavide kullandı. Bu çalışmaya ait makaleyi yayımlayan bilim dergisi bilim dünyasından yapılan itirazlar sonucu makaleyi geri çekti.  

Benzer bir durum 2018’de ABD’de de yaşandığında bilim çevreleri ayağa kalktı. Gazeteci Jodi Cohen Retraction Watch veri tabanı aracını kullanarak Amerikalı çocuk psikiyatristi Mani Pavuluri’nin izinsiz olarak bir lityum ilacını 13 yaşından küçük çocuklar üzerinde test ederek araştırma kurallarını ihlal ettiği, çalışmanın riskleri konusunda ebeveynleri uygun şekilde uyarmadığı ve kayıtlara göre suiistimali örtbas etmek için verileri tahrif ettiğini ortaya çıkardı. Bilimsel makale geri çekildi. Federal hükümet araştırma için ödenen 3,1 milyon ABD dolar fonu geri istedi.  

***

Elbette bilim makaleleri geri çekme her zaman bilimsel sahtekarlıktan kaynaklanmıyor. İntihal, sahte hakem değerlendirmesi, yanlış veriler, geçersiz varsayımların yanı sıra, teknik hatalar gibi nedenler de geri çekmelerin yüzde 60’nı oluşturuyor.  

Vahim olan geri çekilen bu akademik çalışmaların; yeni çıkmış ilaçları, cerrahi prosedürleri ve hastalıkları önleme programlarını içeriyor olmalarında. Bunların tümü halk sağlığını, güvenliğini doğrudan etkileyen bilimsel araştırmalar. Sahte veya hatalı araştırmalar, yanlış tedavi yöntemlerinin yayılmasına neden olabilir. Bu durum, hastaların yanlış tedavilere yönlendirilmesine ve sağlık durumlarının kötüleşmesine yol açabilir.  

***

Medyanın bu tür araştırmaları referans almadan önce yanıltıcı görselleri veya istatistiksel anormallikleri tespit etme konusunda Retraction Watch ve PubPeer gibi kaynaklara başvurması sahtecilik ve hataları belirleme konusunda önemli bir destek sağlayacaktır. Çünkü bazı makaleler geri çekildiği halde hala alıntılanıyor ya da başka bilimsel çalışmalara referans gösteriliyor. Bu nedenle bilim insanlarının yanı sıra, medyada haberlerine konu olan bu bilimsel makalelere atıf yapmadan önce geri çekme doğruluğunu teyit etmeli.

Konuyu sadece ‘yayımlanan bilimsel makaleleri çeşitli gerekçelerle geri çekmek’ olarak da değerlendirmemek gerekiyor. Bu yanlışı sürdürmek, buna göz yummak ya da önlem almamak bilgi kirliliğinin yanı sıra doğuracağı sonuçlar bakımından da önem arz ediyor.  

Sahte ya da hatalı araştırmaların yayılması, yanlış bilgilerle dolu literatür, hemen her alanda ciddi sorunlara yol açacaktır. Örneğin tıp profesyonellerinin ve kamu sağlığı kuruluşlarının güvenilir bilgiye erişimini engellemekle kalmaz, doğru tedavi, halk sağlığı, yanlış verilere dayalı politikaların oluşması ya da kaynakların yanlış kullanılmasına neden olabilir.  

Sahtekarlıkla “kazanmanın” yolları sonsuzdur. Ama “başarının” tek bir yolu vardır: Dürüstlük. 

Mesele kazanmak mı istiyorsunuz başarmak mı? 

6 Mayıs 2024

Hüseyin EKMEKÇİ - Skandal tüm bir sistemi tehdit ediyor (HaberKIBRIS)

GÜZELYURT SAĞLIK VE TOPLUM BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ’NDEKİ SKANDAL TÜM BİR SİSTEMİ TEHDİT EDİYOR. SAHTE DİPLOMA İLE BÜROKRASİ VE SİYASETİ YÖNETMEK İSTEDİLER. VEKİL VAR, GAZETECİ VAR, BÜROKRAT VAR, AMİR VAR, MEMUR VAR, POLİS VAR, ASKER VAR... BU NE CÜRET?

EĞİTİM BAKANLIĞI DA… YÖDAK DA BÜTÜNÜ DÜŞÜNMEK ZORUNDADIR. OKUL YÖNETİMİ SAHTE DİPLOMA VE SONSUZ BİR PARAYLA SİYASETE YÖN VERMEYE ÇALIŞTI. YETER… KAPATIN GİTSİN…

Gerçekten bıktık. Güzelyurt Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi içerisinde kurulan çarpık düzenek artık ülke üniversite sektörünü tehdit eder bir noktaya geldi. Buna kimsenin hakkı yok. Gelinen aşamada YÖDAK radikal bir adım atmak zorundadır

Bu adım bellidir. Yargı süreci bitene kadar ilgili üniversitenin tüm faaliyetleri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde askıya alınmak mecburiyetindedir. Aksi taktirde sadece bu üniversite değil ülke yüksek öğrenim sektörü ciddi bir tehdit altındadır

Üniversite sahiplerinin Türkiye iktidarına yakın Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili olması bizim sorunumuz değildir. Bu ülke 100 bin öğrenci, onlarca yurt, taşımacılık sektörü ve üniversite etrafında oluşturulan her türlü hizmet sektörüne kolayca ulaşmadı

Kimse kusura bakmasın. Siz Güzelyurt’ta, üniversite sahibi olacaksınız, her türlü fakülte iznini çok rahat alacaksınız. Kötü bir yönetim oluşturacaksınız, üniversite mali olarak soyulacak, sahte diplomalar havada uçuşacak ama hayat hiçbir şey olmamış gibi devam edecek

Oldu canım. Başka ne istersiniz? İlgili üniversite sahipleri gelinen aşamada bir bedel ödemek zorundadır. Kimse kusura bakmasın. Hiç kimse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ekonomik ve siyasi otoritesinin üzerinde değildir. İster MHP milletvekili olsun, ister AK Parti, ister CHP

Bu ülkenin 100 bin öğrenci hedefi tarihsel bir misyonun devamıdır. KKTC’de üniversite izni alacaksınız ama hiçbir sorumluluğununuz olmayacak. Bunun bir bedeli vardır. Üniversite izni almak kadar buna layık faaliyetler göstermekte son derece önemlidir

Güzelyurt Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi bu maçı kaybetti. Üniversite yönetimi, sahipleri tarafından yanlış seçildi. Yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Başlarına giydiler. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti daha fazla zarar görmeden bu saçmalığa bir son verilmesi gerekir

100 bin öğrenci hedefi, AK Parti Hükümeti’nin değil çok daha öncesinde Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hükumetlerinin hayal ettiği bir pozisyondu. İş bu noktaya varmışken, hiç kimsenin bu büyük hedefi tarumar etmesine izin veremeyiz

İlgili üniversitenin isim değiştirerek yoluna devam etmesi de bu noktadan itibaren mümkün değildir. Bu ülke yasalarla ve tüzüklerle yönetilir. Nişantaşı Üniversitesi ismi ortalıkta dolaşıp duruyor. Ülke yasalarını dolaşarak, yeni bir isimle yola devam edilmesi mümkün değildir

Bu ülke bizim. Yasalar ve tüzüklerle belli bir kural içerisinde ülke yönetmek hükümetin boynunun borcudur. YÖDAK devletten büyük değildir. Siyasi baskılara boyun eğmez. Gereğini yapar. Bu saçma oyuna bir son vermek gerekmektedir. Bu ülkeyi seven bir gazeteci olarak talebim nettir

Üniversite vakit kaybetmeden kapatılmalıdır. Öğrencileri ülkemizde faaliyet gösteren diğer üniversitelere kayıt yapabilecek şekilde güvence altına alınmalıdır. Artık yeter. Bu kadar saçmalığı kaldıracak ne ekonomik ne de siyasi gücümüz vardır. YÖDAK derhal gereğini yapmalıdır

Son tutuklanan şahıs siyasetin yıllardır koruduğu ve kolladığı, semirttiği gazetecidir. Milletvekili var, bürokrat var, memur var, asker var, polis var, bakan sekreteri var, gazeteci var. KKTC vatandaşı var, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı var… Bu utanç yeterlidir

Hiç vakit kaybetmeden, KKTC devleti gereğini yapmak zorundadır. Kötü bir yönetime emanet edilen, kaynakları sömürülen, sahte diploma üzerinden siyaset ve bürokrasiye yön vermeyi murad eden bu yapı bedel ödemek zorundadır. Güzelyurt Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi derhal kapatılmalıdır

YÖDAK güç göstererek gereğini yapmak zorundadır. Bu irade geriye kalan tüm üniversitelerimizi kurtaracak, bu ülkede işini tam yapmayan herkese gözdağı verecektir. Sadece Güzelyurt’taki üniversite değil, diğer üniversiteler de gerekli dersi çıkaracaktır


Cenk MUTLUYAKALI - TRT temsilcisi Sefa Karahasan tutuklandı: Kuzey Kıbrıs ‘sahte diploma’ batağında (DİKEN)

‘Üniversiteler ülkesi‘ olarak tanıtılan Kuzey Kıbrıs ‘sahte diploma’ batağında. Şu ana dek tek bir üniversitede sürdürülen ve üst düzey isimlerin de tutuklandığı soruşturma başka üniversitelere de yayılabilir.

İstese tek günde alırmış!

Güzelyurt’ta bulunan Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi’nde (KSTÜ) ortaya çıkan sahte diploma skandalında mahkemeye çıkarılan son isim TRT Kıbrıs Temsilcisi Sefa Karahasan. Dün gözaltına alınan Karahasan bu sabah tutuklandı.

Mali polis, ‘sahte belge düzenlenme‘ suçlamasıyla tutuklanan Karahasan’ın, “İstesem tek günde de diploma alırdım” yönünde gönüllü ifade verdiğini belirtti.

Mali polisin Güzelyurt Kaza Mahkemesi’ndeki ifadesine göre Karahasan, diplomasına yönelik düzenlemeleri, hükümsüz tutuklu olarak cezaevinde bulunan KSTÜ’nün küçük ortağı ve genel sekreteri Serdal Gündüz’le birlikte yaptığını söyledi. Mahkeme, zanlı aleyhindeki soruşturmanın sürdürülmesi için üç gün tutukluluk emri verdi.

Karahasan, eski cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay’a yakınlığıyla biliniyor.

Üst düzey tutuklamalar

Soruşturmanın merkezindeki KTSÜ, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Mersin Milletvekili Levent Uysal’a ait. Uysal, soruşturmanın kurumun başvurusu üzerine başladığını öne sürmüştü.

Para karşılığı lisans, yüksek lisans ve doktora alınması’ şüphesiyle başlatılan soruşturma, ‘insan kaçakçılığı‘ şüphesiyle genişletildi.

Bugüne kadar eski eğitim bakanından cumhurbaşkanı koruma polisine, Yükseköğretim Planlama, Denetleme ve Akreditasyon Kurumu (YÖDAK) başkanı ve üyelerinden bir yarbay ve polis müdürüne, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müdüründen Kooperatif Şirketler mukayyidine kadar onlarca isim tutuklandı.

14 günde dört yıllık diploma!

Birçok kişinin derse dahi girmeden lisans ya da yüksek lisans diplomaası, hatta doktora aldığı ortaya çıktı. Bir hostesin 14 günde, dört yıl eğitim almış gibi üniversite diploması aldığı, özel kalem müdürü bir başka şüphelinin ise kayıt yaptırdığı gün okuldan mezun olduğu, dört yılda alınması gereken 61 dersi de birkaç dakikada tamamladığı bugüne kadar ortaya saçılan bilgiler arasında.

Halen cezaevinde bulunan KSTÜ’nün küçük ortağı ve genel sekreteri Serdal Gündüz’ün 600’ü aşkın kişiye sahte diploma verdiğiniitiraf ettiği de Kıbrıs Türk medyasına yansıdı.

KIBRIS gazetesine göre 600’ü aşkın diploma polis ve askeri personelin yanısıra birçok devlet memuru ve çeşitli meslek gruplarından kişilere usulsüzce dağıtıldı.

23 aktif, 12 ön izinli üniversite

Kıbrıs’ın kuzeyinde bugüne kadar 36 üniversiteye izin verildi, 23 üniversite aktif olarak eğitim verirken, 12 ön izinli yükseköğrenim kurumu da sırasını bekliyor.

Son dönemde üniversite enflasyonu kadar ‘öğrenci izni’yle adaya gelen kontrolsüz nüfus ve yabancılar da gündemden düşmüyor.

Üniversiteleri denetleyen başkan da tutuklandı!

Tutuklular arasındaki Prof. Dr. Turgay Avcı Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) Kuzey Kıbrıs muadili YÖDAK’ın başkanlığını yürütüyordu. Eski yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Hasgüler de tutuklu. Avcı’nın üniversitenin tıp fakültesi açma sürecinde 10 bin dolar, Hasgüler’in ise 4 bin dolar rüşvet aldığı öne sürülmüştü. Her iki isim de söz konusu suçlamayı reddetti.

Avcı soruşturma üzerine istifasını verdi.

Kimler tutuklandı?

Bugüne kadar tutuklanan isimler şöyle:

  • Serdal Gündüz, KSTÜ’nun küçük ortağı ve genel sekreteri
  • Kemal Dürüst, eski bakan, üniversitenin mütevelli heyeti başkan vekili
  • Çelebi Ilık, Kooperatif Şirketler mukayyidi
  • Mahmut Barış Sel, Mağusa polis müdürü
  • Meray Dürüst, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müdürü 
  • Doç. Dr. Serdal Işıktaş, rektör yardımcısı
  • Amir Shakerifard, Uluslararası Ofis direktörü
  • Şerif Avcil, polis müfettiş muavini
  • Özgür Alp, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nda yarbay
  • Prof. Dr. Turgay Avcı, YÖDAK başkanı
  • Prof. Dr. Mehmet Hasgüler, YÖDAK başkan yardımcısı
  • Derviş Refiker, YÖDAK genel sekreteri
  • Bengü Gazitepe, eski Türk Hava Yolları (THY) çalışanı
  • Muhittin Özsağlam, Çalışma ve Güvenlik Bakanlığı’nın eski özel kalem müdürü
  • Remziye Seven, içişleri bakanı sekreteri
  • Sefa Karahasan, TRT Lefkoşa temsilcisi, KSTÜ’nün mütevelli heyeti üyesi

Örtbas çabası mı?

Soruşturmalar sürerken KKTC Başbakanı Ünal Üstel’in başsavcıyla özel bir görüşme yapması da ülkede gündem olmuştu.

Tepkiler üzerine başbakanlık, ‘rutin bir görüşme yapıldığını, Üstel’in üst düzey devlet yetkilileriyle bu tür görüşmeleri düzenli olarak yürüttüğünü’ açıklamıştı.

Üstel’e yakınlığıyla bilinen bazı kişilerin sahte diploma sürecinde etkin rolü olduğu Kıbrıs Türk medyasında çok konuşuldu, ancak bu yönde herhangi bir resmi açıklama ya da tutuklama yapılmadı.

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, sahte diploma alan ancak kullanmayan kişilerin affedilmesini sağlayacak bir ‘pişmanlık düzenlemesi‘ önerdi. Tatar’ın önerisi, suça karışmış kişileri aklama formülü olarak değerlendiren hukuk çevrelerince tepki ve eleştiriyle karşılandı.

2011’den sonra ‘patlama’

Kıbrıs’ın kuzeyinde ilk üniversite 1979’da ‘Yüksek Teknoloji Enstitüsü‘ adıyla kuruldu. Şimdiki adı Doğu Akdeniz Üniversitesi.

Resmi rakamlara göre 1979’dan 2011’e kadar Kıbrıs’ın kuzeyindeki toplam üniversite sayısı altıydı.

1997’ye kadar Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ), Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ), Lefke Avrupa Üniversitesi (LAÜ) ve Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi (UKÜ) olmak üzere sadece dört üniversiteye izin verildi.

2003’te Türkiye ile KKTC arasında imzalanan anlaşma kapsamında ODTÜ Kalkanlı’da kampüs açtı.

2011’e kadar başka üniversite açılmasına izin verilmedi, ancak bu yıldan sonra tam bir patlama yaşandı ve sekiz yılda 28 üniversiteye ön izin verildi.

Üniversitelerden üçü Türkiye ile imzalanan protokoller sonrasında, 10’u Türkiye’den girişimcilerce kuruldu.

199 ülkeden 79 bin 801 öğrenci

YÖDAK verilerine göre Kuzey Kıbrıs’ta 199 farklı ülkeden 79 bin 801 öğrenci eğitim görüyor.

Bu öğrencilerden 7 bin 887’si KKTC, 39 bin 916’sı Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı, 31 bin 998 öğrenci ise diğer ülkelerden.

6 bin 733 öğrenci kayıtlarda ‘pasif öğrenci’ olarak geçiyor.

25 Nisan 2024

Dr. Tansu KÜÇÜKÖNCÜ(*) - Bilimci ve Üniversite Sıralamaları Kandırmacası

İnsafsız uçan Türk akademisyenler ve insafsız uçan Türk üniversiteleri

Yıllardır yılda bir kaç kez bilimci ve üniversite ve bunlara paralel ülke sıralamaları ortaya seriliyor: düpedüz kandırmaca! 

Bir listeye giremeyen öbür listeye giriyor. Yeni kurulmuş apartman üniversitesi, dünyada ilk 500'de... süper! Sanırsın ki biz Batı’dan değil, Batı bizden 350 yıl geride..! Sanırsın ki bilimi ve teknolojiyi Batı değil, biz keşfettik ve icat ettik. 

Müşterisi bol olmalı ki listeler giderek kalabalıklaşıyor, “Dünyada ilk bir kaç yüzbin bilimci listesi”: bunlar en çok makalesi olan ve en çok atıf alanlarmış. 

Listeler haftada 2 makale yayınlayan Speedy Gonzales uçan Türk bilimcilerle dolu: matematikçi, fizikçi, tıpçı, ne ararsan var, 2.000 makaleyi geçenler var, 10.000 atıfı geçenler var. Bunlara oluk oluk paralar, ödüller, teşvikler de akıtılıyor; her yerde (üniversite, bürokrasi, özel sektör) çok hızlı yükseliyorlar. 

Bunların bazılarını ne gören var ne bilen, kimsenin “gel seni bir görelim, tanışalım, çalışmalarını dinleyelim, ufkumuzu aç” dememesini de fırsat bilerek kimseyi uyandırmadan karanlık sularda avlanıyorlar. Aşağıdakiler haricindeki özellikle matematikçi ve fizikçi örnek isimlerden başka bir yazıda bahsedelim. Haftada 2 aşk mektubu yazmaya kalksan yazamazsın. 

Kim bunlar, nasıl beceriyorlar? 

Profesyonel yerli ve yabancı makale ve atıf şebekeleri ve parayla makale ve tez yazanlar ve yazdıranlar ve parayla her makaleyi basan “yağmacı dergiler” ve “yağmacı konferanslar”... ve yetmedi: “sahte dergiler” ve “sahte konferanslar”.

Meydan sahipsiz. Bilimcilerimiz ve üniversitelerimiz bu alanlarda dünyada ilk 3'te (Nijerya ve Hindistan ile), o kadar iddialılar yani. Yılda “çoğu işe yaramaz” 60.000 makale ile Türkiye, ülkeler arasında 20.lik civarında. 

Yabancı üniversite öğrencisi pazarında ülke sıralamasına bakarlarmış, Nijerya'nın pastadaki payından kapmaya çalışırmışız. O sayede 350.000 yabancı öğrenci bizi seçmiş ve bizi onurlandırmış, biz de onlar burada okusunlar diye neredeyse üstüne para verirmişiz.

Her Türk üniversite mezunu doğar

200.000 civarında akademisyenimiz var. Değil fazladan 350.000 yabancı öğrenciyi, 350.000 Türk öğrenciyi okutmaya yetmez. 8 milyondan fazla üniversite öğrencisini okutmaya yetmediği kesin! 

Ülkede her 10 kişiden 1'i üniversite öğrencisi. Milyonlarca üniversite mezununun 10'da 1'i için iş var mı? Yok! 

Bunlar acayip anormal. Çok tuhaf şeyler oluyor, ama ne? Bunlardan organize birileri haksız çok kazanıyor, kesin! Ülke çok kaybediyor, kesin! 

Bizle aynı nüfusa sahip bilim öncüsü ve bizden çok zengin Almanya'da 2 milyon üniversite öğrencisi var, o kadarıyla zor başa çıkıyorlar. 

Türk tipi makale rekortmeni araştırma tipi üniversiteler intihal doktora tezlerinde de rekortmenler

Ülkede yıllardır en çok matematik fışkıran 2 bölüm Ege Üniversitesi Matematik, Çankaya Üniversitesi Matematik ve en çok kuantum fiziği fışkıran 2 bölüm Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fizik ve Bilgisayar Mühendisliği için ilgili ve yetkili ve doğrudan muhatap herkese buradan bir çağrı yapalım:

Türk Matematik Derneği (TMD), Türk Fizik Derneği, Bilim Akademisi Derneği, Elektrik Mühendisleri Odası ve Bilgisayar Mühendisleri Odası da aracı olsun.

Şimdiye dek diğer Türk matematikçilerin ve fizikçilerin karşılaşmadığı, ya kendi sularında ya da bilmediğimiz uluslararası sularda yüzen, bu bölümlerdeki hocalar, dünyaya fışkırttıkları matematik ve fiziği, bizden esirgemesinler, bize de anlatsınlar. Bizi bölümlerine davet etsinler ya da Şirince'de Matematik Köyü'nde toplanalım, artık kendileriyle tanışalım, basını da davet edelim, anlattıklarını kayda alalım ve internete de koyalım, herkes faydalansın.DEVAMI>>

29 Mart 2024

Gözde BEDELOĞLU - Kıbrıs'taki sahte diploma soruşturması durduruldu mu? (BirGün)

Yaklaşık iki aydır Kıbrıs'ın kuzeyi 'sahte diploma ve yolsuzluk' skandalıyla çalkalanıyor. 
MHP Mersin Milletvekili Levent Uysal'ın eşi Ece Uysal'ın kurduğu Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi'nde (KSTBÜ) yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanıp serbest bırakılan üniversitenin Genel Sekreteri Serdal Gündüz'ün ifadesine göre, sahte not girişleri yapılarak 600'ü aşkın kişiye sahte diploma verilmiş. 
Kademe ve maaş artışı için yüksek lisans diploması alanların arasında polis, asker ve devlet memurlarının adı geçiyor. Ayrıca KKTC Meclisi'ndeki bazı milletvekillerinin diplomalarının da şaibeli olduğu söyleniyor. Soruşturmaya ismi karışanlar arasında Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'ın yakın koruması polis Şerif Avcil, okulun mütevelli heyeti başkan yardımcısı ve eski bakan Kemal Dürüst, eski bakanlık müdürü Meray Dürüst, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı mensubu Yarbay Özgür Alp, Ulusal Birlik Partisi (UBP) vekili Emrah Yeşilırmak, TRT Kuzey Kıbrıs temsilcisi Sefa Karahasan, Polis Müdürü Barış Sel, Yükseköğretim Planlama, Denetleme ve Akreditasyon Kurumu (YÖDAK) Başkanı Prof. Dr.Turgay Avcı, YÖDAK Genel Sekreteri Derviş Refiker ve YÖDAK eski üyesi Prof. Dr. Mehmet Hasgüler var. Polisin elinde yüzlerce kişilik bir liste olduğu konuşuluyor. 

∗∗∗

Sahte diploma, Kıbrıs ve Türkiye'de ilk kez gündeme gelen bir konu değil. Birgün'ün Serhat Boztaş imzalı 24 Eylül 2010 tarihli haberinde, TMMOB Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhcu'nun sözleriyle “sahte diploma ve denklik belgeleriyle mimarlık yetkisi kullanan organize bir sahtekarlıkla karşı karşıya olunduğu” aktarılmıştı. Muhcu, sahte diplomalar ile odaya kayıt yaptıran şahısların ortak özelliğinin ellerindeki diplomaların KKTC'deki üniversitelere ait olduğunu söylemiş ve durum ortaya çıkana kadar mimarlık hizmeti sunup mimari projelerin altına imza attıklarına dikkat çekmişti. 

Türkiye, bu ciddi soruna rağmen Kıbrıs'ın kuzeyinde ard arda üniversite açılmasını teşvik etmiş ve KKTC hükümetlerinden yatırımcılara arazi tahsisi ve vergi indirimleri gibi imtiyazlar sağlanması istenmişti. 2016 yılında MHP'li Levent Uysal'ın eşi Ece Uysal tarafından kurulan KSTBÜ'ye 2017'de YÖK tarafından denklik verildi. KTSBÜ mezunlarının diplomaları Türkiye'de kabul görüyor ve tıp fakültesi mezunları hekimlik yapabiliyor.

∗∗∗

T.C hükümeti olayın aciliyetini tesbit etmiş ve KKTC hükümeti de sahte diploma skandalıyla ilgili çözümü 'ana vatanın' desteğinde görmüş olacak ki YÖK heyeti YÖDAK ile birlikte teknik çalışmalar yapmak üzere Kıbrıs'a gitti. Küçücük adaya neden bu kadar çok üniversite açıldığı ya da yıllardır süren sahte diploma sorununa neden ilgi gösterilmediği tartışmalarına hiç girmeye gerek duymadan, eski Başbakan ve UBP milletvekili Faiz Sucuoğlu, adada çok fazla denetimsiz üniversite izni verildiğini, bazılarının tabela üniversitesi şeklinde kaldığını, bir nevi olaya ticari açıdan bakıldığını söyledi ve ekledi “bu diplomaları terfi için kullanalar ayrı ama bir de hiç bir yerde kullanılmamış diplomalar için ayrı bir şey yapmak lazım, çünkü iş farklı boyutlara gidecek gibi görünüyor ve bu büyük bir zarar verecektir.” 

Haliyle insan merak ediyor; okullar neden denetimsiz bırakıldı, YÖDAK yetkisiz bir kurum mu yoksa yetkisizleştirilmiş bir kurum mu, sahte diploma alıp kullanmayanlar da suç işlemiş olmuyor mu, işin gideceği farklı boyut ve zarardan kasıt nedir ve bu sadece ticari açıdan bakılan olayda kara paranın izi var mı?

Kıbrıs'taki Avrupa Gazetesi'nin 25 Mart Pazartesi günü yayınladığı haberin başlığında söylendiği gibi yoksa “tutuklamalar buraya kadar mı”? Polisin elinde yüzlerce kişinin adının geçtiği uzun bir liste olduğu söylenirken YÖK'ün devreye girmesiyle konu kapandı mı? KKTC hükümeti operasyonların daha ileriye götürülmemesi için Ankara'yla mı anlaştı?

∗∗∗

Gelin filmi biraz başa saralım. 2022'de, YÖDAK üyesi Prof. Dr. Hasret Balcıoğlu'nun diplomasının sahte olduğu ortaya çıktı. YÖDAK, başkan Turgay Avcı dahil tüm üyelerden ve üniversite rektörlerinden diploma ve transkript belgelerini istedi. Ancak Avcı, Prof. Dr. Mehmet Hasgüler başkanlığında görevlendirilen araştırma heyetine, not dökümünü içeren transkriptini sunmadı. Konu, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'ın “ben gördüm, diploma gerçek” deyip onaylamasıyla kapandı. Turgay Avcı'nın mühendis olarak çalışabilmesi için meslek odasına kayıt yaptırması zorunluyken herhangi bir kayda rastlanmaması da şüpheleri artırdı. 

Yine Avrupa Gazetesi'nde dün yer alan diğer bir habere göre KKTC üniversitelerinden Türkiye'deki bazı üst düzey yetkililere de hakkı olmayan ünvanlar verildi. Bunlardan biri, Mehmet Hasgüler'in ortaya çıkardığı, Türkiye'nin eski Tokyo büyükelçisi Umut Arık'a ait. Arık, Japonya'da kendisine verilen 'onursal doktora' ile Kıbrıs'taki Lefke Avrupa Üniversitesi'nden önce yardımcı doçentlik ardından doçentlik aldı. Üniversite, YÖDAK'ın doçentliğin iptal edilmesi yönündeki talebini reddetti. Bunun üzerine polise giderek şikayetçi olan ve Arık tarafından tehdit edildiğini iddia eden Hasgüler'in çabası sonuç verdi, Arık'ın doçentliği iptal edildi.

∗∗∗

O halde akla takılan bir diğer soru şu; bu iki örnek ile sahte diploma konusuna ciddiyetle yaklaştığı anlaşılan Prof. Dr. Mehmet Hasgüler nasıl oldu da KSTBÜ'de başlayan soruşturmaya dahil edildi? 

Hasgüler, üniversite bünyesinde açılan tıp fakültesine verilen 'hızlandırılmış' izin için rüşvet almakla suçlanıyor. Suçlamayı reddeden Hasgüler, iznin YÖDAK'tan önce hükümet tarafından verildiğini ve bunun kanıtının da KSTBÜ'de çalışan iki akademisyenin Bakanlar Kurulu tarafından tıp ve eczacılık fakültesi temsilcileri olarak ilan edildiği karar olduğunu belirtiyor. Tutuksuz yargılanan Mehmet Hasgüler adadaki sahte diploma skandalıyla ilgili cevapsız bırakılan sorular olduğunu söylüyor ve ciddi iddialarda bulunuyor. Kıbrıs ve Türkiye dışında hangi ülke vatandaşlarına ve ne kadar diploma satıldı? Hasgüler'e göre skandal KSTBÜ ile sınırlı değil, şu an soruşturmaya dahil edilmeyen başka üniversiteler de var ve bunlar Türkiye'deki bürokratlara, daire başkanlarına doktora verdi. Görevdeyken YÖDAK olarak, YÖK, YÖDAK ve Eğitim Bakanlığı'ndan izinsiz açılan lisans ve yüksek lisan programlarını durdurduklarını söyleyen Hasgüler oralardan kaç kişinin sahte diploma aldığının araştırılması gerektiğini belirtiyor. 

Polisin içinde bu diplomaları alanların sayısı kaç? Kaç tane ordu mensubu, müsteşar, müdür bu yolla  barem yükseltti? İddia edildiği gibi İran ordusuna da diploma satıldı mı? Cevap bekleyen bunun gibi daha pek çok soru varken Türkiye'nin krize el koyması soruşturmada sona gelindiğinin bir işareti mi, göreceğiz.

28 Mart 2024

Ulaş BARIŞ - Sahte diploma skandalı basit bir olay değildir…(KIBRIS POSTASI)

Geçen gün yazdığım köşe yazısı kimi çevrelerde büyük yankı uyandırmış. Orada yazdığım en önemli şey, diploma soruşturmasını sürdüren Polis Genel Müdürü 1.Yardımcısı Ahmet Beşerler’in görev süresinin dolacağı ancak bu sürenin uzatılması için 6 ay önce bir önerge sunulduğu üzerineydi. Yine benim iddiam, bu görev süresinin hükümetin ayak sürümesi sonucu uzatılmadığı şeklindeydi. Sebebini de onun titizliğinden hoşlanmayanlar olması şeklinde vermiştim.

Nitekim uzatılmadı da.

Geçen akşam itibarıyla polisin genel müdürü yardımcıları yaş haddinden emekliye sevk edildi. Beşerler’in yerine soruşturmayı yönetecek olan kişinin de aynen onun gibi titizlikle çalışacağını düşünüyorum. Tabii ki bunu zaman gösterecek.

Ancak bu diploma işinin sadece polis bacağı yok. Tüm sorumluluk polise yüklenemez.

İşin içinde hükümetten tutun da üst düzey bürokrasi, asker, akademisyenler Türkiye hatta İran’a kadar uzanan geniş bir profil ağı var.

Bütün bunları araştırmak sadece polisin değil ayrıca savcılığın da üzerine düşmektedir. Hadi hükümet demeyeyim ama özellikle de meclisteki muhalefetin bu konunun takipçisi olmak boynunun borcudur.

Elbette basın da kamuoyunu aydınlatmak için sorumluluğunu göstermelidir. Tabii yalan yanlış teyitsiz bilgileri yayarak değil.

Fakat tüm bu dediklerimin dışında işin bir de YÖK ayağı vardır.

Bildiğiniz üzere YÖK’ten üst düzey bir heyet, ortaya saçılan skandalın büyümesi üzerine hafta başı adaya geldi. Bu geliş, bizimkilerin daveti üzerine filan olmadı. Bunu da geçen gün yazmıştım ve iddiamın arkasında duruyorum.

İşte bu heyet son 3 gündür çeşitli üst düzey toplantılara katılmış.

Denilen o ki YÖK Başkan Vekili, YÖDAK’ın yeni başkanı, yine YÖK’ten üst düzey bir kişi ve Türkiye Büyükelçisi önemli bir toplantı yapmışlar.

Aldığım duyuma göre Kıbrıslı Türkler adına YÖDAK’ın yeni başkanı değil, elçi konuşmuş. Normaldir, yeni başkan daha ‘toydur’ diye böyle olmuştur herhalde demek isterdim ama bu hep olan bir şey zaten.

Buna takılmadan toplantıda ele alınanlara bakacak olursak, KKTC’de bulunan toplam 22 üniversiteden 17 tanesi YÖK’e akredite. Diğer 5 tanesi ise değil.

Ortaya atılan fikirlerden bir tanesi bu 5 üniversiteyi ve diğer 17 üniversitenin akredite edilmemiş tüm bölümlerini YÖK’e akredite etmek şeklinde olmuş.

Böylece YÖK’ün sistemine kayıtlı olacak bu kurumların vereceği tüm diplomalar kontrol altına alınabilecekmiş. Yani sistem içinde bir KKTC alanı yaratılacakmış, bunun için serverde bir yer kiralanacakmış.

“Mış” diyerek konuşuyorum çünkü bu konuda henüz resmi bir açıklama yok.

Ama bu iki kurum arasındaki ilişkilerin geçmişine bakarsak kimi imza edilen protokollere pek uyumladığını açıkça görebiliyoruz.

Mesela 25 Haziran 2014 tarihli gazetelere bakarsak şöyle bir haber görürüz: “YÖK, Kıbrıs’taki üniversiteleri de denetleyecek.”

O zaman şu an geldiğimiz duruma bakarsak ya bu denetimler yapılmadı ya da yapılmaya gerek duyulmadı.

Öte yandan yine YÖDAK’ın, YÖK’ê bağlı özerk bir kurum olan Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK) arasında 30 Temmuz 2021’de imza edilen protokolün amacı üniversitelerin kalitesini daha da ileriye taşımak olarak açıklanmış.

Geldiğimiz durumda para karşılığı 1 günde alındığı iddia edilen diplomalar ve YÖDAK üst düzeyi hakkında da rüşvet iddiaları havada uçuşuyor. İleriye taşınan kalite bu herhalde!

Yine geçtiğimiz Eylül ayında Ankara’da YÖK Başkanının katılımıyla, YÖKAK’ta bir toplantı yapıldı. Orada da gündemin önemli maddelerinden bir tanesi KKTC üniversitelerinin akredite problemleriydi. Toplantı sonrası yapılan açıklamada bunun kısa sürede çözüleceği söylendi ama o konuda herhangi bir gelişme yaşanmadı.

Aynen geçen yıl Ağustos’ta YÖDAK Başkanının, YÖK Başkanına yaptığı ama beylik açıklamalarında öteye gidemeyen Ankara ziyareti gibi…

En son dün, yapılan üst düzey görüşmelerin ardından bizzat YÖK tarafından yapılan açılamada, yine aynı beylik lafları edildi. Ama bizim bu laflara karnımız çoktan toktur...

Yani kısacası, YÖK, KKTC üniversitelerinin ileriye gitmesi için pek fazla bir şey yapmamıştır diyebiliriz.

Hatta bence, KKTC’nin gelişen üniversite sektörünün Türkiye’de son dönemde mantar gibi büyüyen üniversite sektörü için büyük bir rakip olarak görülmektedir.

Bugün YÖK, KKTC üniversitelerini Türkiye’den gelen öğrenciler için ciddi manada burs vermeye zorlamaktadır. Bu burslar yüzde 75’lere kadar varmaktadır!

Bu gerçeği defalarca söylemiş ve yazmış birisi olarak, KKTC’nin yerli öğrencileri, gelinen noktada Türkiye’den gelen öğrencilerden daha fazla okul harcı ödemektedir. Eğer dünyada bunun başka örneği varsa söyleyin de bilelim!

Öte yandan, yeterli gelir elde edemeyen bir üniversite ne yapar? Gider kendine yeni Pazar arar. Sonra ne olur? Fırsatçılar devreye girip insan kaçakçılığı düzeneği kurar! İşte Afrika pazarının geldiği nokta da budur!

Başka ne yapar? Aha böyle sahte diploma verip para kazanarak kötü yola düşer!

Yani kısacası, sahte diploma meselesi öyle sadece bir skandal olarak düşünülmemelidir.

Hele de “aha gene biz yönetemedik” filan gibi zırvalıklara hiç gelmemeliyiz. İlla ki çürük yumurtalar vardır ama konu başkadır.

Çünkü ortada bir ‘yönetememe’ sorunundan çok ‘yönettirmeme’ işi vardır.

Kendi kendini yöneten ve ayakları üzerinde duran bir devlet özgür olur, bağımsız olur.

KKTC gibi AİHM kararlarında dahi alt yönetim olarak sayılan bir devletin böyle bir lükse sahip olamayacağını herkes bilmelidir.

Bilmeyen de eninde sonunda anlayacaktır…

10 Mart 2024

Dr. Umut ÖZKALELİ - SAHTE DİPLOMA HİKAYESİNDE İKİ ADAM (KıbrısTIME)

Ada yarısında sahte diplomadan başka bir şey konuşulmuyor ama aslında sahte diploma ile ilgili gerekli hiçbir şey söylenmiyor.

Ben memleketinden uzak, 12 senedir sürgünde yaşayan “gerçek doktoralı” bir akademisyenim. Sürgünüm çünkü “köklü ve gerçek” denilen üniversitelerimizde sahte diploma ve intihal (fikir hırsızlığı) olduğunu Amerika’dan döndükten sonra tespit ve deşifre ettim.

İntihalciler ve sahteciler tarafından dava edildim. O zaman dava arkadaşım da kabul ettiğim birini avukatım olarak tuttum. Avukatımın ihanetine uğradım ve mahkeme sisteminin “katkıları” ile “usul hukukuna” uygunsuz dava dosyalanmasından dolayı intihal delilleri sunulmadığı için hiç açılmaması gereken bir dava aleyhime açılabildi. İntihalciler ve sahteciler beni “kişisel itibara saldırı” suçlaması ile mahkemeye götürünce üniversiteleri ve YÖDAK “konu mahkemede” diyerek diploma ve yayınlarını incelemedi. Bu size tanıdık geldi mi? Gelmediyse az sonra benzeşme göreceksiniz. Sabredin. Ben bu mücadele sırasında işsiz bırakılıp yurt dışından davalara getirilirken, 7 uzun yıllık mahkeme sürecindeki bütün intihalciler ve diploma sahtecileriüniversitelerdenada yarısında maaş çekti. Beni uçağa binip gelmeye zorladılar, “dava günü kaçırılamaz” dediler ama davayı açanlar hiç bir seferde gelmeyerek davayı erteletebildiler.

Sahtecinin sahteci olduğunu kanıtlamam için başını bile çevirip bakmayan akademisyenler, siyasetçi akademisyenler, temiz toplumcular ve YÖDAK tek bir söze asıldı: “konu mahkemelik, karışamayız”. Yedinci yılda bugün kelepçe ile gördüğünüz Mehmet Hasgüler YÖDAK üyesi olarak konu ile ilgilendi, Japonya ile iletişime geçti ve beni dava eden kişinin ortada bir diploması olmadığını açığa çıkardı. Bunun için polise kendisi suç duyurusunda bulundu.

Sahteciye kelepçe takılmadı. Fotoğrafları boy boy sosyal medyada gezdirilmedi.

Bugün “sahte diplomaların peşini bırakmayacağız” diyen Kudret Özersay’ın partisinden milletvekilliğine aday gösterdiği bir başka şahıs geçtiğimiz dönemlerde YÖDAK üyeliğine getirildi. Bu şahsın lisanssız DAÜ’de doktora yaptığı haberlere yansıdı ancak “istifa” etti denildi ve konu kapandı.

Onun da kelepçeli fotoğrafları boy boy her gazetede lanse edilmedi. Olayın sonu da nasıl geldi bilmeden gündemden düşürüldü. Özersay bu konuda hiçbir açıklama yaptı mı? Sorumluluk aldı mı? Ben açıklama görmedim, yaptıysa iletilmesini isterim. O şahsa ne olduğunu da açıklasa halka bir hizmet daha etmiş olur. Tedavüle sahte diploma sürmesi veya hak ettiğinin üzerinde payeler alması suç teşkil etmiyor mu? Üzerine gidilmeyi hak etmiyor mu?

Aylardır, YÖDAK başkanı, YÖDAK yasalarına uygun üniversite onaylı transkript (ders dökümü-4 yıl boyunca hangi dersleri aldığı) gösterememektedir. Bunu gündemde tutan yine Mehmet Hasgüler’dir. YÖDAK başkanının diploma denkliğini ortaya koyamamasına cevabı ne oldu? Hasgüler’e “dava açtı”. Mahkemelerde hiç olmaması gereken bir dava ile iş sürüncemeye girdi. Bana yapıldığı gibi. İntihal, diploma onaylama meselesi mahkemede “hakaret davası” açılarak üzeri örtülebilecek bir mesele değilken, “konu mahkemede” denilerek göz ardı edildi. Basdiş meselesi ilk patladığı anda da tutuklandı haberi yapılınca Avcı “yasal işlem” başlatacağını söyleyerek  dava tehdidi ile kendi haklılığını kendince yeniden kanıtladı. Dava açmak kişileri haklı pozisyona sokmamalı ama ada yarısında bu durum gelenekselleşmiş.

YÖDAK Başkanına “cila” atan gazeteciler diploma fotoğrafı çektiler ve kesin üsluplarla “diplomayı gördüklerini” tescillediler.

Hasgüler geçtiğimiz günlerde polisin önünde açıklama yaptı. Avcı’nın transkriptinin (not dökümünün) önemini kamuoyu ile paylaştı. Mahkemeye not dökümü sunamayan YÖDAK başkanının açtığı davayı ya da YÖDAK başkanlığınıda sürdürebilmesi artık kamuoyunda sessizlikle karşılanamayacak bir hal aldı.

Derken olay bir anda “basdiş” üzerinden rüşvete dönüverdi. Rüşvet önemlidir ama yetkinlik isteyen, eğitimi ile makam tutması gereken birinin bir okulu bitirip bitirmemesi de daha az önemli değildir. Önemliz olsaydı “sahte diploma” konusu üzerinden Özersay bu kadar gündem yaratmazdı. Basdiş kamuoyu gündemine gelirkenden, tüm kamuoyunun aklına durgunluk verecek şekilde Avcıüniversitesini denetlediği Dürüst’ten basdişi aldığını kabul etti ve sanki kimin ödediği değil hangi hesaptan ödediği önemliymiş gibi yaparak bunu önemsizleştirmeye çalıştı. Ama aslında suçunu kamuyu önünde kabul etti. Ardından Avcı tutuklandı haberi geldi, sonra yalanlandı. Kamuoyundaki tepki hızla artarken beklenen tutuklama geldi.

Tutuklama geldi mi? Gerçekten Avcı'yı tutuklu gördünüz mü? Kelepçeli fotoğraflarına baktınız mı?

Gördüğünüz tek kelepçeli fotoğraf Avcı’nın diploma gösteremediğini aylarca uğraşla inkar edilemez bir kabule taşıyan Hasgüler’inki oldu. “İkisinin”birden tutklandığını dinlediniz ama çoğunlukla yalnızca Hasgüler’in fotosunu gördünüz. Avcı’nın fotosu kelepçeli Hasgüler yanına yerleştirildiğinde de kalantor ceketli resmi konuldu. Bu iki adamın resmedilişi manipülatif bir zihin oyunu.Ya yalnızca bir suçlu ya biri suçlu biri takım elbiseli suçlanmamış yan yana duran iki adam imgesi kafanıza kazındı. “Bir suçlu var” denildi size. Şu an zihninizde yer eden “suçlu” not dökümü gösterememiş, basdişi mideye indirmiş YÖDAK başkanı değildir.Şu an zihninizdeki tek suçlu benim davamdaki sahteciyi açığa çıkarmış ve YÖDAK başkanının not dökümünü veremediğini kamuoyuyla paylaşan Hasgüler’dir. 

Avcı tutukluluk gün sayısına bile itiraz etmemiş. Neden etsin? Hastaneden “kalp krizi” riskini dinlenerek atlatacağını biliyor. Hasta olduğu için acaba sorgulaması da mı ertelenecek? Öyleyse bu “herkese eşit muamele” ilkesini koruyacak mı? Yoksa sistem bize sorgulanacak bir adam verdiği için öfkemizi tatmin etmiş olarak “dokunulmazlarına” dokunmamaya devam mı edecek? Bir yandan sistemde “dokunulmayan”kalmayacak diye bir siyasi alkış koparken öte yandan her zamanki gibi gerçekten korunması gerekenlere yolu uzananlar da korunacak mı?

Hasgüler suç işledi ise suçu sağlıklı, güvenilir, ikna edici şekilde ispatlanırsa ancak ceza çekmeli. Gazetelerin önemli bir kısmı hali hazırda “rüşveti aldı” diye başlık atıyor. Bu malum online yayın grupları sizeşu an sadece şüphe olan birşeyi“kesinleşmişişlenmis suç” olarak aktarıyor. Kesinleşmiş bir karar varmış gibi bir ifade kullanılıyor. Kıbrıslılığı da yetmedi, Hasgüler’e “suçu ispatlanan dek masum” karinesi için bağıran bir kişi bile yok. O da şimdi mahkeme süreci yaşamadan “suçlanan” yabancılar gibi kendi ülkesinde. Çünkü karşısındaki “daha arkalı”. Temiz toplumcular da dahil kimse “hüküm vermeyelim” demiyor. Benim için tanıdık. İspatı kolay olan intihalde “mahkeme kararı yok konuşamayız” demişlerdi, bunda bir kişi bile “suçu ispatlanana dek masumdur” demeye gerek görmüyor. Neden? Geçtiğimiz aylarda itibarlı doktorlarımız için mahkeme sürecini bekleme çağrısı bile yapmadan “masum” ilan edenler çoğunluktaydı.“Zengin dokrolarımız suç işlemez” diye yazılar bile yazılmıstı. Hasgüler zengin degildir, bisiklete biner, “zadegan” değil işçi ailesinden gelir. Acaba o yüzden mi sorumsuzca yazılan yazılarla Hasgüler'i yargılanmadan suçlu ilan edebildiler? Acaba ondan dolayı mı “masumiyet karinesi” hatırlatan kimsecikler yok ortada? Toplumdan bir kesime de sosyal medya üzerinden hakaret ettirdiler. Hem de Avcı’nın pek de ispatlı suçunun imgesi üzerinden yaptılar bunu. Avcı’nın ispatlı itiraflı suçu (basdişi aldım dedi) Hagüler’de vücut buldu ve  ona yansıtılarak Avcı’nın yerine kendisini koyuverdiler. Öfkeler kusuldu, Avcı’nın kamuoyunu rahatsız eden durumu Hasgüler’e yansıtılarak vakumlandı.

Ama ya not dökümünü hali hazırda gösteremeyen ve “basdişleri aldım, tüh Kemal bana neden okul hesabından vermiş” diyerek suçunu itiraf etmiş Avcı? Ona bir gün bile kelepçe takılacak mı? Peki ya aniden hastane yatağından rüşvetten aklanmaya giderse? Diploma denkliğini konuşmaya dönecek miyiz? Ya da aldığını itiraf ettiği basdişleri? Çünküşu anki tutuklama sebebi basdişler değil. Ondan dolayı kendisine dava okunacak mı?Yoksa “haksız yere stres çekmekten” devlet bir de kendisine tazminat mı ödeyecek?

Peki ya not dökümleri? O konuşulmaya devam edecek mi?

Sahteciliği ortaya çıkaran, suçu kanıtlanmamışla, basdişi yediğini itiraf eden ve mahkemeye not dökümünü aylardır sunamayan arasında kelepçelenen kim ona bakın.

Baktınız mı?

Düşün ada yarısı düşün!

26 Şubat 2024

Eray ÖZER - Akademiden dolandırıcılık hikayeleri (T24)

Eğer ihbar kendisinden daha düşük pozisyonda bir akademisyenden geliyorsa hemen karşı saldırı başlatıyorlar. İtibarsızlaştırma, ihbarı yapanın akademik çalışmalarının mercek altına alınması, davalar ve hatta cinayet!

Bugün size bir dolandırıcılık türünü anlatmak istiyorum. Ama bu defa işin içinde güzellik merkezleri, sosyal medya fenomenleri yok. Şatafatlı hediyeler, “kitsch” kılık kıyafetler, pırlantalar, çil çil altınlar, ortalığa saçılan dolarlar yok.

Aksine olay son derece ciddi mecralarda geçiyor, failler son derece saygın isimler ve sonuçları itibarıyla sadece maddi kayıplar değil, zaman zaman insan sağlığı gibi parayla satın alınamayacak değerde kayıplar verilebiliyor.

Evet, akademide cereyan eden bir dolandırıcılık türünden, bilgi dolandırıcılığından söz etmek istiyorum.

Geçenlerde içinde yanlış bilgi, intihal yahut yanlış veri hesaplaması bulunan makaleleri tespit eden ve bu makalelerin ya bizzat yazarları ya da yayınlandığı derginin editörleri tarafından geri çekilmesini sağlayan “Retraction Watch” (Geri Çekme İzleme) isimli kuruluş 2023 yılı raporunu açıkladı.

Rakamlar inanılmaz. 2023 yılında 10 binden fazla makale içeriğinde yer alan bilgilerde hata olduğu için geri çekilmiş. Nature dergisinde yer alan bir başka çalışmaya göre bu rakam 2013 yılında sadece bin imiş. 2022’de ise 4 bine ulaşarak rekor kırmış. Fakat sayı geçen yıl gördüğünüz gibi katlanarak artmış.

“Gerçek rakam 100 bin olmalı”

Fakat asıl ilginç ve bir yandan da korkutucu olan uzmanların gerçek rakama dair tahminleri… The Guardian’da yer alan bir başka makaleye göre 10 bin aslında buzdağının sadece görünen yüzü. Olması gerekenin 10’da biri… Evet, konunun uzmanları gerçekten geri çekilmesi gereken makale sayısının 100 binin üstünde olduğunu söylüyor.

Yılda 100 binden fazla bilimsel makale bilerek ya da bilmeyerek (ancak masum hataların oranının yüzde 20’yi geçemeyeceğini söylüyor uzmanlar) insanları kandırıyor, bilim dünyasını manipüle ediyor ve hatta hiç de nadir rastlanmayan durumlarda insan sağlığını kötü etkileyecek bazı sonuçları bilimsel gerçek gibi bizlere sunuyor.

Peki bunu niye yapıyorlar? Bir kere her şeyden önce bilimsel yayın yapmaları gerekiyor. Terfi için, akademik statülerini yükseltmek için, üniversite değiştirmek için veya eğitimlerini tamamlamak için…

En temel motivasyon bu. Kısa yoldan akademinin kendilerinden talep ettiği içeriği üretmek… Yayın yapmak… Doçent olabilmek, profesör olabilmek, doktorayı tamamlayabilmek… Akademiyi bilginin üretildiği yer olmaktan çıkarıp altta kalanın canının çıktığı bir kariyer merkezine çevirmenin doğal sonucu da diyebiliriz aslında.

Midjourney ile üretilen fare görseli

O hayalleri süsleyen akademik kariyere ulaşmanın kestirme yolları çeşitli… En çok faydalanılan yöntem, yukarıda gördüğünüz örnekte olduğu gibi yapay zekânın nimetlerinden faydalanmak...

Metinden görsel üreten yapay zekâ uygulaması Midjourney ile üretilen bu fare görseli, beraberindeki saçma sapan terimlerle birlikte saygın “Frontiers in Cell and Developmental Biology” dergisinde yayımlandı. Xinyu Guo’ya ait makale sözde hakem kontrolünden iki hafta gibi kısa bir sürede geçti, derginin editörü de tüm bu abukluğun ne hikmetse farkına varmadı.

Makalenin görselleri pek tabii ki kısa sürede sosyal medyaya düştü ve alay konusu oldu. Fakat hikâye her zaman böyle eğlenceli şekilde son bulmayabiliyor. Retraction Watch’un bir de “Top 10” listeleri var. Mesela makaleleri en çok geri çekilen akademisyenlerin listesi de burada yer alıyor.

194 makalesi ‘sorunlu’ çıkan Alman tıpçı

Listenin ilk sırasında Alman bir anestezist yer alıyor: Joachim Boldt. Joachim Bey’in -şaka yapmıyorum- tam 194 makalesi geri çekilmiş. Hayır, bir akademisyenin 194 makalesi olmasına mı şaşalım, artık akademik hayatında kaç tane makale yazdıysa bunların 194’ünde sorun yaşanmasına mı?

İşin şakaya gelmeyecek kısmı ise şu: Sayın Boldt 1990 ile 2009 arasındaki yayınlarında kan ikamesi bir ürünün ne kadar da hayat kurtardığına dair kanıtlar sunmuş, ancak sonrasında bu ürünün ölüme veya akut böbrek yetmezliğine sebebiyet verebileceği ortaya çıkmış.

Organize işler bunlar…

Bu akademik dolandırıcılık meselesinin “organize” bir yanı da var. Yani her seferinde kendinize uydurma bir makale üretmek için bizzat uğraşmanız gerekmiyor. Parasını ödeyerek işi “ehline” bırakabiliyorsunuz. Üstelik hakemli bir dergide yayınlanma garantisini de alarak…

Organize kısım iki koldan ilerliyor: Birinci kol -bunlara “kâğıt fabrikası” deniyor- para karşılığı akademik görünümlü makaleler üretiyor. Ücreti karşılığında sağlanan hizmette kâğıt fabrikaları makalenin sonuç kısmında istenilen sonucu verecek datayı üretiyor ve bu hayali data üzerinden makaleyi oluşturup “müşteriye” hazır bir şekilde teslim ediyor.

İkinci kol ise gerçekten dizisi çekilebilecek kadar tuhaf. Yine aynı organize çetenin bir parçası olarak bazı isimler dergilere hakem olarak yazılıyor. Bu bazen sahte akademik kimlikler yaratılması, bazen dergilerin editörlerinin rüşvetle satın alınması yoluyla gerçekleşiyor. Yani bu “fabrikalar” resmen içeriye “ajan” sokuyor ve bu ajanların uydurma makaleyi okumadan kabul etmesini sağlıyor.

Çok manyakça değil mi?

Son bir noktanın daha altını çizerek yazıyı bitireyim istiyorum. Peki neden 100 bin makale geri çekilmesi gerekirken buzdağının görünen ucunda sadece 10 bini tespit edebiliyoruz? Akademisyenler kendilerine yönelik sahtecilik iddialarına çok ama çok sert tepki veriyor. Özellikle de suçlularsa…

Eğer ihbar kendisinden daha düşük pozisyonda bir akademisyenden geliyorsa hemen karşı saldırı başlatıyorlar. İtibarsızlaştırma, ihbarı yapanın akademik çalışmalarının mercek altına alınması, davalar ve hatta cinayet!

Cinayete varan akademik ‘true crime’

Evet, inanması güç ama iş ihbar sahibini öldürtmek için kiralık katil tutmaya kadar gidiyor. 2006 yılında Bangladeş’te yaşanan olayda Rajshahi Üniversitesi’nde doçent olan Mia Muhammed Muhiddin, 11 makalesinin 10’unda intihal ve çarpıtma tespit eden Prof. Syed Tahir Ahmed’i adam tutarak öldürtüyor.

Uzun süren yargı sürecinin ardından Bangladeş yasalarına göre ölüm cezası verilen iki kişi, intihalci akademisyen Mia Muhammed ve cinayeti işleyen diğer isim, aradan geçen 17 yılın ardından geçen yılın ortalarında asılıyor!

Tüketirken tükeniyoruz

Tüm bu olup bitene biraz dışarıdan bakmaya çalışıyorum. Aklım beni yine daha önceki yazılarda vurgulamaya çalıştığım o noktaya çıkarıyor:

Bilgi çağını hiç böyle planlamamıştık!

Tüm dünyanın bilgisini telefon kabloları üzerinden birbirine bağlarken… Bir metnin bir bölümünü kopyalamayı kolaylaştırmak adına “copy-paste” tuşlarını icat ederken… Yapay zekâ dil modelleriyle tüm makalelerin saniyeler içerisinde hemen her dile çevrilmesini sağlarken…

Fakat ne olduysa oldu, bilginin en çok olduğu yerde cehalet, paylaşımın en yoğun olduğu yerde hırsızlık aldı başını gitti.

Sistem neyi bir ürüne dönüştürdüyse, neyi önümüze mebzul miktarda sunduysa eş zamanlı biçimde onun içini de boşalttı.

Şimdi artık derya deniz kütüphanelere saliseler uzakta daha az okuyor, binlerce filmlik arşivlerin yanında daha az izliyor, milyonlarca şarkılık veritabanlarının arasında daha az dinliyoruz.

Her şey o kadar “çok” ki… Yoruluyoruz. Yoruldukça paylaşmak yerine araklıyor, öğrenmek yerine tüketiyoruz.

Ya da aslında tükettiğimizi sanırken tükeniyoruz…

Bilemedim.

24 Şubat 2024

Ulaş BARIŞ - Yüzsüzlük her yerde… (KIBRIS POSTASI)

Eski eğitim bakanı Kemal Dürüst, sahte diploma skandalı kapsamında tutuklandı ve dün mahkemeye çıkartıldı. Mahkemede olguları aktaran polis, Dürüst’ün “Sahte Belge Düzenleme, Sahte Belgeyi Tedavüle Sürme, Sahtekarlıkla Para Temini ve Sahte Belge Düzenlenmesini Tahrik Etme” suçlamalarıyla karşı karşıya olduğunu belirtirken, mahkeme 3 gün tutukluluk kararı verdi.

Mahkemede polisin verdiği bilgilere göre, üniversiteye 6 faklı şirketten 19 adet fatura kesildiği ancak bunun karşılığında üniversiteye hiçbir mal ve hizmet alınmadığının belirlendiğini belirtildi.

Bu faturaların toplamının 926 bin TL olduğunu, 19 faturadan 3’ünün de Kemal Dürüst’ün oğlu ve kızına ait House Hayvancılık Zirai LTD adına kesildiğinin belirlendiğini aktaran polis, bu 3 faturanın toplam değerinin de 165 bin TL olduğunu kaydetti.

Polis ayrıca, 77 bin TL’lik bir fatura olduğunu ve bunun bir alüminyum şirketine kesildiğini, ardından da bu şirketin aynı dönemde Kemal Dürüst’ün hesabına 60 bin TL aktardığını belirlediklerini söyledi.

Kemal Dürüst’ün oğlu ve kızına ait şirketi yönettiğini, evinde ve ofisinde aramalar yapıldığını, birçok belge- evraka el konulduğunu söyleyen polis, Dürüst’ün arabasında yapılan aramada ise teklif formları ve çek yaprakları bulunarak emare olarak alındığını aktardı.

Geçmiş dönemlerde tam 5 kez bakanlık yapan, daha da vahimi giriş cümlesinde belirttiğim gibi 2 dönem eğitim bakanlığı yapan Kemal Dürüst’ün dün yapılan mahkemesinde ortaya konulan bulgular bunlar.

Ülkenin en önemli marka değerlerinden bir tanesi olan üniversitelerin getirildiği durum, ortaya çıkan yıkım, yaşanılan itibar kaybını belki bugün tam olarak hissedemiyoruz.

Ama eminin, eski eğitim bakanının da karıştığı bu skandal, üniversite kurumlarımız için çok büyük tehlikedir ve acısını ilerleyen günlerde daha iyi anlayacağız.

Öte yandan bu ülkenin kurucu partisi olduğuyla sürekli böbürlenen UBP’nin mensubu olan Dürüst’ün siyasi hayatı 7 Ocak 2018 seçimlerinde meclis dışı kalmasıyla bir nevi bitmiş gibi duruyordu.

2022 seçimlerinde geri döneceği söylenen ancak bu gerçekleşmeyen Dürüst hakkındaki iddialar aslında yıllardır konuşuluyordu.

Özellikle son bakanlığı döneminde hakkında ortaya atılan iddialara gündeme gelen Dürüst, siyasi yaşamının ardından Güzelyurt’ta kurulan üniversitenin başında hayatına mutlu mesut devam ediyordu.

Ancak bu mutluluk Kudret Özersay’ın gündeme getirdiği, bir gazeteci gibi patlattığı bomba haberle birlikte bitmiş gibi görülüyor.

Elbette konu mahkemelik, masumiyet karinesi diye bir şey var ama Dürüst’ün konusu aslında şahsi bir meseleden öte ülkede gelinen durumun çarpıcı bir başka göstergesidir. O durum, Kıbrıs adasının kuzeyinde zorla kurdurulan düzenin tamamen çirkefe battığı gerçeğidir.

Hasbelkader içinde yaşadığımız bu düzenin etik değerlerden uzak, yozlaşmış, rüşvet ve yolsuzluğa batmış durumu kuşkusuz ne şimdiki zaman, ne de gelecek için güven vermemektedir. Şüphe yok ki geçmişte de durum aynıydı.

Dün sabah birlikte sunduğumuz programda Canan Onurer’in de vurguladığı gibi bu çirkefi ne hamaset nutukları, ne kahramanlık türküleri ne de dünyanın en büyük bayrağına sahip olmamız örtmektedir.

Bugün milliyetçi duygularını büyük bir hezeyanla Beşparmak dağlarına çizenlerin dini imanı para, daha fazla para, güç ve statükonun devam ettirilmesidir.

Bunun için de her yol mübahtır, her türlü filmi çevirme farzdır.

Uluslararası hukuktan kopuk bir düzenin hukuku, gerekli denetim mekanizmalarından yoksun yapısı eninde sonunda çürümeye mahkumdur. Nitekim devletin en tepelerinde görev yapmış kişilerin bu pervasızlığı, hukuktaki bu çürümenin varlığını bilmeleri ve buna güvenmeleridir.

Bir demokrasinin en temel prensibi güçler ayrılığı ilkesidir. Bu bilindiği üzere yürütme, yasama ve yargı olarak tanımlanır.

Bir ülkede yasama ve yürütme bu kadar yozlaşmışken, hukuk dışına taşmışken, o ülkenin yargısının bundan etkilenmeyeceğini düşünmek tam bir saflıktır. Nitekim romantik sol çevrelerin pek bir sevdiği ‘yargı son kalemizdir’ söylemi bu çerçevede saflıktan öteye gidemez.

Dediklerim elbette adaleti kendine yol edinmiş yargı mensupları için geçerli değildir, onları tenzih ederim.

Çünkü siyasi çürüme denilen şey esasen genel bir çürümeye emaredir ve bunun en önemli sebebi toplumun buna çanak tutmasıdır.

Kusura bakılmasın ama Dürüst gibiler bakanken ondan “kıyak” isteyen insan sayısı eminim ciddi miktarlardadır. Kendine kıyak istemek demek, kısacası yasa dışı bir şey istemek demektir. Bu kıyağı isteyenler, karşılığında gidip oy vermekte, diyetini ödemektedir.

Hal böyle olunca, toplumu böyle olan siyasetçi, işleri kendine yontma noktasında bir sakınca görmemektedir. Yani ortada karşılıklı bir çıkar ilişkisi vardır ve bunun gibi ortaya saçılmayan rezillikler gizli kaldığı sürece kazan-kazan pozisyonu oluşur. Yani “gör beni, göreyim seni.”

Dolayısıyla yaşananlara şaşırmıyorum. Bunlar içinde yaşadığımız sahte düzenin doğallığındaki gelişmelerdir. Maalesef toplum buna geçit vermektedir.

Rezillikler ve sahtelikler artık kötülüğün sıradanlaştığı bir yere varmıştır.

Vasatlık, fırsatçılık, adam kayırmacılık ve en önemlisi yüzsüzlük her yerdedir.

Bu düzen yıkılmadan, uluslararası hukuka geri dönmeden hiçbir şey olmayacaktır.

Bunu son yaşanılan rezilliklerden sonra daha da iyi anlıyoruz…

18 Şubat 2024

OZAN ÖMER KADÜKER - Yolsuzluk doktorası! Asistanlarının yayınlarına böyle çöküyorlar (Milliyet)

Kısa yoldan yükselmek isteyen bazı akademisyenler, hiçbir katkı sunmamalarına rağmen asistanlarının yayınlarına ismini yazar olarak ekletiyor. Kimi ise ‘sen benim ismimi yaz ben de senin ismini yazarım’ diyerek ‘makale kardeşliği’ yapıyor...

Akademik teşvik sistemine göre akademisyenler, yayın yaptıkça ve atıf aldıkça puan alıyor, bu puanla da maaşları artıyor.

Hızlı şekilde yükselmek isteyen bazı öğretim üyeleri ise çözümü hiçbir katkısı olmamasına rağmen asistanlarının yayınlarına yazar olarak ismini yazdırmakta buluyor. Bazıları da ‘sen benim ismimi yaz ben de senin ismini makaleme yazarım’ diyerek birbirleriyle ‘makale kardeşliği’ yapıyor. Bu nedenle hak etmediği, hiçbir emek harcamadığı halde haksız yere yazar olan yüzlerce akademisyen var.

20 yıldır akademik etik dersleri veren Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şenol Kantarcı konuyla ilgili şunları söyledi: “Asistanlarının yayınlarına kendileri yazmış gibi isimlerini ekletiyorlar. Yani adeta çöküyorlar. Asistanlar ise Yeterlilik Sınavı’nı geçemem, tezimi bitirtmezler korkusuyla kabul etmek zorunda kalıyor. Bu durum özellikle Sosyal Bilimler alanında yaygın. Bunu yaparak bölüm başkanlığına, dekanlığa hatta rektörlüğe ulaşan akademisyenler bile var.”

Konuyu Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’nden Kürşad Yılmaz, “Bilimsel Araştırmalarda Haksız Yazarlık ile İlgili Nitel Bir Araştırma” başlıklı çalışmayla ele aldı. Yılmaz’ın görüştüğü 49 akademisyenden 16’sı, hak etmediği halde herhangi birini yayınlarına yazar olarak eklediğini belirtti. 5 akademisyen ise hak etmediği halde bir yayına ismini eklendiğini kaydetti.

Araştırması hakkında bilgi veren Yılmaz, “Akademisyenlerin yarısına göre alanlarında haksız yazarlık uygulamaları yaygın olarak yaşanmakta. En sık yaşanan haksız yazarlık biçimleri karşılıklı yazarlık, armağan/konuk yazarlık, onursal yazarlık ve hayali yazarlık’ biçimleridir. Bazı alanlarda tez danışmanını, bölüm başkanını vb. makaleye eklemek bir kültür haline gelmiş. Bunu yapmayanlar tabi ki mobbinge uğrayabiliyor” diye konuştu.

Akademik teşvik sisteminin nitelikten çok niceliği öncelediğini aktaran Yılmaz, “Akademik teşvik sisteminde, akademisyenler atıflardan 30 puan alabiliyorlar ve karşılığında belirli bir ücret alınıyor. Araştırmamda da akademik teşvik sistemi, haksız yazarlığın sebeplerinden biri olduğu ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.

HUKUKA AYKIRI, 2 YILA KADAR HAPİS CEZASI VAR

Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Aras Türay ise şu bilgileri verdi: “Çalışmaya herhangi bir katkı sağlamayan akademisyenin eserin yazarlarından biriymiş gibi adını eklemesi hukuka aykırı. Yasada suç olarak düzenlenmiş, karşılığında 6 ay ilâ 2 yıl hapis cezası öngörülmüştür. Maddi ve manevi tazminat davası açma imkânı da mevcut. Mağdur olan kişinin, 6 ay içinde şikâyetçi olması gerekmekte. Emek hırsızlığının temelindeki bu ahlaki yozlaşmayı yaygın ve bir anlamda doğal hale getiren cezasızlık olgusudur. Başkasının eserine adlarını ekleyenler, aslında kendisinden güçsüz ve güvencesiz konumda bulunan meslektaşlarının herhangi bir başvuru yapmayacağına güvenmektedir.

MOBBİNG KORKUSU

Yayınlarına başkasının ismini yazmak zorunda kalanlar ise şunları söyledi:

Doktora öğrencisiyim, hocam makale yazıp bana verirsen seni geçireceğim dedi. Mecburen verdim. Ancak beni dersten geçirmedi. Neden geçmediğimi sorduğumda ise “Bir tane daha yaz ver, dersi geçersin” dedi.

Sosyal bilimler alanındayım. Danışman hocaların bazıları, öğrencilerine baskı kurarak makaleye ismini yazdırıyor. Bunu yapmazsanız mobbinge uğrayabilirsiniz.

Araştırma görevlisiyim. Hocam çalışmama katkı sağlamadı ama eklemek zorunda kaldım. Kariyerine yeni başlayan akademisyenler için bu konularda seçim şansı olmuyor.

Bazı hocaları tanınırlıkları bulunduğu için çalışmalara ekleyenler de var. Böylelikle makale kabulünde zorluk yaşamayacaklarını düşünüyorlar.

11 Kasım 2023

“Akademideki çürümeye dur demek gerekiyordu!” (SÖZCÜ)

Prof. Dr. Recai Coşkun akademik çöküşe dikkat çekmek için Küçük Emrah’ın acıları, Teoman’ın ‘Paramparça’ şarkısından başlayıp, “Stalin mort oldu”, “Marks, hemoroitten oturamı-yor” diye yazıp bir makale uydurdu. Hakemli dergiye 500 TL ödedi. Makalesi, “Bilimsel” bulunup, yayınlandı.

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi İşletme Bölümü’nden Prof. Dr. Recai Coşkun, akademide nitelik düşüklüğüne dikkat çekmek için “Bilgelik Olarak Dijital İşletmecilik” adlı bir makale yazdı. Hurafe Yayınları, Remziye’nin Kitabevi gibi uydurma kaynakçalar ekledi. Türkiye’de yayınlanan, Social Sciences Research Journal (SSRJ) adlı uluslararası hakemli dergiye gönderdi. Makaleyi, “Bilimsel” bulan dergi, 1 Kasım tarihinde yayınladı.

DUR DEMEK GEREKİYORDU
Çarpıklığı SÖZCÜ’ye anlatan Prof.Coşkun şunları söyledi: “Doçentlik dosyalarını değerlendiriyoruz. Mantık olarak kopuk, şiirsel ifadelerle süslenmiş makaleler geliyor. 5 kişilik jüriden 3’ünün oyunu alan doçent oluyor. Makaleler, bize gelmeden önce ‘kör hakem’ denilen, hakemlerin birbirini görmediği 2 kişilik jüriden geçer. Biz özgünlüğünü değerlendirip, doçent olup olmayacağı kararını veriyoruz.”

DERGİNİN SAHİBİ PROFESÖR
“SSRJ dergisini, Trakya Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nurcan Metin çıkarıyor. Makaleler ücretle yayınlanıyor. Ben de 500 TL ödedim. Şimdi 1000 TL olmuş. Makalem, hakem değerlendirmesine girdi. Yazım hatası gibi küçük düzeltmeler önerdiler. Düzeltip, tekrar yükledim. 1 Kasım 2023’te onaylayıp, yayınladılar. Baştan sona kurmacaydı. Hakem heyeti belli ki makaleyi hiç okumamış.”

PARA TALEP EDİLİYOR
“Hakemliğin hakkını verenler ve çok güzel araştırmalar yapan akademisyenlerin çalışmalarına gölge düşürmeyi asla istemem. Ama akademik unvanlar, makale yayın sayısı ile ölçülüyor. Herkesin erişimi olan dergiler bu nedenle artık Türkiye’de de para talep ediyor. Akademi, çok rahatsız. Buna bir dur demek gerekiyordu.”

Hakem heyeti onayıyla bilimsel dergide yayınlanan makaleden bazı bölümler:

SUÇ VE CEZA’YI OKUMAMIŞLAR
Hz. İsa’yı çarmıha gerenler, Dostoyevski okumamış! Suç ve Ceza’dan haberleri yok. Türkiye’de dijital işletmecilik bilgeliğini ilk kavrayan şirket, Digitürk. Weber, heder oldu. Keşke Rickert’e hiç bulaşmasaydı. Marks, mumyalansa da Sovyetler’de elektrikler sürekli kesilince, koktu.

STALİN MORT OLDU
Stalin, kendini tüyleri yolunmuş tavuk sanarak, cinnet geçirip mevt-ül mort oldu. Humeyni, tıpkı Salman Rüşti’ye yaptığı gibi bu zındığın başına 10 milyon dolar ödül koymuş. Dante’nin mezarı yüzlerce mezar soyguncusunun talanına uğradı.

DİYALEKTİK AMUDA KALKTI
Hegel diyalektiği ayağa kaldırmaya çalışırken, diyalektik amuda kalkmıştı. Taso ve Pikaçu’nun Türkiye güvenliğine tehditleri duyulmadı. Hakkında idam kararı çıkan Voltaire, İsviçre’de dağ yamacında tarla alıp, gariban ve fukaralara toplu konut yaptı.

NİNELERİMİZİN YAŞMAĞI
Foucault Sarkacı, keşke Yerebatan Sarnıcı’nda kurulsaydı. İstanbul’a yakışmaz mıydı? Bilimsel bilginin uçsuz bucaksız derinliklerinde interstellar olduk. Tıpkı banknot ile coin gibi. Newton’un evreni, bize ninemizin duman kokulu, el örmesi yaşmağı kadar uzak. Einstein’in harikulade MC karesi, karadelikler bile sıradanlaştı.

TEOMAN GİBİ PARAMPARÇA
Marks’ım iki gözüm, babamın fabrikaları ve herşeyimle yanındayım. Alkolden hemoroit olunca, nazik organı oturmasına müsaade etmedi. Saç sakal karıştı. Teoman’ın dediği gibi paramparça. Jane Austen, Edirnekapılı Yosma gibi çöpçatanlık yaptı. Küçük Emrah’ın acılarını, sıfır beden kompleksini, Gogol’un burnunu bilmezler.

KAHKAHALIK KAYNAKÇA

■ Yönteme karşıyım, hepsi Popper’in yüzünden, Bilimsel Anarşizm Yayınevi.

■Tarihin sonunu getiren son adam kimdi? Hurafe Yayınları

■ Ben senin için mi kavga ettim, kurt köpeğimin tanıklıkları, Gamalı Haç Yayıncılık

■ Nitelin hali ne olacak? Desem Bir Türlü Demesem Bin Dert, Toplumsal Araştırmalar

■ Klasik felsefe ölürken bilimsel felsefe yükseliyor, Remziye’nin Kitabevi.

!

Türkiye yırtıcı, şaibeli, sahte ve fake dergilerde en çok yayın yapan 3. ülke

Predatory journals: Who publishes in them and why? - Selçuk Beşir Demir Dünyanın en prestijli dergilerinden biri olan Elsevier tarafınd...

Predatory journals: Who publishes in them and why?

.....................................................................


...
...
...

* Rastgele Yazılar




.