NEDEN ?

https://plagiarism-turkish.blogspot.com


Yükseköğretimde Gözetim ve Denetim - Yasal Çerçeve ve Uygulamalar -
Devlet Denetleme Kurulu Raporu (2009) lütfen tıklayın
2547 sayılı Kanun’da öğretim elemanlarının disiplin suçlarına ilişkin yapılması düşünülen değişiklikler hakkında Bilim Akademisi’nin raporu (2016) lütfen tıklayın

11 Kasım 2011

Murat Bardakçı - Yüksek lisansın rezaleti, doktoranın sefaleti (HABERTÜRK)

GEÇENLERDE bir üniversitenin doçentlik jürisine katılan tarihçi arkadaşlar anlattılar: Anadolu'da yeni açılmış üniversitelerden birinden gelen doçent adayına konusu ile ilgili kaynakları nasıl araştırdığını sormuşlar, hazret şaka gibi bir cevap vermiş, "Google'a bakarım" demiş...
Hocalar önce şaşırmışlar, derken "Haydi evlâdım git, metodolojinin ne olduğunu Google'da biraz daha araştır ve iki sene sonra tekrar gel" deyip çaktırmışlar...
Birkaç senedir pek bir moda oldu: Adam e-mail gönderiyor, "Filânca konuda tez yapıyorum, konumla ilgili olarak hangi kaynaklara başvurmam gerektiğini bildirir misiniz?" diye soruyor. Kendini daha samimi hissedeni "Bu konuda elinizde bulunan kaynakları gönderirseniz sevinirim" diyor; tezini yahut ödevini teslim gününe kadar bilmemnesini yayıp oturmuş olanlar ise utanmayı falan bir tarafa bırakıp küstahça talep ediyorlar: "İki günüm kaldı, kaynakları hemen bildirirseniz sevinirim".
HOCA DA BİLMİYOR Kİ!
İşte, ilim merkezi üniversitelerimizin hâli... Bilim adamı adayı çalışmakla, araştırmakla ve hocaya sormakla öğreneceği kaynaklar hakkında ya Google'dan yahut e-mail'den medet umuyor!
Metod konusunda önceliği Google'a veren unvanlı akademisyenin yaptırdığı master ve doktora tezlerinin kalitesini düşünün: Fen bilimlerinde yapılan tezler hakkında bir şey söyleyemem, zira bilmediğim bir konu ama YÖK'ün internet sitesinden sosyal bilimlerle ilgili tezlere, özellikle de edebiyat ve tarih üzerine yapılan çalışmalara baktığınızda çoğunun lime lime döküldüğünü görürsünüz.
Meselâ, bir konu hakkında derinlemesine araştırma yapma, bilinmeyenleri ortaya çıkartma ve ortaya yepyeni bir eser koyma demek olan "doktora" kavramı, edebiyat alanında birkaç seneden buyana "metin yayınlama" seviyesine indi. Hocası, klasik edebiyat doktorası yapan öğrenciye birkaç asır önce yaşamış ikinci, hattâ üçüncü dereceden bir şairin divanını veriyor, "Al, bunu yayınla" diyor, öğrenci metni "h"nın altına çengel, "n"nin üzerine yay, "k"nın dibine de nokta koyarak yani transkripsiyon alfabesi ile yeni harflere çeviriyor, bir giriş, yarım sayfalık da bir sonuç ilâvesi ile bilgisayara giriyor ve buyurun size 2000'li senelere mahsus bir doktora tezi!
BİR AYDAN NE HABER?
İki hafta, haydi bilemediniz en fazla bir ay içerisinde başka bir alfabeye nakledilebilecek bir metne seneler harcatmak ve adına da "doktora" demek, ayıptır! Ama, memleketin dört bir köşesinde ortaokul açarcasına üniversite açılır ve tez hocalığı da kendi doktorasını Google vasıtası ile yapmış olan yardımcı doçente verilirse, netice böyle olur.
Yeni açılan ve hoca kadrosu zayıfolan üniversitelere tez yaptırma yetkisi verilmemesi konusu ciddî üniversite çevrelerinde birkaç seneden buyana zaten konuşuluyordu fakat çok haklı ve yerinde olan bu görüş, bir türlü hayata geçirilemedi. YÖK, yeni fakültelerin tez yaptırıp unvan verme yetkisini almak yerine başka bir uygulama başlattı, jürilerdeki akademik unvanlı hoca sayısını arttırdı ama netice hâlâ nafile ve tezlerdeki mâlûm kalitesizlik berdevam! Üstelik tez konuları ile ilgili koordinasyon da bir türlü sağlanamadı; bu işi yapacak bir merkez hayata geçirilemedi ve hâlen aynı konuda iki, üç, hattâ dört ayrı üniversitede aynı anda tez yaptırılıyor.
Doçentlik yahut profesörlük sadece kadro ile alâkalı unvanlardır, bir bilim adamının hayatı boyunca taşıyacağı tek akademik unvan "doktora"dır.
Ama bu kavram Türkiye'de artık böyle bol keseden dağıtılır hâle gelmiş olması yüzünden maalesef ayağa düşmüş vaziyettedir ve doktora yaptırma yetkisi lise ayarındaki yeni fakültelerden alınıp sadece köklü üniversitelere verilmediği takdirde tamamen yerlere serilecektir!

2 yorum:

  1. Tuncay Tunç18 Ekim 2015 17:27

    Murat Bardakçıya tamamen katılıyorum.
    Anadoluda bir üniversitede elektronik bir dergi yayınlanır. Adı esosbil. Yani elektronil sosyal bilimler dergisi. Bu dergini editör ve editör yardımcıları 2. sayıda kendi makalelerini yayınlarlar. Yani kendin çal kendin oyna.
    Makaleden bir paragrafı aşağıda veriyorum. Bu paragraftan ne anladınız. okuyun ve rezaleti görün. Makalenin tam metnine aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

    http://esosbil.aksaray.edu.tr/index.php/esosbil/article/view/5/5

    "Günleri takip ediş şeklini şu şeklide anlattı şafak vaktini güneşin
    doğmadan önceki halini bilip güneş doğmadan önce kalkardık yaz aylarını genellikle yaylalarda geçirdiğini söyleyen arif bey öyle güneşin tam tepeye dikildiğinde öğlenin geldiğini gölgemizin artık boyumuzu geçmeye başladığı anın ikindi vakti olduğunu biliyorduk, akşam ise güneşin batma havanın soğumaya başladığı dönem olduğunu söyledi. "

    İşte bu makaleyi yazan kişi yüksek lisans yönetiyor. daha ne diyelim.

    YanıtlaSil
  2. Tuncay Tunç18 Ekim 2015 17:30

    esosbil dergisinin aynı sayısında editörde bir makale yayınlıyor. Makaleyi bir okuyun. Ne anlayacaksınız. Anlatım bozukluklarından imla hatalarını fark edebilecek misiniz. Bu kişi yakında profesör oldu. Etik kurula şikayet ettim. bakalım ne çıkacak?

    http://esosbil.aksaray.edu.tr/index.php/esosbil/article/view/6

    YanıtlaSil

Teşekkür ederiz.

!

Türkiye yırtıcı, şaibeli, sahte ve fake dergilerde en çok yayın yapan 3. ülke

Predatory journals: Who publishes in them and why? - Selçuk Beşir Demir Dünyanın en prestijli dergilerinden biri olan Elsevier tarafınd...

Predatory journals: Who publishes in them and why?

.....................................................................


...
...
...

* Rastgele Yazılar




.